GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

29/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 

Emin AKDAĞ



Medyayı, çıkar ilişkileri yönetiyor... 
4. kuvvet SOS veriyor...

Promosyon yapmak yasak. Trilyonlara varan cezalar verildi. Haberi dahi gazetelerde çıkmadı. O zaman zabıta kuvvetinin devreye girmesi lazım...

Gazeteci patronları yerine işadamları patronları oluştu. Çıkar ilişkileri ön plana geldi. Çıkar ilişkileri fikir anlayışlarını geriletti...

Dünya Gazetesi sahibi Nezih Demirkent, kaleme aldığı 'Salı Yazıları'nda sık sık irdelediği Türkiye medyasını günümüzde 'çıkar ilişkileri'nin yönettiğini, tek çözüm yolunun okurun bilinçlenmesi olduğunu söyledi.

1980 sonrasında dışarıdan gelen patronların işin tabiatına ters müdahalelerle medyadaki dengeleri bozduğunu anlatan Demirkent, Batı'da da meslek dışı patronların bulunduğunu; ancak kesinlikle ürüne karışılmadığını kaydetti.

Önceden en küçük haberde bile bilgi arandığını; günümüzde ise işin kolayına kaçılarak olmadık şeylerin yazılır hale geldiğini ve azami ölçüde yönlendirme yapıldığını dile getiren Demirkent, medyanın inandırıcılığını kaybettiğini belirtti.

Demirkent, Türkiye medyasının dünü ve bugününü ZAMAN'a değerlendirdi:

- Gazetecinin özgürlüğü, sorumluluğu, görevleri ve patronla ilişkisi konularında durum Babıali'de nasıldı, bugün nasıl?

Babıali basınının tanımını iyi yapmak lazım. Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet sonrası, demokratik ortamda ve demokratik ortamın gelişim süreci 1980 sonrası Babıali. İlk önce meslekte fikir adamları, o dönemin tabiriyle 'kalem erbabları' gazetecilik yapıyordu. Habercilik tarafı yoktu.

Cumhuriyet döneminde belli ölçüde haber çıktı. 1948 senesine kadar fikir yazılarının yanı sıra haberler yer aldı. 1948'de Hürriyet'in çıkmasıyla habere ilaveten bir de fotoğraf objesi ön plana çıktı. 1980 sonrasında da televizyonun çıkmasıyla mesleğin adı medya oldu. Başlangıçta insanların kendi düşüncelerini açıklamak ihtiyacı olduğu için o günkü kurallara karşı çıkmak kaygısıyla sansür olayı dahil özgürlük savaşı vardı. Daha sonraki yıllarda demokratik güçlenme için haber gazeteciliği çıkartıldı. Daha sonra da mesleğin genel yapısında değişim oldu.

- Ne gibi bir değişim?

Gazeteci patronları yerine işadamları patronları oluştu. Çıkar ilişkileri ön plana geldi. Çıkar ilişkileri fikir anlayışlarını geriletti.

- Neden böyle oldu, bu değişimin sebebi ne?

Sebebi çok basit. Gazetecilik bir sanayi haline dönüştü. Eskiden gazetelerin baskı sayısı çok azdı. Ulaşım yeri çok sınırlıydı.

Batı'da patron işe karışmıyor

- Gazetecilik sanayi haline dönüşünce dışarıda da böyle gelişme ve değişmeler mi oldu?

Yurtdışında özellikle kara Avrupa'sında gazete sahipleri işadamı deneyimini kazandılar. İşadamları da gazete yönetmeye başladılar. Oradaki hassas çizgi şudur: İşadamları gazetenin yani ürünün yazılışına olabildiğince katkıda bulunmazlar. Yani yönlendirme yapmazlar. Bizde değerler ve kurallar çok net olmadığı için, yazı işlerindeki insanlar sorumluluklarının bilincinde olmaksızın gazeteyi satma kaygısını taşırlar. Çok satan gazetelerin yöneticileri başarılı, çok satmayan gazetelerin yöneticileri başarısız kabul edildi. Türkiye'de bir çarpık yapı daha var: Bütün gazeteler İstanbul orijinli.

