GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 

Hüseyin SORGUN



Zafer Kayaokay: Düdük benim elimde

Ben zaten İstanbul'a iki sıfır mağlup geldim. Patron'dan dolayı. Bir şansım var. Daha ilk yarı, dakika kırk üç falan. Üstelik şu an bulunduğum konumla da düdük benim elimde. Duraklamaları oynatabilirim.

Birçoğumuz hayatımızda istemeyerek rol almışızdır. Sürmeli kaç rolü reddettikten sonra bu rolü kabul etmiştir? Faik Ertener'e sorun...

İstanbullu tiyatroseverler onun adını, Tarık Buğra'nın yazdığı ve gala gecesinde yaşanan olaylardan ötürü fazlasıyla medyatik olan Patron adlı oyunun yönetmeni olarak tanıdı. Fakat o dönem kimse onu bir yerlerde görmedi. İddialar karşısında hep suskun kaldı. Zafer Kayaokay'dan bahsediyorum. Şimdilerde İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nü (kendisi sanat yönetmenliği tabirini daha sıcak buluyor) yürütüyor.

Kayaokay, bölge tiyatrolarında uzun yıllar çalışmış bir isim. 27 yaşında Diyarbakır Bölge Müdürlüğü'ne atanır ve üç yıl altyapı çalışmalarıyla ilgilenir.

Bir süre de Antalya'da aynı türden kuruluş çalışmalarını yürütür. Bu anlamda tecrübeli bir müdür olarak İstanbul'a geldiğini düşünüyor. Ve bu bölge tecrübesinin yeni görevine olumlu yansıyacağını söylüyor. Bu anlamda da gündemine aldığı ilk maddeler, altyapı ve sisteme dönük sorunlar. Tır Tiyatrosu ile dağ köylerine ve okullara ulaşmayı düşünüyor. Bugünlerde yoğunluğu bir kat daha artmış durumda. Çünkü sezonun açılmasına az zaman kaldı. Zafer Kayaokay ile uzun bir söyleşi gerçekleştirdik ve bütün soru işaretlerinin cevaplarını aradık. İşte bulduklarımız...

Patron oyunu ister istemez İstanbul'da birtakım tartışmaların odağına oturdu. O dönem cevapsız kalan iddialar vardı. Bunlardan bazılarını size sormak istiyorum. Bu oyun birilerinin tavsiyesiyle mi sahnelendi?

Aslında ben bu konuda çok suskun kaldım. Dedikodulara bir şekilde cevap vermem gerekiyordu. Zafer Kayaokay yazdı da Tarık Buğra'nın adını kullanıyor, bundan para kazanacak dendi. Ama sonra bunların hepsinin yalan olduğu ortaya çıktı. Çünkü Hatice Buğra ile yapılmış bir telif anlaşması vardı. Ben Tarık Buğra'yı ilk defa çalışmıyorum. Daha önce İbişin Rüyası adlı oyununu da sahneledim. Tarık Buğra benim yazıştığım ve mektuplaştığım bir hocamdı. İstanbul'da bir Tarık Buğra yapılması gerekiyordu. Ve Patron da yapılmamış bir oyundu. Bütün samimiyetimle söylüyorum ki, ben oyuna Sakıp Sabancı'nın hayatı diye bakmadım. Eğer böyle baksaydım Ali Düşenkalkar (oyunda Sakıp Sabancı'yı canlandıran sanatçı) olmazdı. Asla bir baskıyla önüme gelmedi bu iş. Ama Tarık Buğra'yı reddedemeyiz. Türk edebiyatının temel taşlarından birisidir. Hatta yeterince gündeme gelmediğini düşünüyorum, Tarık Buğra'nın. İstismar edildiğini düşünüyorum. Benim için çok zevkli bir çalışmaydı bu.

'Sürmeli'nin tepkisi yersizdi'

Bu eleştirilerin geleceğini öngördünüz mü?

Tabii ki. Ama bu kadarını değil. Sakıp Bey'in hayatının olması neye zarar. Türkiye'de sanat ve kültüre bu denli yatırım yapan ve Türkiye'nin her yerinde sanat kompeksleri yaratan bir insanın da yaşamı oynanabilir. Ama o gün de bu gün de Sayın Sabancı'ya hiçbir taleple gidilmemiştir. Bu konuda hiç kimsenin ortaya çıkaracağı bir belge yoktur.

