GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


İskender PALA

Ayine

Ayine! Söyle bana...

Yusuf’a ayna hediye eden dostu, – Efendim! dedi, sizden güzel bir şey bulamadığım için size bu âyineyi getirdim; ta ki bakasınız, yine kendinizi seyr edesiniz.

Ayine olmasaydı!..

Düşündünüz mü hiç, ayine olmasaydı!..

İdrak kabil olur muydu tekvinin sırrını, ayine olmasaydı?!. Varlık anlam kazanır mıydı “kün (ol)” emri verilmeseydi hiç aynaya? Güzelliğini temaşa için, ayna hükmünde kainatı yaratanın şanı bilinebilir miydi?!.

Ayine bir tılsım olup İskender elinde, şeş cihetini göstermiş cümle cihanın. Ayîne–i İskender kırmış İskenderiye sahilinde güneşi ve yakmış gemilerini zulümâtın. Bir kadeh yedi dilimli, yedi harikası gibi varlığın. Doğruluk, sadakat, gayret...

*

Mısır ile Roma’nın kadınlarıydı aynayı mecaz kalıbından ilk çıkaranlar. Suda aksini seyreden Narsis hiç tanımamıştı oysa aynayı. Kleopatra cilalı kalaydan seyretti güzelliğini ilk kez. Elinde ayna tutan ilk dilber, sırtı akantus rölyefli gümüş ve bronz bir düzlemde hayretle tanıdı yüzünü. Kaya kristaliyle astarlanmış ilk cam gözgüye bakmak bir Selçuklu hatununa nasib oldu. Yeşim ve yakut ile süslendi eski gümüşler Osmanlı’da sonra, ve Mir–ât–ı Özbek diye anıldı tepki tepki aynalar. Oymalı çerçevelere geçirip bir genelev duvarına asanlarsa onu, Venediklilerden başkası değildi. Keşfedilince camın arkasındaki sır, ayna dekorasyon olup çıktı saraylara, konaklara, cumbalara, otel odalarına ve mahrem kalması gereken her şeyi gördü aynalar.

Tutîlere ayna ile konuşma öğrettiğimiz zamanlardaydı. Pasarofça’da Temaşvar ile Belgrad’ı gasb edince düşmanlar, Kavak gibi uzun aynalar hediye ederek bastırdılar cür’etlerini ve çağların çarkında paslanırken sokakları şehrin, gölgelere saldıran o hazin hatıra dalga dalga yayıldı İstanbul surlarına Aynalıkavak kasrından.

*

Heykel–i nûrânîyi gösterdiği için ayna, eski şark onu ya elde tuttu, ya göğsünde sakladı. Meşşataların bohçasında binbir cevherle süslenerek dolaştı gelinlik kızların evlerini; nakılların dalları ayna ayna nakışlandı. Endam aynaları kucaklamaya başladı âşıktan önce bütün sevgilileri ve aynalar bizden iyi tanır oldular bizi. Parlak, berrak ve lekesiz yüzleriyle sevgililerin güzelliği kadar âşıkın gönlünü de aynalar temsil etti asırlarca. Aydınlığın, el değmemişliğin sembolü olarak gelin alayının önünde süslü aynalar taşındı, güvey evinde yüzüne ayna tutuldu gelinin. Saraçlar atların alınlarına, nazar boncuklu ayna koydular gittikleri yerde baht açıklığı olsun diye. Yeni bir eve taşınanlar, önce ayna ve Kur’an’ı götürüp yüksekçe bir yere astılar uğuruna inanarak.

Aynalı çarşı, aynalı güvercin, aynalı sazan... Hep içimize akseden ferah isimler oldular. Kaderin çarkına âyîne–i devrân dedik ve teslimiyetimizi “Görelim âyîne–i devran ne sûret gösterir” diye vezne döktük. Kendisini dev aynasında göstermek isteyenlere “Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” karşılığını verdik. Hatıra kitaplarımıza Mir’ât–ı Hakîkat (Gerçeğin Aynası) diye ad koyduk; sonra Ayna Şiirleri yazdık, horozlu aynalar zamanında âşık olduk.

*

İbret gözü gönül aynasına nazar edince bir Tanrı tecellisidir hep gördüğü ve sürgün hayatlar boyunca daima göreceği. Kutlu ve siçilmiş kullardır en cilalı aynaları varlığın. Çünki kadim tekilliğin sonunda “Yâr kendin görmeğe âyine icad eylemiş” ve adına Habibim demişti:

Zâtıma mir’ât edindim zâtını

Bile yazdım adım ile adını

Aynasıdır inanmışın bir diğer inanan. Aynasında kusurlarını görsün ve erdemlerini göstersin diye insan. Seven kalbin süveydasıdır ayna; şehvetle paslanıp iffetle cilalanan. Ne derece cilalanırsa saf aynalar, o denli artar gönüllerde aşk. Ve Galib dilince “Yârin âyînesi dildir, dilin âyînesi yâr.”

Modern zamanlar çoğalttıkça çoğalttı aynaları. Bakanlar fersiz aynalar görüyor şimdi yüzyıllık gecelerde ve aynalar; eski kaftanlar gibi, izbe odalarda sonu gelmeyen rüyalara dalıyorlar. Oysa ne güzel bir ta’lik idi o murassa fildişi aynayı çevreleyen beyit:

Bir âyinedir âlem, her şey Hak ile kâim

Mirât–ı Muhammed’den Allah görünür dâim

İsterdim ki zamanın son perdesinde rol alan bütün dostları ipek harmanîleri içinde göstersin ayineler ve erdem çocuklarına nasip olsun kapatmak son sahneyi. Ama heyhât!.. Her kula bir âyîne mukarrer iken taş gönüllere çarptı şimdi âyineler ve paramparça oldu hayat.

Ve sen, ey yalancılara görüntü vermeyen hakikat aynası, nerdesin?!.


i.pala@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

13/ 07/ 2000... Mûsîkârın kanatlarında
20/ 07/ 2000... Türkü türkü Türkiyem!
27/ 07/ 2000... Çalab'ım bir şâr yaratmış...
03/ 08/ 2000... Ağlaşıyor üftade orkideler?
10/ 08/ 2000... Noktanın çizgiye kavuştuğu yer
17/ 08/ 2000... Resimli romanlar çağında
24/ 08/ 2000... Ebrûli
31/ 08/ 2000... Sahi, ne renkti düşlerimiz?!.
07/ 09/ 2000... Çobanın hikâyesi


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.