GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

01/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


MEDYA ANALİZ 


Reha'lar ölmez

Haberciliğimizde artık Reha Muhtar'ın mutlak hakimiyeti yaşanıyor. Türk basın tarihine Muhtar için de bir sayfa açmak şart oldu.

Kim mi Reha Muhtar? "Bir haberci, bir gazeteci... Halk adına, millet adına. Ölüm tehditlerinden geçerek habercilik yapan adam."

Karşısına aldığı uzun saçlı genç sanatçıya, 'Bana bak Kekilli misin nesin, efendi olacaksın!' diye nasihatte bulunan anchormanın zaferi yaşanıyor ülkemizde.

Kumkapı sanığının yarı çıplak çıktığı pavyonda, şarkısına besmele ile başlamasına; 'Bir de utanmadan Allah'ın adını anıyor, ne günlere kaldık ya Rabbi!' şeklindeki son vurgularıyla sair anchormanlardan sıyrılıveriyor Reha Muhtar. Bir zamanlar Atina'dan bildirdiği haberlerle ünlü olan Reha Muhtar, özel Tv'lerin hayatımıza egemen olmasıyla habercilik anlayışına yeni bir bakış açısı getirmişti. Haber onunla magazinleşmişti.

Çok eleştirilmesine rağmen tarz habercilik halkın nazarında da prim yapıyor olacaktı ki; reytingleri, Reha Muhtar'lı haber bültenleri topluyordu. Reyting kaybına uğrayan bazı haber bültenleri de onun açtığı yolda adım adım ilerlemeye başlamıştılar. Muhtar ile birlikte taklitleri de bitivermişti.

Taklitlerinden sakının

Birçok meslektaşı zamanla onu taklit etmeye, hem de formatını daha da sulandırarak öykünmeye başladıkça, ülke haberciliğinde Reha Muhtar'ın mutlak galibiyetinin ilanı yaşandı. Haberleri sunuşundaki tuhaf vurguları, cümleleri olmayacak yerinden bölerek sanki özel muhabbetteymiş gibi devam edişi, şefkatli baba edasıyla sunumu, kişisel meselelerde anında mesleki reflekslerini kullanması, onu meslektaşlarından ayıran başlıca özellikleriydi.

Muhtar'ın haberciliğimize katkısı elbette ki bununla kalmayacaktı. Habercinin kendisi artık habere konu olacaktı. Bunun, önce küçük örnekleri sergilendi. Sonra tarih 28 Ağustos 2000, saat ise 20.00 sıralarını gösterirken, Türk medya tarihi yeni bir sayfa açıyordu. 'Kim ulan bu adam?' sözleriyle başladı tarihî haber bülteni. Soruyu soran ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, kastedilen ise ünlü anchorman Reha Muhtar'dı. Bülteni sunan da bir zamanlar Atina'dan bildiren Muhtar'dı. Reha Muhtar, yaptığı tarihî konuşmada Çetin Emeç, Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu'nun görüntülerini kullanarak, kendi haklılığını kanıtlamaya çalışıyordu, "Bir ölür bin diriliriz." diyordu, "Ben ölüm tehditlerinden gelerek haber yapıyorum." diyordu, "Haberi haberciler yapar." diyordu. Gerçi bahsini ettiği meslektaşları, uyuşturucu, kaçakçılık, mafya gibi karanlık kesimlerce ortadan kaldırılmıştı, Muhtar'ın ise Tatlıses-Asena olayında meslek şehidi olabilme ihtimali gibi bir farklılık vardı.

İtibar mı dediniz; o da ne?

Muhtar konuştukça konuşuyordu. Haberci Reha Muhtar haber olmakla kalmamış, kendi kendisini haber konusu yapmıştı. Üstelik, mesleklerini yaparken faili meçhul cinayetlere kurban giden üç gazeteciyi kullanarak. Muhtar'ın tarihî konuşması kimi gazetelerde banda geçiriliyor ve defalarca izleniliyordu. Haklı mı haksız mı olduğu tartışılıyordu. Ortalık karışmış, haberler artık magazinleşmenin ötesine geçmiş, haberci kendi kendisini haber konusu yapmıştı. Öbür tarafta da medya neden itibar kaybediyor tartışması yapılıyordu. Galiba en iyi sözü Radikal'den Hakkı Devrim söylüyordu: 'Basın-yayıncılar olarak itibar kaybediyoruz beyler, hanımlar!' diye seslensem sizlere, okurların, seyircilerin bize gülmesinden korkuyorum: Sizde o dediğinizden kalmış mıydı ki kaybetmekten söz ediyorsunuz, demelerinden endişe ederim. İyiye gitmiyor gibi... Ne dersiniz Reha Bey?"