Oyunun yönetmeni olarak Ali Sürmeli'nin tavrı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Öncelikle Ali benim arkadaşım. Ali Bey bunu kabul eder ya da etmez. Ben yıllarca bu kurumda Ali ile birlikte çalıştım. Birincisi, Ali Bey'in o akşamki tavrının zamanının ve mekanının kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyorum. Ali bana oynamak istemediğini defaatle söyledi. Hatta bu yüzden Ali'nin rolünü değiştirdim. Ali aslında oynadığı rolü oynamıyordu. Kardeşlerden birini oynuyordu. Ve orijinal metinde üç kardeş vardır. Ali'nin rahatsızlığını çözecek merci ben değildim. İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'ydü. Ve biz Ali'yle anlaştık. Ali bu sıkıntısını yazılı olarak idareye verecekti. Bana verdiğine dair bir bilgi intikal etmedi. Bir soru soracağım: Bir oyun için iki buçuk ay çalışılacak, prömiyer yapılacak, beş gün oynanacak ve altıncı gün sorun çıkacak. İllaki bir şey yapılacaksa ilk akşam yapsaydı bunu. Neden o akşam? Birçoğumuz hayatımızda istemeyerek rol almışızdır. Ali'nin de hayatında vardır. Ama lütfen Faik Ertener'e sorun, benden önceki müdüre: 'Ali Sürmeli kaç rolü reddettikten sonra bu rolü kabul etmiştir?'

'Herkes sahnede rol alacak'

Geçen sezondan duyurulan repertuvarda ne gibi değişiklikler yaptınız?

Geçen sene açıklanan repertuvarda olan üç ya da dört oyun fiziki koşullardan dolayı yapılamıyor. Çok bir şeyi değiştirmedim. Faik Ertener'in sahneye koyacağı açıklanan 'Ayak Takımı' vardı. Ertener'in istediği aktörler olamadığı için vazgeçti. Can Gürzap'ın sahneye koyması düşünülen iki oyun vardı. 'Devrim' ve 'Çehov Yaltada'. Ama fiziki koşullar düşünüldüğünde Gürzap bu ikinci oyunu sahneye koyamayacağını görüyor. Bu durumda 'Çehov Yaltada' yerine bir başka oyun monte edildi. Bu arada, özürlüleri anlatan 'Sol Ayağım' adlı oyun için Oda Tiyatrosu'nda düşünülmüştü. Biz onu özürlü vatandaşlarımızın da seyir kolaylığı için Taksim Sahnesi'ne aldık. 'Mustafa' adında bir çocuk oyunu vardı repertuvarda. Ama çocuk tiyatrosu için çok daha iyi şeyler yapılacağını düşünüyorum.

Kuruma bağlı sanatçılar dizilerde vs. oynaya- bilecek mi?

Bir kere bu sezon İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda görev almayacak sanatçı olmayacak. Zaten onlar da görev almak istiyorlar. Devlet Tiyatrosu sanatçıları sağlıkları ve koşullar elverdiği ölçüde içeride iş yaptıkları vakit dışarıda da iş yapabilecekler. Eğer sözleşme Devlet Tiyatrosu ile yapılmışsa önce Devlet Tiyatrosu'nda görev alınacak. Tabii ki o işi de biz yapmalıyız. Buna da çok inanıyorum. Yani önünüze gelen her işi yapacaksınız, niteliği aramayacaksınız; sonra Devlet Tiyatrosu'nda bir prodüksiyonda oynarken o oyunu beğenmeyeceksiniz. Böyle bir şey yok.

Arturo Ui'nin kaldırıldığını duydum. Bu konuda gerekçeniz ne?