- Tek şehir orijinlilikte Türkiye ender ülkelerden biri mi?

Avrupa'da bölgesel yayıncılık ağırlıklı; ama İngiltere'de Londra basını daha ağırlıklı. Zaten Türkiye'nin basın dünyasındaki en büyük zaafı, yerel gazeteciliğin olmayışı.

Dışarıdan gelen patronlar

- Gazetecilik sanayi haline dönüşünce daha pahalı hale geldi. Sermayenin bu sektöre girmesi tabii karşılanabilir. Peki denge nerede bozuldu ya da dengeyi ne bozuyor?

Dengenin bozulmasının sebebi, dışarıdan gelen patronlar. Türkiye'de patronların her dediğine evet demeyen gazeteciler oldu. Mesleklerine sahip çıkmaya devam ettiler; ama azınlıkta kaldılar. Çoğunluk kendi menfaatlerini göz önüne alarak, mesleğini yozlaştırdı, yozlaştırınca da çıkar çevrelerinin istekleri daha ağır bastı.

1980 öncesinde de gazeteci olmayan patronlar vardı. Ama gazetelerin yapısına fazla müdahale etmezlerdi.

- Bu müdahale çok tehlikeli değil mi, ortadan kalkması gerekmiyor mu?

Kalması gerekiyor da, kendiliğinden kalkmaz o. Onun kalkması için okurun bilgilenmesi lazım. Okul bilinçli olursa, ne yaptığını bilirse, okuyacağı gazeteyi doğru seçer.

Dur demek lazım

- Medya patronları diğer işleri için medyayı kullanmasınlar diye kanunlar var. Bunların uygulanmasının sağlanması gerekmiyor mu?

Evet Türkiye'de bazı yasalar var. Promosyon yapmak yasak. Mahkemelerde kararlar alındı. Ama uygulama olmadı. Rekabet Kurulu var. Serbest rekabetin oluşması için. Tekelci anlayış var. Trilyonlara varan cezalar verildi. Haberi dahi gazetelerde çıkmadı. O yasalara uyulmadığı zaman yapılacak bir şey yok. O zaman zabıta kuvvetinin devreye girmesi lazım. Zabıta kuvveti siyasi iradenin elinde. Siyasi idarenin başındakilerse birtakım medya patronlarının yanında. O zaman müdahale etmek lazım.

Ekonomik kastlar

- Gazeteciler arasında ekonomik kastlar var. Hemen hemen aynı işi yapmalarına rağmen. Ya da müdürü 20 alırken o bir alıyor. Bunu ve etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu yaratan bizim gazeteci arkadaşlarımız. Başlangıçta büyük mücadele verdik. Sonra sendikal haklar elde edildi. Ama sermaye, sendikaları yok etti. Böyle bir yapıyı yaratırsanız o zaman egemen olan güçler dediklerini kabul ettirirler. Yani emeğin gücüne sahip çıkacak sivil toplum örgütlerini kanunlar gereğince kurmak olanağı varken kuramazsanız o zaman böyle olur.

Toplum bilinçlenmeli

- Yasama, yürütme, yargı ve ardından 4'üncüsü basın kabul ediliyor. Biz gazeteciler yasamadaki, yürütmedeki ve yargıdaki bozuklukları, dengesizlikleri ve yanlışlıkları allayıp-pullayıp insanlara anlatıp dururuz. Peki 4. kuvvet nasıl düzelecek?

Toplum bir rahatsızlık duyuyorsa bir çare arar. Şimdi bakın televizyonlardaki televole programlarından herkes şikayetçi. Ama herkes de seyrediyor. Seyretmemiş olsalar o programlar değişiyor. Toplumun bilinçlenmesi için eğitimin gelişmesi lazım. İnsanların bilgiye ulaşmasını sağlamak lazım. Toplumun da bilgiyi almak istemesi lazım. Şunu samimiyetimle söylemek istiyorum, insanlar okullara öğrenmek için mi gidiyorlar, yoksa diploma almak için mi? Diploma için. Beyin değişimi gerekiyor.