Açıkçası Reha Muhtar, karışımı belirsiz, çözümlenemez, tanımı zor yapılır bir vakıa olarak Türk medya tarihinde yerini çoktan aldı bile.

NELER SÖYLEDİLER?

Tatlıses: Benim 40 yeğenim, 600 çalışanım var, ben dursam onlar durmaz. Kim ulan bu adam? Bu filmin nasıl biteceğini yakında göreceksiniz. Beni reyting ayağına kullanıyor. O zannediyor ki iyi habercilik yapıyor. Aslında herkes dalga geçiyor, gülüyor. Reha benim sayemde reyting yapıyor.

Reha Muhtar: 'Kim ulan bu adam' dediğin bu adam, bir haberci, bir gazeteci.… Halk adına, millet adına. Ben göreve geldiğim zaman bu üç adamın mirası üzerine geldim, ben haberleri ölüm tehditlerinden geçerek yapıyorum. Haberi haberciler yapar, İbrahim Tatlıses, patronlar yapmaz.

UZMAN GÖZÜYLE: Ölçüyü kaçırıyor

Prof. Dr. Ali Atıf Bir: Haberci haberi aktarandır; ama bizde haberci haber olmaya özen gösteriyor. Reha Muhtar-Tatlıses olayında haberciler artık kendileri haber oluyor ve haber yaratıyor. Kantarın topuzu kaçıyor. Bu meselenin çözülmesi için sosyal sorumlu bir televizyonculuk anlayışının yerleşmesi ve iletişim fakültelerinin silkelenip kendilerine gelmeleri gerekiyor. Ayın iletişimcisini seçmekle sorun çözülmüyor. İşin daha acı yönü ise iletişim ödülünü alanlar da yine bu eleştirdiğimiz haberciler oluyor. Magazini paparazzi programlarında yaparsınız; ama haberin içinde bunu yapmak ciddi anlamda haksız rekabet oluşturuyor.

Rakibi M. Ali Erbil

Ahmet Hakan Coşkun: Bir habercinin haber objesi haline gelmesi yadırganacak bir durum. İnsanların % 99,9'u onu izleyebilir. Önemli olan, izlenen nedir ona bakmak lazım. Artık sokaktaki insanın bile bunu haber olarak ciddiye almadığını düşünüyorum. Böyle bir anlayışta habercilik yapan bir insanı da M. Ali Erbil veya Cem Yılmaz ile kıyaslamak lazım. Reha Muhtar'ın açtığı bir alan bu. Muhtar bu alanda çok başarılı. Ben Muhtar'a benzemek isteyip de aynı başarıyı gösteremeyenlerin onu eleştirmesini yadırgıyorum. Reha Muhtar'ı; ancak onun tarzında haberciliği elinin tersi ile itip, evrensel kriterler çerçevesinde yayın yapan haberciler eleştirebilir.

 


Halkın gündemi başka

POLAR tarafından yapılan kamuoyu araştırmasının sonuçları gazetelerde geniş yer buldu. Araştırma sonuçları, halkın gündemi ile medya ve siyaset gündemi arasındaki farkın ne denli büyük olduğunu ortaya çıkardı. Devlete paralel olarak bazı basın organlarının da en büyük tehlike olarak gördükleri "irtica"yı halkın sadece % 3,4'lük bölümü en büyük sorun olarak görüyor.

Araştırmaya göre halkımızın en büyük sorunu % 39,7 ile ekonomi, enflasyon ve işsizlik. Bunu yüzde 18,3 ile mafya ve çeteler, yüzde 12,4 ile siyasi istikrarsızlık izliyor. Diğer önemli sorunlar ise; trafik % 11,4, insan hakları ve demokrasi % 9,2, irtica % 3,4, eğitim % 3,1 ve terör 2,5. Araştırma sonuçları, devletin ve medyanın halktan ne derece kopuk olduğunun açık bir göstergesi.

