Yine düğme!
Bazıları, devletin düğmeyle idare edildiğini zannediyor galiba. Sabah gazetesi "Devlette yuvalanmış irticacı ve bölücü kadroların listesi hazırlandı, formül bulundu, düğmeye basıldı" diye spot attırmış. Bu düğme lafı bize hiç de yabancı gelmiyor ya neyse...
Demek ki, bu memlekette iyi şeyler de oluyor. Düğme sanayi ve yan dalları gelişiyor. Düğmecilikten ekmek yiyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Afiyet olsun!
Bu manşetin üzerinden fazla geçmeden, aynı gazetenin iç sayfalarında ısmarlamaya çok benzeyen bir haberler karşılaştık: "Gülen kurmaylarını Amerika'da topluyor." Başlıkta hemen Genelkurmay'a bir ispiyon havasını yakalamamak için gazeteyi, Türkiye'yi ve şartları bilmemek lazım. Haberin ara başlığında "Birer birer kaçıyorlar" deniliyor. Hemen altında da "Hapse girerim yine gitmem." sözü var. Dün Abdullah Aymaz'ın cevabını, Zaman'dan okumuş olmalısınız.
Kaçmak için değil ama, gezmek için yurtdışına çıkmak istesek, İngiliz bayraklı bir yat seçerdik. Bunun için de bir gazete patronundan ricada bulunurduk herhalde.
Bunları duydukça insanın içinden bir türkü tutturmak geçmiyor değil: "Düğmen benim gamlı yaslı gönlüme!..."
Devlet meseleleri
Emekli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, açılışlarda ve temel atma törenlerinde görünmeye başladı. Bir törende yaptığı konuşmada "Vatandaşları devlete sahip çıkmaya çağırıyorum." diyordu. Emekli bir cumhurbaşkanının vatandaşı devlete sahip çıkmaya çağıran sebep nedir acaba? Yoksa farkında değiliz de, devlet batıyor mu? O zaman, her felaketin ardından "Devletimiz güçlüdür, bu afetin de üstünden geliriz. Kimse devletimizi küçük düşürmeye kalkmasın!" mealinde konuşurken, birdenbire ne değişti? Değişen mevkiler mi? Bu demeçler Türkiye'nin ne kadar zayıf olduğunun bir ilanı mıdır? Diyelim ki, vatandaş devlete sahip çıkmak istiyor: Hangi devlete sahip çıkacak? Nasıl sahip çıkması gerekiyor? Konuşma "laf olsun!" kabilinden yapıldıysa, onu da bilelim. Yoksa "devlet" derken, kendisini mi kastediyor?
Geçelim başka bir "Devlet Meselesi"ne: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bir konuşmasında "Devlet, göçü önlemek için bütün tedbirleri alacaktır." diyor. Bizce yanlış bir karar. Devletin göçü teşvik etmesi gerekiyor. Çünkü, evinde, mezraasında, köyünde yürüyecek dermanı olmayan ihtiyarlar dışında kimse kalmadı. Devlet (geriye) göçü teşvik etmeli ki, vatandaş toprağına dönebilsin.
Üçüncü meseleye geçerken, hükmünün kalmadığını biliyoruz. Yine de değinip geçelim. Devletin tepesinde yaşanan KHK krizinden bahsetmek istiyoruz. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında soğukluk olmuş, tokalaşmamışlar. Olabilir. Devletin en üst düzeyindeki iki insana ders verecek değiliz. Üstelik bizi hiç ilgilendirmiyor. İki devlet adamının arasındaki soğukluğu "ayıp" diye nitelendirenler, önce kendilerine, sonra çevrelerine bir baksınlar. Asıl ayıpların nerede olduğunu görsünler.
En iyisi
Cumartesi günü, üç büyük gazetenin birinci sayfasını çok beğendiğimizi söyleyebiliriz. Çünkü kapakta büyük bir bankanın reklamı yer alıyordu ve sadece "iyi çalışmalar" temennisi vardı. Ne bir çamur haber, ne bir karalama, ne de kara haber... Bundan iyisi can sağlığı.
Pokemon
Pokemon diye bir bilgisayar virüsü çıkmış. Pokemon denilen çizgi filmin kendisi bir virüs. Ayrıca virüse gerek var mıydı? Çocukların zihnini şiddetle, tedhişle dolduran Pokemon adlı çizgi film virüsünden sonra, benzeri bilgisayarlara musallat olacak.
Hava yolları çöker mi?
İlkokulun galiba ilk yıllarında olması lazım. Öğretmenden ulaşım sözünü duymuşuz. Bunların kara yolları, demiryolları, denizyolları ve hava yolları olduğunu öğrenmişiz. İlk üçünü anlamak kolay da, şu havayolları nasıl yapılır aklımız ermiyor. Denizyolları hariç, diğerlerini görebiliyoruz, ama havayollarını görmek mümkün değil. Her uçak geçişinde merakla bakmamızın sebebi, havayollarını görebilir miyiz acaba merakındandı. O gün bugündür, hiç havayolu göremedik. Uçağa ilk binişimizde de, merak ettiğimiz bu hava yoluydu. O yüzden pencere kenarına oturduysak da, değişen bir şey olmadı. Şimdi merak ettiğimiz konu şu: Çok şey çökebilir de, hava yolları çöker mi hiç?
İstanbul Hava Yolları'nın çöküş haberini okuyunca, böyle karmakarışık duygularla baş başa kaldık. Hani Türkiye'de her şey düzeliyordu. Ekonomi pespembe tablolar çiziyordu. Bazı gazeteler ve köşe yazarları Pembe Panteri oynuyordu. Merak edilen bir nokta da şu: İstanbul Hava Yolları'nın çöküşünde "1 numaralı tehdit" etkili olmuş mudur? KHK yürürlüğe girse bu kuruluş kurtulmuş olur muydu?
|