Bu sene Atatürk Kültür Merkezi çok büyük bir inşaat yaşıyor. Biraz geç açılacak. Biz şu anda oraya giremiyoruz. Ve ben geçen seneki sayısal değerlere baktığım zaman Arturo Ui'nin seyircisinin düştüğünü görüyorum. Oysaki Cyrano De Bergerac daha yüksek bir seyirci sayısıyla oynuyor. Dolayısıyla tercih yaptım. Cyrano şunun için tercih nedenimiz oldu: Cyrano De Bergerac 'Şapka' adlı oyuna bağlı. Aynı ekip hiçbir değişiklik olmadan Şapka'yı oynayacak.

Tamer Levent'in yöneteceği Caligula'da da Taner Birsel'in bir başka projede olmasından ötürü sıkıntı yaşanıyordu. Buna nasıl bir çözüm buldunuz?

Ne çabuk geliyor bunlar size. Sevgili Taner, Devlet Tiyatrosu'nun yüz akı olarak şu anda dünyanın birçok yerinden çağrı almış durumda. Kendisinin bizden, bir ücretsiz izin talebi oldu. Bu konuda bir dilekçesi var. Ki buna karar verecek merci ben değilim. Ama Caligula'nın provalarını devam ettirebilmek için oraya bir cast astık. İki oyuncu şu anda o rolü götürüyor. Eğer Taner Bey'in Ankara'dan ücretsiz izin ya da izin onayı gelirse Taner Bey'i dünyaya yollayacağız, Celal Kadri Kınoğlu da o rolü oynayacak.

'Yeni oyunlarla başlayacağız'

Bu konuda bir başka sorun daha var. Geçen sene prömiyerine çok az bir süre kala ertelendiği duyurulan 'Çok Geç Olmadan'. Bu oyun sizin gündeminizde mi?

Şimdi bakın, hiç spekülasyon yaratmaya gerek yok. Hiç de riya ve yalana da gerek yok. Cuma Boynukara Türk tiyatrosunun değerli yazarlarından biridir. Benim bu soruya yanıt vermem -gerçekten kaçmıyorum- yanlış olur; çünkü geçen dönem kaldırılmış bir oyun. Neden kaldırıldığını da bilmiyorum. Bunun cevabını en iyi verecek kişi sayın Orhan Kurtuldu. Çünkü, o dönem hem tiyatronun müdür muavini hem de oyunun yönetmeni. Benim bir tek bildiğim, benim önüme hazır gelen repertuvarın içinde bu oyun yok.

Rahmi Dilligil'in, oyunun sahneleneceğine dair beyanları vardı!

Sayın Rahmi Dilligil'in talimatı aynen yerine getirilecektir. Ve bu oyun oynayacaktır. Sayın genel müdürün vermiş olduğu talimatla. Ama gerçekten benim bu konuda bütün söyleyeceklerim bir netlik taşımayacaktır.

Peki siz bu oyunu gündeminize almayı düşünüyor musunuz?

Tabii ki düşünüyorum. Niye düşünmeyeyim. Hazır, çıkmış bir oyun var yani. Delimiyin ben. Ama şu an repertuvar önümde ve biz İstanbul Devlet Tiyatrosu olarak sezonu yeni oyunlarla açıyoruz. Şapka, Ihlamur Ağacı ve Mat'la başlıyoruz. Geçen yıldan kalan hiçbir oyunla başlamıyoruz.

Bir söyleşinizde hademebaşıyım diyorsunuz. Bu tevazu neden?

Aslında orada hademebaşıyım demedim. Ayrı bir sohbetin içinde geçmiş bir sözcük çok parlatıldı. Şunu söylemek istemiştim. Çok önemli bir görevim yok benim. Ben sadece burada bir koordinatörüm. Bu bir taşsa eğer, taşın altına elimi koydum. Benle beraber herkes elini koyacak bu taşın altına ve beraber götüreceğiz bu tiyatroyu. Çünkü ben zaten İstanbul'a iki sıfır mağlup geldim. Patrondan dolayı. Bir şansım var. Daha ilk yarı, dakika kırk üç falan. Üstelik şu an bulunduğum konumla da düdük benim elimde. Duraklamaları oynatabilirim. Umarım o iki sıfırlık mağlubiyetim çok kısa bir sürede beraberliğe hatta galibiyete dönüşür. Benim adıma değil, Türk tiyatrosu adına.



| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.