GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

27/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


 

CHP ve miras

Hayat şartlarının olumsuzluğu, Türkiye'deki çok az bir elit zümre dışında herkesi perişan ediyor. Bugün anlatacağım örnek de bunlardan birisi: Her ne kadar şu anda Meclis dışında kalmış olsa bile Türkiye'nin en köklü partisi CHP. Bu partinin başka bir özelliği daha var. Kendisinin vasiyeti üzerine parti, Atatürk'ün malvarlıklarını da yönetiyor ve bu malvarlıkları üzerinden manevi kızları Sabiha Gökçen ve Ülkü'ye maaş veriyor.

Geçenlerde CHP Genel Başkanı Altan Öymen, Atatürk'ün manevi kızlarından bir telgraf aldı. Bakın telgrafta neler yazıyordu:

"Maaşlarımız hayat şartlarından dolayı kafi gelmemektedir. Münasip gördüğünüz miktarda her sene olduğu gibi artırılmasını, saygılarımızla rica ediyoruz."

Atatürk'ün mirasına sahip çıkmak demek sanırım sadece malvarlığını yönetmek olmamalı, onun manevi kızlarına da sahip çıkmak olmalı.

 


Foli-Fıkra: Herkesin kendi tercihi

Dört samimi arkadaş, bir barda buluşup kafaları çekmişler. Hep birlikte aynı arabada eve dönerlerken trafik canavarına dönüşüp bir kazaya sebep olmuşlar ve kendilerini mahkemede bulmuşlar.

Fıkra bu ya, "Cezanız 6 ay." demiş hakim. Sonra da eklemiş:

- Size bir kıyak geçeyim. Yatmak istediğiniz cezaevinin tipini siz seçin.

- Seçeneklerimiz nedir? diye sormuşlar.

- İki tane, diye cevaplamış hakim. Birisi Türk tipi diğeri ise Avrupa tipi (Hep F ya da E tipi olacak değil ya!)

- Aralarındaki fark?

- Avrupa tipinde günde bir kepçe insan pisliği yedirirler. Türk tipinde bir kova.

3 tanesi:

- Biz Türk doğduk, Türk yaşadık. Cezamızı da Türk gibi çekeriz, demişler.

Bir tanesi uyanık çıkıp Avrupa tipini seçmiş.

6 ay sonra hapisten çıkıp bir barda buluşmuşlar yine. Avrupa tipi cezaevinde yatanda bet beniz atmış. Diğerleri şen şakrak. Dayanamayıp sormuş:

- Yahu biraderler her gün bir kepçe pislik yemekten iflahım kesildi. Siz ise bir kepçe değil bir kova yediniz. Nasıl bu kadar sağlıklı ve mutlusunuz?

Diğerleri cevap vermiş:

- Adı üstünde; Türk tipi cezaevi. Bir gün pislik bulundu, kova olmadı, ertesi gün kovayı buldular pislik bulunamadı. İkisi de bulunduğunda, gardiyanlar ortada yoktu. Üçü bir araya gelince de zaten isyan çıkarıp, koğuşa kimseyi sokmadık. Velhasılı kelam 6 ay boyunca hiçbir halt yemedik.

 


Temizlik zamanı

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 30 Haziran'dan bu yana tatilde. Neredeyse iki ay doluyor. Sanmayın ki, Meclis bu iki aydır yatıyor. Çalışan bir iki komisyonun dışında Meclis koridorlarında hummalı bir faaliyet var. Meclis yönetimi, oldukça sert geçeceğinin emareleri şimdiden belli olan yeni döneme hazırlık için tam bir temizlik ve yenilik operasyonu başlattı.

Yıllardır 'ucuzluğu' yüzünden Meclis muhabirlerinin ilk haberi olma şerefini kimseye kaptırmayan Meclis Üyeler Lokantası'nın mutfak ve restoran bölümü yenilendi. Halkla İlişkiler binasında ise tuvaletlerdeki pisuvarların sayısı artırıldı, otomatik sifon sistemine geçildi.

Milletvekillerinin genel kurul çalışmaları sırasında arada bir nefeslenmek için çıktıkları kulis de operasyondan nasibini aldı. Kirlenen koltukların yüzleri değiştirildi, yıpranmış halıların yerine yenileri kondu. Yeni dönemde milletvekillerini ve tabii ki gelirlerse milletin kendisini pırıl pırıl bir Meclis buluyor olacak.

 


Benim vekilim okur!

Meclis Kütüphanesi, Türkiye'nin en büyük koleksiyonuna sahip. Neredeyse ülkemizde basılan her eseri orada bulabilirsiniz. Parlamento muhabirliği yaptığım yıllarda sıkça faydalandığım bir kaynaktı. Sonra gazetecilere ödünç kitap verme olayını kaldırdılar, bizim de yararlanma imkanlarımız kütüphanenin sınırları içine hapsoldu. Ama milletvekillerine bu konuda çok geniş imkanlar tanınıyor. İyi ama onlar bu imkandan yeterince faydalanıyor mu? Cevap veriyorum: Hayır!

Geçtiğimiz yasama yılında Meclis tatile girmeden önce kütüphaneden mayıs ayı sonuna kadar bin 600 küsur eser ödünç alınmış. 550 milletvekili olduğunu düşünürsek vekil başına yılda 3 kitap düşüyor. Ödünç olarak alınan kitapların içinde çocuklarının ev ödevleri için ya da dostlarının ricalarıyla alınanları çıkartırsak, oran bir hayli düşüyor. Bir de gerçekten kitap kurdu olan birkaç milletvekilinin haftada birkaç defa bu servisi kullandıklarını düşünürsek, vekillerimizin büyük çoğunluğunun kitaplara karşı ilgisiz olduğu gibi bir manzara çıkıyor karşımıza.

Ama üzülmeye gerek yok ki, onlar belki kitap okumuyor; ama seçmenlerinin ruhunu okuyor, arzu ve isteklere daha da önemlisi nabza göre ülkeyi yönetiyor. Hiç böyle olmasaydı, Türkiye bugünkü seviyesine çıkabilir miydi?




Siyasetin eksik kanadı

Yıllardır siyasetteki eksik birtakım şeylerden söz edilir. Sonunda bu eksik kanat bulundu. Türk-İş ve Ziraat Odaları Birliği, işçi ve çiftçilerin siyasete atılma zamanının geldiği görüşünde birleşti. Üzerinde görüş birliğine varılan ana fikir şöyle:

"Meclis'te işçiyi temsil eden yok denecek kadar az. Köylüyü temsil eden de yok. Ekonomik güç kimin elindeyse, politik güç de onun elinde. Balkonlardan izlemek yerine, köylüsüyle, işçisiyle, dar gelirli vatandaşla bütünleşme sağlayıp, siyasette yerimizi almak zorundayız."

Ne yani şimdi yıllardır, "Benim köylüm... Benim işçim..." sloganları hep hamaset miydi?



s.karakis@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.