GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

27/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 

Zafer ÖZCAN



Havuz sistemi kalkmalı

Havuz sistemi ilk başta adil gözüktüyse de aslında Anadolu kulüplerine faydası yok. Maddi yönü bir yana Anadolu kulüpleri takımlarının televizyonda maçlarını izleyemiyor. Bence havuzdan hiçbir kulüp memnun değil. Öte yandan havuz sistemi medyada anarşi oluşturuyor. Yayın kaosu var. Futbol kardeşlik diyoruz, neredeyse insanlar maç yayını için birbirlerini bıçaklayacaklar.

Sivri dilli spor programlarının ortaya çıkmasının sebebi büyük kulüplerin yöneticileri. Bu yöneticiler futbolcuların bütün kanallara çıkmasını yasaklıyorlar. Böyle olunca da programlar sivri dilli eski yönetici ve yazarlara kalıyor. Aslında yöneticilerin de haklı oldukları yönler var. Örneğin futbolcuyu canlı yayına çıkartıp, onun sorunlu olduğu insanları da canlı yayına bağlayıp kavga çıkartılıyor. O sebeple yöneticiler yasak koyarken bütün medyayı aynı kefeye koymamalı.

Faik Çetiner, atv Spor Müdürü. 25 yıllık bir spor haberciliği birikimine sahip olan Çetiner ve ekibinin hazırladığı Bizim Stadyum programı, seviyeli ve iddialı tarzı ile sporseverlerin ilgisini çekiyor. Sıradışı bir yayıncılık anlayışına sahip olan Çetiner, sivri dilli eski yönetici ve ekranda kapıştırarak reyting peşinde koşan meslektaşlarını da eleştiriyor. Çetiner, 'Reyting için seviyeyi düşürmek ve ortalığı birbirine katmaktansa, spor programı yapmam' derken, spor basınının halkın gözünde güvenini kaybetmesinden yakınıyor. Faik Çetiner ile spor haberciliğini ve Türk futbolunu konuştuk.

Türkiye'de lig maçları son dört yıldır havuz sistemi ile tek bir kanala ihale ediliyor. Bu sistemde yayıncı kuruluş özel televizyonlar ve federasyon üçgeninde sürekli sürtüşme ve haber amaçlı görüntü kaosu yaşanıyor. Size göre havuz sistemi Türk futboluna ve televizyon dünyasına ne getirdi?

Özel televizyonların reyting alması hem çok kolay hem çok zor. Maç yayını ise yüksek reytingin garantisi. Maç yayını ile yüksek reytingin de bir maliyeti var. Ortada bir beceri yok, sadece parayı verenin düdüğü çalması söz konusu. Havuz sistemi çok para kazandırıyor gibi görünse de bana göre kulüpler havuz yerine tek tek anlaşma yapsalar yine aynı parayı alabilirler. Şu an havuzdan Türk futboluna yıllık 150-160 milyon dolar pay düşüyor. Son olarak iki dijital kanalın verdiği milyar dolarlar da yıla böldüğünüzde aşağı yukarı aynı. Bugün Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş serbest bıraksanız en az 30'ar milyon dolara tek tek maçlarını televizyonlara satarlar. Trabzon da 15 milyon dolara satar. Toplam 105 milyon dolar. Geriye, 14 takım arasında bölüşülecek 30-40 milyon dolar kalıyor.

HAVUZUN FAYDASI YOK

Yani havuz sistemi ilk başta adil gözüktüyse de aslında ufak kulüplere faydası yok. Anadolu kulüpleri kendi maçlarını satsalar, örneğin Gaziantep 8-10 milyon dolar alacak. Bir de havuzda, haber amaçlı görüntü sorunu var. Bir tek yayıncı kuruluş Anadolu kulüplerinin maçlarını yayınlıyor, o da geç vakitte ve birkaç dakika. Maddi yönü bir yana Anadolu kulüpleri takımlarının televizyonda maçlarını izleyemiyor. Ben atv'de olduğum için konuşmuyorum. atv de havuzu alsa aynı şeyleri söylerim. Havuz sistemine inanmıyorum. Havuz sistemi yine olsun; ama isteyen ve iyi paraya anlaşan kulüp serbest kalabilsin. Serbest kalan kulübün anlaşmasından da havuza pay aktarılsın. Bence havuzdan hiçbir kulüp memnun değil. Öte yandan havuz sistemi medyada anarşi oluşturuyor. Yayın kaosu var. Futbol kardeşlik diyoruz, neredeyse insanlar yayın için birbirlerini bıçaklayacaklar.

Hafta sonları özel kanalların çok olmasının da etkisiyle, spor programı enflasyonu yaşıyoruz. Bu programlarda son zamanlarda, sivri dilli yazar ve yöneticiler konuk ediliyor. Reytingi için çok saldırgan ve fanatik polemikler izliyoruz. Bu durumun Türk futboluna zararı yok mu?

Bu sivri dilli programların ortaya çıkmasının sebebi büyük kulüplerin yöneticileridir. Bu yöneticiler televizyonlara karşı belli kararlar alıyorlar. Yayıncılar arasında seviye ve kalite farkı gözetmeden futbolcuların bütün kanallara çıkmasını yasaklıyorlar. Böyle olunca da programlar sivri dilli eski yönetici ve yazarlara kalıyor. Aslında yöneticilerin de haklı oldukları yönler var. Örneğin futbolcuyu canlı yayına çıkartıp, onun sorunlu olduğu insanları da canlı yayına bağlayıp kavga çıkartılıyor. Örneğin Oğuz'u çağıran Ali Şen'i bağlıyor. Reyting geliyor; ama güven de kayboluyor.

