GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

31/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


Ahmet SELİM

Keyfiyet

''Topluntu'' imiş!

Önceden okumuştum. Bir daha gözden geçiriyorum... "Küreselleşme Sorgulanıyor" (Paul Hirst, Grahame Thompson), "Globalleşme Senaryosunun Aktörleri" (D. Ü. Arıboğan), "Küreselleşme ve Demokrasi Krizi" (Taner Timur), "Kapitalizmin Kara Kitabı" (derleme, tercüme), "20. Yüzyıl Düşünce Akımları" (Prof. Nejat Bozkurt), "Hangi Küreselleşme" (A. İlhan), "Küreselleşme-Sivil Toplum" (Keyman, Sarıbay), "Türkiye'de Liberalizm" (T. Çavdar)... Ve kütüphanemdeki nice benzerleri arasına bunları da havale edeceğim.

"20. Yüzyıl Düşünce Akımları" adlı kitapta tuhaf bir kelimeye rastlayınca gülmeye başladım.

Kelime şu: TOPLUNTU! "Bozuk Toplum" yerine topluntu! ("Yabancılaşmış, eşyalaşmış insan grubu" diyor).

Aldı mı beni bir gülmek; Topluntu! Türkçe lügatlarda bulunmaz, İngilizce köküyle aramak istedim, gülmekten yapamadım. Topluntu!

Toplamaktan "toplantı" olur, "Topluntu" da neymiş? Ben size söyleyeyim, dilbilgisi kurallarıyla uğraşmayın: "Toplum bozuntusu" demek istiyor! Oradaki topluntunun untusu bozuntunun untusu!

Şimdi aynı türetme mantığıyla devam edelim: Sağ bozuntusu, sağıntı; sol bozuntusu, soluntu; bilim bozuntusu bilinti; basın bozuntusu, basıntı; sanat bozuntusu, sanantı; insan bozuntusu, insantı; kavram bozuntusu, kavrantı; yazar bozuntusu, yazantı; adam bozuntusu, adamtı; şehir bozuntusu, şehrinti; hukuk bozuntusu, hukuntu; dost bozuntusu, dosuntu; öğrenimden, öğrenti; eğitimden, eğinti!!!

Güleriz ağlanacak halimize; ama bizim gülerken ağlamak ve ağlarken gülmek gibi bir halimiz de vardır. Gülüşüm yadırganmamalı.

Gülmenin de ağlamanın da en güzel en derin türleri düşünce konularında yaşanır.

Okurken, bazı yerlerde hafiften konuşurum: "Nereden çıkardın be kardeşim!" "Şunun zar gibi örtüsünü küçük parmağınla bir sıyırsana!" gibisinden...

Bazen de, kendi tahayyülümün sisli ufuklarına dalar gözlerim. Birkaç dakika öylece (güya) dinlenirim. Anneciğim odama sık sık uğrayıp kontrol ettiği için görür ve sorardı: "Ne oldu yine?" "Yok bir şey gözlerimi dinlendiriyorum." cevabını alınca da müstehzî bir şefkatle gülümserdi. Şimdi odama pek uğrayan yok, gözlerimi daha rahat dinlendiriyorum!

... Bizde tarihî romana lüzum yok. Bizim fikrî-içtimaî tarihimiz, hicranlı bir macera romanı gibi. İnsanın ve toplumun tasavvurlara tahayyüllere sığmayacak halleri var orada. Biraz âşinalık kurup bir dalsanız, bırakamazsınız.

Geçen akşam bir kanalda bazı belediye başkanlarının konuşmalarını dinledim. Biri diyor ki: "Biz zaten göçebeydik. Şehir bilmezdik!"; sazı öteki eline alıyor: "Bizde despotizm vardı, demokrasi kültürü ve sivil toplum gelişemedi. Bunlar Batı'da 2500 yıl önce bile vardı!"