İnandırıcılık kalmadı...

- Toplum az da olsa bilinçlenmiyor değil. Artık medyada yer alan bazı haberlere inanmıyor insanlar. İnandırıcılık iyice azaldı. Ne dersiniz?

Eskiden gazetenin yazdığı doğruydu. Şimdi yalan. Eskiden gazeteler doğruyu yazardı. Yazmasının sebebi, mesleğin kuralları vardı: 5N+1K. En küçük haberde dahi bilgi arardık. Sonradan bundan kaçınıldı. Dedikodu sütunları önemli hale geldi. Aykırı görüşler güç kazandı. Kolaycı bir yöntem seçildi. Olmadık şeyler yazılır oldu. Evet inandırıcılık kalmadı. İnandırıcılığı arayan yok. Son derece kötü bir durum. Azamî ölçüde yönlendirme var.

- Israrla çözüm için üstünde durduğunuz toplumun bilinçlenmesi konusunda medyanın durumu ortada. Acaba ilgili devlet organları bu konuda üzerlerine düşeni yapıyor mu?

Yapmıyorlar. Gerekeni yapanları da görevden alıyorlar.

Gazeteci, toplumu tanımıyor

- Gazeteciler toplumu yeterince tanıyorlar mı?

Sabah Gazetesi İkitelli'den şehre taşındı. Sebep, halkın içine girmek. Demek ki gazeteler halkın dışında. Ama sadece mahalle değiştirmek yeterli değil. Önce normal hayatımızda bizim dışımızdaki insanlara saygı duyup da yaşıyor muyuz, yaşamıyor muyuz? Devlet dairesine gidiyoruz, rüşvet vermek istiyoruz. İşlerin böyle yürüdüğüne dair kanaatimiz var. Esnafa gidiyoruz, pazarlık yapıyoruz. Piyasada daha ucuz olduğuna dair kanaatimiz var. Böyle bir toplum ne yapar? Gazeteciler de bu toplumdan geliyor.

Medya 28 Şubat'a karşı çıkamazdı...

- Medyamızın, son yıllara damgasını vuran AB, PKK ve 28 Şubat olayları konusundaki yayınlarını nasıl buluyorsunuz?

Avrupa Birliği olayında ajite edercesine haber adı altında bilgi kırıntıları sunuldu. AB'nin istekleri belli. İnsan hakları, sivil toplum kuruluşlarının durumu vs. Bunlar öncelik. Biz başka önceliklerle uğraştık.

PKK olayında Türk medyasının ne yaptığı tartışma konusudur. Bazı gazeteler PKK'ya destek verdi. Bazıları ise yüklendi. Ancak şunu söyleyebilirim, medya Kürt halkı ile PKK'yı ayırt etmede aciz kaldı.

28 Şubat'a gelince. Türk medyasının buna karşı çıkma olanağı yoktu. Öyle bir geçmişi yok çünkü. 28 Şubat'ın başlangıcı ve sonu hakkında Türk medyası fikir sahibi değildi. Benim de içinde bulunduğum dönemde 3 defa ihtilal oldu. Gazeteler ağırlıklı olarak ihtilallere destek verdi. 28 Şubat'a karşı çıkmasını beklemek yanlış.

- Peki karşı çıkmama geleneğinin ötesinde bazı noktalarda olay politize edilmedi mi?

O konuda kesin karara varmak zor. Türkiye'de her şeye kolaycı yaklaşıldığı için, o gün de aynı yöntem uygulandı. Bugün de aynı yöntem uygulanıyor. Olayı 28 Şubat'a bağlayarak çözüm üretmek yanlıştır.



| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.