
Kompresörde Türk mührü
1965 yılında Ömer Dalgakıran tarafından küçük bir atölyede temelleri atılan Dalgakıran Kompresör, bugün ülkemizin önde gelen üreticilerinden. İstanbul Samandıra'da faaliyet gösteren şirketin başında ise genç bir işadamı, Adnan Dalgakıran bulunuyor. Şu anda 18 ülkeye ihracat yapan yurtiçinde de 190 bayisi olan Dalgakıran'ın hedefi ise Kastamonu'da dev bir tesis kurmak.
Kompresör üretiminin yanında KOBİ'leri bir araya getirerek Bahar Yatırım Holding'i kuran Adnan Dalgakıran, ithal malzemeleri tek elden sağlayarak girdi maliyetlerini düşürmeyi amaçlıyor. Şirketlerin birbirleriyle barter yapabilecekleri bir sistem üzerinde çalışan firmanın gelecekteki projesi ise internet üzerinden sanal ticaret yapmak.
Adnan Dalgakıran - Dalgakıran Kompresör
Aslen Kastamonulu bir aileden gelen Adnan Dalgakıran 1962 yılında İstanbul'da doğdu. Kimya mühendisliği eğitimi gören Adnan Dalgakıran, kardeşiyle birlikte babasının temellerini attığı Dalgakıran Kompresör'ün şu anda genel müdürlüğünü yapıyor. Bahar Yatırım Holding'in de kurucu başkanlığını yapan Dalgakıran, evli ve bir kız çocuk babası.
Kalitesine güveniyor: Dalgakıran Kompresör'ün Genel Müdürü Adnan Dalgakıran ile şirketin TEM yolu üzerinde bulunan İstanbul Samandıra'daki üretim tesislerinde görüştük. Adnan Bey, mütevazı kişiliğine rağmen çok yönlü ve girişimci bir işadamı. Dünya da kaliteli Türk malı imajını yerleştirmeye çalışan Dalgakıran imalat politikasıyla ürünlerinin kalitesine güveniyor.
irketiniz hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?
Babam Ömer Dalgakıran 1965 yılında Dalgakıran Kompresör şirketimizin temellerini attı. O zamanlar Perşembepazarı'nda küçücük bir atölyede sadece bir torna tezgahımız vardı. O yıllarda ülkemizde yerli üretim kompresör yoktu. Babam da ülkemizde bulunan Avrupa kompresörlerin tamiri ile uğraşırdı. Ardından küçük çapta kompresör üretimini başlattı. Ben ve kardeşim Ayhan Dalgakıran da öğrenim hayatımız boyunca tatillerde atölyede çalışırdık.
Siz de üretimin her aşamasında bilfiil çalıştınız mı?
Henüz lise yıllarında iken bile iyi bir tornacı, montajcı ve makineci olduğumuzu söyleyebilirim. Üniversite döneminde ise ben yine boş durmadım ve tekstil üretimi ile meşgul oldum. Babamdan aldığım alışkanlık ile ticaretten ziyade üretimi tercih ettim. Askerlik dönüşü de ben ve kardeşim Topkapı'daki atölyemizde işe başladık. Kardeşim de zaten meslek lisesi mezunuydu, daha sonra İktisat Fakültesi'ni bitirdi.
Üretimin ve fabrikaların büyümesi nasıl gerçekleşti?
Biz kardeşimle birlikte işleri büyütmek için çeşitli plan ve projeler yaptık, kendimize hedefler koyduk. Hiçbir teşvik ya da kredi kullanmadan çalıştık. Ekonomide geriden gelmenin avantajını kullanarak daha ilerideki firmaların hatalarına düşmedik ve en ileri teknolojiyi kullanmaya başladık. Babamın geniş tecrübesi ile bizim dinamizmimiz birleşince ortaya güzel şeyler çıktı.
İMES'teki tesislerinize gelişle birlikte neler değişti?
Topkapı'da sadece pistonlu kompresör üretiyorduk. 1991 yılında İMES'te vidalı kompresör imalatına başladık. Samandıra'daki 6 bin metrekarelik bu tesislerimize ise 1998 yılında geçtik ve her sene yeni ürünlerle kompresör çeşitlerimizi geliştirdik. Topkapı ve İMES'teki atölyelerimizi ise şirketimizin İstanbul'un Avrupa ve Anadolu yakasındaki servisleri haline dönüştürdük. Böylece 1989 yılında Topkapı'da 7 kişinin çalıştığı 100 metrekarelik bir atölyeden 10 yıl içinde Türkiye'nin en büyük kompresör fabrikasını ve üretim tesisini kurmuş
olduk.
Şu andaki üretim miktarı ne kadar?