Sanki bir özel eğitim kursuna gitmişler. Bu "söylem" nasıl böylesine sirâyet ediyor; hayrete bile değil, dehşete düşüyorum. Be kardeşim, bizde sivil toplumun gelişme tâtili Batılılaşmayla başlamıştır, bürokrasinin tıkaç haline gelmesiyle aydın despotizmi de aynı süreçte şekillenmiştir. Sen belediye işlerini anlatırken bu konuları niçin karıştırıyorsun?

Her devirde böyle olmuştur. Bir rüzgar eser, şıp diye bir taklit paradigması oluşur. Onun içinde tarih de, din de, Batı da, Doğu da, hepsi hükümlendirilmiştir. O öyle gider bir merhaleye kadar... Vâdesini tamamlamadan, bülbül gibi de şakısanız, gülle gibi vursanız bir zerre etkileyemezsiniz. Bekleyeceksin, gribin geçmesini bekler gibi! Konuşursan bir haftada geçer, susarsan yedi günde! (Gün burada "vakit" demek.)

... "Locke dindardı. Takipçileri dindar değilseler de Tanrı'ya inanıyorlardı, deisttiler". Deist o demek mi? Deist, yaratılışa benzetilen bir olmuş-bitmiş düzenin varlığına inanır; ona göre artık bir ulûhiyet tasarrufu, tecellisi, kudreti, müdâhalesi kalmamıştır. "Tanrı'ya inanıyor" denilir mi bu durumdaki insanlar hakkında? Ama anlatamazsın. Böyle düşünüre de, "düşünürtü" mü demek lâzım acaba?

Postmodernizmin eğitimle, bilgiyle ilgili orijinalitesi "öğrenmeyi öğretmek". Peki bununla hiçbir tanışıklığınız yok mu? Hatırlatayım: "İlim her bilgiyi ezberlemek değil. İlim, bilgiye ulaşmayı bilmektir." (Bir ipucu daha vereyim; gerektiğinde bilmiyorum demek ilmin yarısıdır. Diğer yarısı da işte yukarıdaki sözün temsil ettiği şuûrdur.)

Batıcılık, batıntı! Yani Batı bozuntusu. Aslında bu türeyiş icadının takıntı ile de semantik akrabalığı var! Bir şeyin bozuntusu olmak, zihnî takıntıların sonucudur!

... En bayıldığımız şey, aydınlar parkına kolaycı yoldan dâhil olmak; en korktuğumuz şey, oradan ihraç edilmek. Gözünü budaktan esirgemeyen ittihatçı aydınlar için dahi bu böyleydi. Aksiyon cesaretinin milyonda birini bile "fikrî-manevî-medenî cesaret" alanında gösterememişizdir.

... Bir kategorizasyon illetimiz vardır ve yeni tezahür biçimlerinden biri "gelenekçiler-değişimciler" ayırımıdır. Sanki geleneğe önem veren, değişimi; değişim isteyen, gelenekseli reddetmek zorundaymış gibi! Bir basit konudur, anlatılamadı; "devam ederek değişmek, değişerek devam etmek" gerçeği yok sayıldı... Değişimi reddedenler donarak, sürekliliğin ve bütünlüğün özünü reddedenler ise yozlaşıp yanarak tükenirler. Ama bunu izaha çalışanlar bile "gelenekçi" parantezine alınmıştır... Ne yazık ki en çok değişmeye muhtaç olan taraflarımız hiç değişmiyor!


a.selim@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

10/ 08/ 2000... İade kararı
14/ 08/ 2000... Demokrasi meselesi, aydın meselesidir
15/ 08/ 2000... Demokrasi ve hüzün
17/ 08/ 2000... 17 Ağustos
21/ 08/ 2000... Gönül adamı
22/ 08/ 2000... Yazılar ve kitaplar
24/ 08/ 2000... Hatada yarışıyoruz
28/ 08/ 2000... Bir dostun rüyası
29/ 08/ 2000... Yanlış arayışlar


| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.