Sayıştay'ın küllerinde ombudsman tartışması
Türkiye birkaç gündür son kurtarıcısının endamını tartışıyor: Ombudsmanlık. Sayıştay deposunun yakıldığı iddialarının ayyuka çıktığı dönemde gündeme gelmesi kötü bir zamanlama. Bir anayasal denetleme kuruluşu olan; vize, tescil ve yargılama gibi yaptırımları bulunan Sayıştay üzerinde kara bulutlar dolaşırken, kamuoyu baskısından başka müeyyidesi olmayan ombudsmanı tartışmak biraz tuhaf değil mi?
Dünyanın her yerinde devlet aygıtı içinde konumlanıp gücü elinde bulunduranların, haddi aşması, zulmetmesi ya da istismar ve şahsi menfaat teminine yönelmesi engellenmeye çalışılır. Bunun için, idari sistemin özüne uygun çeşitli mekanizmalar geliştirilir. Diğer denetim mekanizmalarının iyi çalıştığı çağdaş demokrasilerde tamamlayıcı bir unsur olarak görev yapan ombudsmanlık da bunlardan biri.
Kamu denetçiliği olarak dilimize tercüme edilen ombudsmanlık, İskandinav ülkelerinden dünyaya yayılan bir denetleme mekanizması. İsmini, 1713'te İsveç kralının, yöneticilerle halk arasında hakem olması için atadığı Ombudsmannen'den alıyor. Sektörel, yerel ve genel diye sınıflanarak, ülkelerin iç yapısına göre şekillenebiliyor. Benzeri bir uygulama ABD'de bazı eyaletlerde uygulanan Bilgi Edinme Özgürlüğü Komisyonları'dır. ABD'de isteyen insanlar bu komisyonlar vasıtasıyla icra organının önemli bilgilerine ulaşabilmekte, oluşan şeffaflık ortamı siyasetin ve bürokrasinin kirlenmesini azaltmaktadır.
Bizde devlet gücünü kullanan, yani yürütme organını oluşturan siyasetçileri denetleme görevi öncelikle TBMM'nindir. Bu görevi anayasa ve içtüzük çerçevesinde yazılı-sözlü soru, araştırma ve soruşturma önergeleri ile kullanır. Bürokrasiyi Meclis adına denetleyen ise Sayıştay ve idari yargı mekanizmalarıdır.
Yıllardır dinlediğimiz plak ne hikmetse yeniden piyasaya sürüldü. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in aktif siyasete girmesini engelleme girişimi diyenler de var; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e gözdağı olarak değerlendirenler de. Anlaşılan bu çıkış da faydasından ve gerekliliğinden değil, yine konjonktürel kaygılardan güç alıyor. Anayasa ve seçim kanunları dahil, hep aynı mantıkla hareket edildiği için uzun vadeli düşünülmüyor. Konjonktür hazretleri tatmin edildikten sonra yine dizimizi döveceğiz.
Zamanlaması ve spekülasyonları bir tarafa, uygulanabilirlikle ilgili ciddi endişeler ortaya çıkıyor. Yine bir sürü dokunulmazlar oluşturuluyor. Hükümet ve TSK kapsam dışında; memurların zırhına, mahkeme bile zor işliyor!
Cumhurbaşkanı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nun en küçük bir icraatını hatırlayan var mı? Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun Susurluk Raporu'nun akıbeti ne oldu?
Tek yaptırımı kamuoyu baskısı olan kamu denetçisi, devletle bu kadar iç içe geçmiş, ihale takipçisi haline gelmiş Türk basınından ne kadar destek bulacaktır?
Seçimlerden sonra özenti ile bazı illerde milletvekillerini takip etmek için ombudsman kurulduğu açıklandı. Ama o günden beri ne milletvekillerinden ne de ombudsmandan haber alındı.
Daha önce kamu denetçiliği hakkında yazı yazmış ve savunmuş biri olarak, bu sorulara pembe cevaplar veremiyorum. Onun için karamsarım. Haksız mıyım?
b.korucu@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
13/
08/
2000...
Tuhaf bir 'çete' operasyonu
|