Bu haberi nasıl verdiler?

Gazeteler, haberi verirken, kendi politikaları doğrultusunda vurgu yaparlar. Bu haber verilirken de bu kural çok bariz bir şekilde ortaya konuldu. İşte yayın politikasının yansıdığı manşetlerden bazı örnekler:

Sabah: 30 yıl sonra terör belası bitti. Kamuoyu araştırmalarında bile terör, gündemin en son sırasında sayılıyor. (Sabah'a göre en önemli sorun terör belasıymış.)

Radikal: Halkın gündemi iş ve aş (Radikal, halkın nabzını tutmayı tercih etmiş.)

Yeni Binyıl: Güven artıyor. Enflasyonun düşeceğine inananların oranı ilk kez yüzde 45,5'e ulaştı. (Hükümet yanlısı bir başlık.)

Yeni Şafak: Hükümetin notu kırık. Koalisyona halk desteği baş aşağı gidiyor. (Yeni Binyıl'ın negatif versiyonu.)

Akit: İrtica tehlike değil: Yüzde 96,6. (Verilerden kendisi yorum çıkartmış.)

Akşam: Halkın derdi geçim. (Radikal gibi objektif)

Milliyet: Hükümet çetede sınıfı geçti. (Halkı değil, hükümeti destekleyen bir başlık.)

 


Sabah, Baba'ya görev buldu

Devlet potokolünün beşinci sırasında bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, siyasete dönmenin hesaplarını yapıyorken, Sabah Gazetesi, kendilerine yeni bir görev buldu: Başhakem.

Sabah'ın manşeti "Baba'ya yeni görev: Başhakem". Haber metnini okuyunca şaşırmamak elde değil. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, vatandaş ile devlet arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için "ombudsman" kurumunu getireceklerini belirttikten sonra kurumun başına getirilecek kişiyi "Uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuş, güvenilir ve saygın bir kişi... Sayın Demirel gibi." diyor. Yavuz Donat'ın köşesinde okuduğumuza göre Donat, Demirel dahil birkaç isim sayıyor. Türk de "Demirel gibi" diyor. Yani "Demirel" demiyor. Üstelik bu kişilerin Meclis tarafından seçileceğini belirtiyor. Sabah'ın "Baba" yazarı Yavuz Donat, bu mevkiye gelecek şahsın sadece "Demirel" olduğuna karar vermiş, Sabah yönetimi de bunu uygun bulmuş olacak ki, manşete "Baba'ya yeni görev"i taşımışlar.

Tabii ki haber bununla bitmeyecek. Donat, Demirel ile görüşmüş ve bu görüşme ertesi gün Sabah'ta yine manşet. Demirel "İşi ehline vermeli." demiş ve eklemiş: "Olursa memnuniyetle karşılarım."

Tasarıda başombudsmanı Meclis'in değil Sabah'ın seçmesini sağlayacak düzenlemeyi derhal yapmalı. Çünkü 5+5'te kazaya uğrayan Demirel'in yeni bir kazaya uğraması ülkemizi içinden çıkılmaz yeni bir krize sürükleyebilir ve istikrar bozulabilir.




Sadece akredite basında

Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 30 Ağustos'ta yaptığı önemli açıklamaları sadece akredite basında okuyabildik. Çünkü diğer basın içeri alınmamıştı yine...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 30 Ağustos'ta yaptığı açıklamalar, Zaman, Yeni Şafak, Akit ve Milli Gazete'de yer almadı. Çünkü bu gazeteler, akretite olamadıklarından Ankara AKM'deki kutlamalara alınmamışlardı.

Kıvrıkoğlu'nun yaptığı konuşma basında yine farklı şekillerde yer aldı. Sabah Gazetesi'nin 'Hükümete yeni görev' başlığıyla verdiği konuşmayı Milliyet Gazetesi sürmanşetten 'Ülkeyi dinamitleyenler var' şeklinde verdi. Hürriyet zehir zemberek olarak nitelediği sözleri "Türkiye'nin altını oyuyorlar" başlığıyla destekleyerek verdi. Radikal, Kıvrıkoğlu'nun sert açıklamalarda bulunduğunu üst başlıkta belirtirken haberi "Askerden iki mesaj" manşetiyle verdi. Cumhuriyet Gazetesi de açıklamayı "İrtica yargıya sızdı" manşetiyle verdi.