Biz ayda 300 adet pistonlu kompresör, 50 civarında da vidalı kompresör üretiyoruz. Şu anda yağlı kompresörlerin tüm çeşitlerini hemen hemen üretiyoruz. Yıllık üretimimiz ise 4 bin adedi geçer. Gelecekte de yağsız kompresör üretme hedefimiz de var. Türkiye'de çok sayıda kompresör üretim tesisi var; ancak bu kadar farklı ürünü ve bu miktarda üreten bir rakibimiz yok. Yurtiçinde 190 adet bayimiz var, 15 tane de servis ile hizmet veriyoruz.
Ürettiğiniz kompresörlerin ne kadarını ihraç ediyorsunuz?
Biz üretimimizin en azından yüzde 20'sini ihraç ediyoruz. Şu anda 18 ayrı ülkede de Dalgakıran kompresörleri bulunuyor. Bunlar arasında öncelikle Yunanistan, Romanya gibi Avrupa ülkeleri, Rusya, Orta Doğu hatta Afrika ülkeleri bile var. Hedefimiz ise yurtdışındaki pazar payımızı artırmak. Zaten ürünlerimiz de tamamen uluslararası standartlara sahip. Halen, ISO 9001 belgesi ve CE markasına sahibiz. Rusya, Romanya gibi ülkelerde düzenlenen fuarlarda yer alıyoruz. 2001 yılında da Hannover Makine Fuarı'nda yer almayı hedefliyoruz.
Yurtdışında makinelerinizin kalitesi noktasında hiçbir sıkıntı ile karşılaştınız mı?
Bu konuda önemli sıkıntılarımız var. Yurtdışına Türkiye'den giden kalitesiz mallar bizim satışlarımızı da etkiliyor. Türk malının kalitesine adeta gölge düşüyor. Bunu yenmek de o kadar kolay değil. Hatta başka ülkeler Türk mallarının üstüne kendi mührünü vurarak tüm dünyaya satabiliyor. Bu da bizim pek hoşumuza gitmiyor. Biz bir Türk markası olarak yurtdışında var olmaya çalışıyoruz.
Yabancı firmalarla işbirliğiniz hangi düzeyde?
Biz yurtdışındaki firmalarla lisans anlaşmasına girmedik. Çünkü lisans anlaşmaları, şirketlerin kendi politikalarını uygulamalarını engelliyor. Biz tecrübemizi teknoloji ile birleştirerek kendi ürünlerimizi ortaya koymaya çalıştık. Zor olanı seçtik; ama ürünlerimize güveniyoruz. Dalgakıran markasıyla da bütün dünyaya satıyoruz. Bu bize kısa vadede zorluk getirdiyse de orta vadede kârlı çıktığımızı gördük. Ayrıca basınçlı hava ekipmanları konusunda mümessili olduğumuz çeşitli firmalar var. Örneğin; Samsung firmasının turbo kompresörlerde Türkiye'deki temsilcisiyiz. Havalı el aletleri konusunda Alga markasıyla piyasadayız. Son dönemde pet şişe tesisleri için daha bol hava veren booster kompresörlerinin de üretimine başladık.
Sizde şu anda kaç kişi çalışıyor?
Bizde şu anda 90 kişi istihdam ediliyor. Bu arkadaşların 6 tanesi mühendis, diğerleri ise teknik uzman seviyesinde. Biz yıllardır burada bir aile gibiyiz. Sadece mühendislerimizi değil, ustalarımızı da yurtdışına gönderir ve en son teknolojiyi görmelerini sağlarız. Kendi bünyemizde bir çıraklık okulu kurma çalışmalarımız da var.
Bir de Kastamonu'da yeni bir yatırım projeniz olduğunu duyduk. Bu konuda da biraz bilgi verebilir misiniz?
Bizim asıl baba memleketimiz Kastamonu'ya bağlı İnebolu. Biz de Kastamonu'da kurulan Organize Sanayi Bölgesi'nde 30 dönümlük bir arazi satın aldık. Zaten İstanbul'da da arsa almak ve üretim yapmak çok pahalıya mal oluyor. Anadolu'da da artık üretim yaygınlaşıyor. Biz de Kastamonu'da çok daha geniş bir yatırımın hazırlıkları içindeyiz. Yılda 15 bin kompresör üretmeyi hedefliyoruz. Buradan sadece Türkiye pazarı için değil, ABD dahil tüm dünyaya ihracat yapmayı planlıyoruz ve biz ürünlerimizin kalitesine güveniyoruz.
Dalgakıran soyadı da İnebolu'dan mı geliyor?
Baba tarafım hep denizci, anne tarafımdan da denizciler var. Babamın herhalde denizle arası hoş değilmiş, sadece babam karada çalışmış. Dalgakıran soyadı da oradan geliyor.
Ürettiğiniz kompresörler daha çok hangi alanlarda kullanılıyor?
Basınçlı hava potansiyel bir güçtür. Bu gücü her yerde kullanabilirsiniz. Otomasyonun daha çok gelişmesi ile birlikte basınçlı hava daha çok kullanılmaya başladı. Makinelerdeki pnömatik sistemlerin hareketini sağlayan bir güç olarak hava kullanılıyor. Gemilerde, kimya ve plastik sektöründe, hastanelerde, tekstilde aklınıza gelen her yerde kompresöre ihtiyaç duyulabilir. Kompresör sanayii aslında dünyada büyük bir endüstridir. Türkiye'de de gelecekte daha da gelişmeye müsaittir.