 

YÖNETİCİLER TUZAĞA DÜŞTÜ

Geçen hafta bir kanalda yaşanan Hakan tartışması buna örnektir. O tartışmada Galatasaray yöneticileri resmen televizyonun tuzağına düştü. 26 yaşındaki tecrübesiz bir genç yönetici Galatasaray'ı küçük düşürdü. Kısacası futbolcuları canlı yayına çıkartamayan televizyoncular sivri dilli yayınlardan medet ummaya başladı. Biz bunu denemiyoruz. Seviyeli ve kaliteli olmaya gayret ediyoruz. Ben de üç dört sivri dilli insan bulup, onları kapıştırıp ortalığı birbirine katmasını bilirim. Kulüpler yasak koyarken herkesi aynı kefeye koyarlarsa ya reytinge oynarsınız ya da programı kaldırırsınız. Biz ikinciyi tercih ediyoruz. Ben gerekirse programımı kaldırır; ama seviye düşürmem.

Güven kelimesinden bahsettiniz. Spor habercisi olarak Türk spor basınının güvenilirliği konusunda tespitleriniz nelerdir?

Eski güvenilirliğinde olduğunu söylemek imkansız. Gazetelerin sorumlulularına, spor müdürlerine bu noktada görev düşüyor. Kaliteli eleman çalıştırmak gerekir. Gelen haberlerin düzgün ve doğru olması gerekir. Genç muhabir arkadaşların bir an önce kendilerini gösterip, öne geçme heveslerinden kaynaklanan hataları güveni sarsan unsurlardan. Bu durum spor basınına da büyük zarar veriyor.

Özellikle transfer aylarında gazetelerde neredeyse 1000 tane isim alınıp satılıyor. En matrağı biz dememiş miydik muhabbeti. Bazı yazarlarda o var. Adam 40 isim vermiş içinden birisi transfer edilmiş sonra diyorlar ki biz vermiştik. Bu, kendi kendini küçük düşürmek oluyor.

Zaman zaman medyada, 'kulüplerden geçinen', 'trasferlerden komisyon alan', 'kulüpten para alıp ona göre yazı yazan yazarlar' gibi ifadelere rastlıyoruz. Sizin bu konuda gözlemleriniz neler?

Ben bunlara inanmam. İnsanlara çamur atmak çok kolay. Sempatisi olabilir; ama para alıp yazacak olayına inanmam. Yakınlık olabilir, bazı olayları pas geçebilir; ama para alma meselesi ispat edilmeli. İnsanları karalamak kolay. Adam hasta taraftardır ona göre davranır; ama para alıp yazı yazanlar var deniliyorsa bu ispat edilmeli. Ben 25 yıldır bu işin içindeyim, hiç böyle bir şeye rastlamadım.


Hakemleri idareciler etkiliyor

Tartışma gündemindeki önemli bir grup da hakemler. Ve hakemler üzerinde spor basınının etkileri. Fener medyası, Galatasaray medyası gibi kavramlar var. Bunların hakemleri yönlendirdiği söyleniyor!.

4 yıldır neredeymiş Fener medyası? Fener medyası 4 yıldır dondurulmuştu da şimdi mi ortaya çıktı? Fener kötüyse Fener medyası istediği kadar mücadele etsin. Fenerbahçe'de son 10 yılın en iyi transferleri yapıldı. Ama geçen sene olduğu gibi Fener iyi olmasın Fener medyası hiçbir şey yapamaz. Galatasaray Hakan'ı verdi; ama Jardel'i aldı. Almasaydı medya ne yapabilirdi? İyi kadro kurarsan iyi sonuç alırsın. Galatasaraylı medya olsa ne olur?

Bütün bunlara rağmen sizce medyanın hakemler üzerinde hiç mi etkisi yok?

Etkisi mutlaka var; ama bence daha çok yöneticilerin etkisi var. Bu da MHK'nın acizliğinden kaynaklanıyor. Bir yönetici çıkıp 'Eyvah' Bize şu hakem verilmiş biz o hakemle kazanamıyoruz.' diyor. Böyle olunca o hakem bir daha maç kaybettiren konumuna düşmemek için farklı davranıyor. Böyle bir durumda MHK hemen o hakemi değiştirmeli. Medyadan çok yöneticilerin hakemlere etkisi var. Bir de bizde ister İstanbul, ister Anadolu kulüplerinde olsun deplasmana giden takımın hakemlerden daha çok canının yandığı gerçeği var.

Artık statlardan tel örgüler kalkıyor. Siz bunu olumlu buluyor musunuz?

Tel örgülerin kalkması için henüz erken. Kime neyi ispat ediyoruz? Tel örgü yok, binlerce polis görev alıyor. Seyirci polisten şikayetçi. Seyirci ile polisi baş başa bırakıyorsunuz. Çağdaşlık bu mu? Tel örgüleri lig biraz kızışınca göreceğiz. Allah korusun kötü şeyler olabilir.



| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.