 


McDonald's mı, basın mı? Leyla'yı dolaba kim soktu?

Beylikdüzü McDonalds'ta yaşanan olayı biliyorsunuz. Mendil satan küçük bir kız çocuğu McDonalds çalışanlarının ikisi tarafından derin dondurucuya atılmış ve donmak üzereyken bir yakını tarafından kurtarılmıştı. Olay sonunda failler yakalanarak savcılığa çıkarıldı. Olayın bu aşamadan sonraki kısmı ise medya açısından ilginç sahnelere konu oldu. Türkiye'nin ulusal yayın yapan iki televizyonunun muhabirleri küçük Leyla ve babasını kendi kanallarına çıkarabilmek için kıyasıya bir mücadeleye girdi. Buzdolabı şokunu üzerinden atmayan küçük Leyla, bu defa iki kanal arasında yaşanan kaçırılma olayıyla şoka girdi. Bir şok olayı yansıtmaya çalışan iki Tv kanalı, daha büyük bir şoku kendileri meydana getiriyorlardı.




Önce diğerleri yazdı Haber en son Cumhuriyet'te

Cumhuriyet Gazetesi'nde hisse dağıtımına gidildiği ve Şevket Sabancı ile İş Bankası Vakfı'nın Cumhuriyet'e yüzde 40 ortak olacağı haberi salı günü birçok gazetede yer aldı. Cumhuriyet'te o gün bu konuda hiçbir açıklama yoktu. Haberler üzerine çarşamba günü "Cumhuriyet'ten okurlarına" başlığıyla bir açaklama yapmak zorunda kalan Cumhuriyet, gazetenin yayın yetkisinin "Yeni Gün Ajansı'na ait olduğunu ifade etti.

Açıklamada "Günümüzde Türkiye'deki medya yapılanması bir haksız rekabet ortamına sürüklenmiştir. Bu yapılanma her medya grubunun televizyon, banka, gazete bütünleşmesinin yanı sıra, çok daha değişik dallardaki kuruluşlarla iç içe geçmesi ve birbirine bağlanmasını öngörüyor." denilerek, Cumhuriyet'in de bu olgu karşısında harekete geçtiği belirtiliyor.




Medyanın sorunu değil! 1,9 katrilyonu soran yok

17 Ağustos depreminden sonra deprem için 1,9 katrilyon Türk Lirası yardım toplanmıştı. İncir çekirdeğini doldurmayacak konuları günlerce gündemde tutan, manşetlere taşıyan medyamız, 1,9 katrilyonun nerelere harcandığının hesabını sormayı nedense göz ardı etti. Milliyet Gazetesi'nde kendisiyle yapılan röportajda Ümit Kıvanç ve Sabah'taki köşe yazısında Gülay Göktürk, bu paranın hesabını soruyordu. -1,9 katrilyonun sadece 533 trilyonu harcanmıştı.- Kısacası 1,9 katrilyonun hesabı sadece iki defa haber değeri taşıyabiliyordu. Çünkü, gündemimizde çok daha önemli konular olan Reha Muhtar-İbrahim Tatlıses kavgası, Asena olayı, Demirel'e yeni görev verme gibi konular var.




Üç gazeteci KHK kurbanı! KHK medyada yürürlükte

Medyamızda çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Bir KHK krizini kazasız belasız atlattık derken, dediğimize pişman olduk. Çünkü üç gazeteci köşesinden oldu. Kamuda uygulama imkanı bulamayan KHK, basında uygulamaya konulmuştu. Yeni Binyıl yazarları Kürşat Bumin, Alev Er ve Hrant Dink, patron istemiyor diye yazılarına son verildi. Bumin, Medyakronik sitesinde yaptığı açıklamada yazılarına son verilmesinin Yeni Binyıl'ın genel yayın yönetmeni Ergun Babahan'ın kendisine açıkladığına göre patron tercihi olduğunu söyledi.



| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.