Sizin bir de sinerji oluşturmak için KOBİ'leri bir araya getirme projeniz vardı. Bu proje hangi aşamada?
Biz 3 sene önce bu düşünceyle Bahar Yatırım Holding ismi altında bir şirket kurduk. Küçük sermayelerle 50 ortak tarafından kurulan bu şirketin ben de yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum. Finansman açısından birlikte hareket etmek herkese büyük yararlar sağlıyor. Öncelikle makine-metal sektöründeki firmaların ihtiyacı olan ithal malzemeleri tek bir merkezden sağlıyoruz. Böylece KOBİ'lerin alım maliyetlerini düşürmekteyiz. Bu tip çalışmalar gelişmiş ülkelerde zaten var. Ülkemizde ise organizasyon konusunda Türkiye'de halâ bazı zorluklar var. Ayrıca internet üzerinden sanal ticaret yapmak için çalışmalar yürütüyoruz. Şirketlerin birbirleriyle barter yapabilecekleri bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Hedefimiz ise ileride 500 üretici ortağı bu şirkette buluşturmak.
Üniversiteyi yeni bitirmiş ve belli bir sermayeye sahip genç bir girişimci adayı olsaydınız şu anda hangi alanlara yatırım yapmayı tercih ederdiniz?
Telekomünikasyon ve enerji alanları Türkiye'de ve dünyada önemli yer tutuyor. Ama ben finansmandan çok organizasyon boyutu olan ve o şekilde büyüyecek konularda faaliyet göstermeyi tercih ederdim. İnternetle çok daha yakından uğraşırdım. Bilgi-işlem ve programlama gibi alanlara ilgi duyardım. Dünyada şu anda büyük kuruluşların pek çoğuna bakarsanız organizasyon boyutu olan hizmet sektörleri ile uğraştıklarını görürsünüz. Sağlık sektörü son dönemde çok hızlı gelişiyor. Ayrıca bilgi bankaları da günümüzde her şeyden daha fazla önem taşıyor ve hazır bilgiye büyük önem veriliyor. Üretimle belirli yere kadar gelir, finansmanınız ve enerjiniz kadar gelişirsiniz. Ama yeni bir proje oluşturursanız bunun geleceğini kimse tahmin edemez.
İş dünyasında uyguladığınız temel prensipleriniz nelerdir?
Uzmanlığa dikkat ediyoruz, tecrübeye ve kaliteye önem veriyoruz. Bu unsurlar bizim için çok önemli. Aynı zamanda şirket kültürüne çok büyük önem veriyoruz. İşbirliği içinde olduğunuz ülkelerin kültürlerini de yakından tanımanız gerekiyor. Örneğin; Almanya'nın iş kültürü ile Amerika'nınki birbirinden çok farklı. Bu farklılıkları bildiğiniz takdirde üretimi ne şekilde gerçekleştireceğinizi daha iyi biliyorsunuz.
Hükümetin uyguladığı ekonomik istikrar programı sizi nasıl etkiliyor?
Eskiden sermaye az olsa da her işte para kazanmak daha kolaydı. Şimdi ise kolay para kazanma devri bitti. Biz bu durgunluğa gelip geçici bir kriz olarak bakmıyoruz, ekonominin yeni durumu olarak görüyoruz. Ve bu yeni duruma göre kendimizi ayarlamaya çalışıyoruz. Düşük kâr marjı ile yüksek üretim miktarına göre kendimizi ayarlıyoruz. Bu aslında Türkiye için yeni bir durum. Döviz hareketi enflasyonun gerisinde kaldı, bu da üretimde zorlukları beraberinde getiriyor.
Bir sanayici olarak geleceğe bakışınız nedir?
Biz bir sanayici olarak üretenin kazanacağı günlerin mutlaka geleceğine inanıyoruz, inanmazsak bu işleri yapmayız. Bizim uzmanlık alanımız bu ve daha bu sektörde yapacağımız çok iş var. Avrupa Birliği'ne girişle birlikte KOBİ'lerin daha da güç kazanacağını düşünüyoruz. İspanya, AB'ye girmeden önce kompresör tüketimi Türkiye'dekine benzer seviyedeydi. Bugün ise bu rakam en az beşe katladı. Sadece kompresör sektöründe değil, döküm vb. sektörlerde de gelecek var. Ancak Türkiye bu konuda oldukça yavaş davranıyor, yeni politikalar geliştiremiyor. Ülkemizde öncelikle üretimin desteklendiği bir finans yapısının kurulması lazım. Ayrıca sanayicinin üretim tesislerini kuracağı yerlerin alt yapı sorunları mutlaka çözümlenmeli.
|