Ah onlar yok mu?
CHP’nin Baykalcı olarak bilinen iki eski milletvekili Adnan Keskin ve Beşer Baydar bir dostlarını ziyaret için İzmir’e gitmişler. İzmir’de Kordon’a gidip de faytona binmemek olur mu? Olmaz tabii onlar da binmişler. Fayton hareket edince de Beşer Baydar sürücü ile muhabbete girişmiş. Önce Türkiye’nin durumunu sorup, “Halinden memnun musun?” diye sormuş.
– Ne gezer, diye cevaplamış faytoncu. Perişanız abi. Türkiye her geçen gün daha kötüye gidiyor.
– Ya hükümet nasıl, Meclis’in çalışmalarından hoşnut musun?
– Hükümet hepimize kan ağlatıyor abi. Meclis’teki muhalefet etkinlik gösteremiyor ki, hükümet kendine çekidüzen versin. Hepsi birbirinden beter.
Baydar, muhabbetin istediği kıvama geldiğini düşünmüş olacak ki can alıcı soruyu sormuş:
– Şu anda CHP, biliyorsun Meclis’te değil. Olsaydı değişen bir şey olur muydu? CHP hakkında ne düşünüyorsun?
Ama aldığı cevap hiç de iç açıcı olmamış:
– Ne diyorsun abi sen? Ben babadan CHP’liyim. Ama o Baykal ve Keskin yok mu? CHP’li olduğumuzu söylemeye bile utanır bir hale düşürdüler bizi...
POLİ DİA
Bilmem bu fotoğrafa alt yazı yazmaya gerek var mı?
Sadece bizde mi?
Bu haftaki poli–gafta ülkemizdeki nüfus sayımı tarzını eleştirdim. Sanmayın ki bu tür şeyler sadece bizde oluyor. Size başka bir örnek vereceğim. Bir Afrika ülkesinden, Kenya’dan.
Kenya’daki son nüfus sayımı tam 8 ay gecikmeli olarak açıklandı. Gecikmenin sebebi ise sayım esnasında görevlilerin kullandıkları kurşun kalemler. Sayım görevlilerine normalde ‘HB’ tipi kurşun kalem dağıtılması gerekiyormuş ama ‘H’ tipi dağıtılmış.
H tipi kurşun kalemin özelliği ise ince uçlu olması. Ne fark eder diye düşünüyorsanız şimdiden söyleyeyim bilgisayarlar sizin gibi düşünmüyor. Makineler bu kalemle doldurulan kartları okumakta zorluk çekiyorlarmış. Sonuçta gecikmeyle de olsa Kenya yeni nüfusunu öğrenebildi. 1989’a göre yüzde 34 çoğalmışlar ve 28,6 milyona ulaşmışlar.
Meclis'te son durum
DSP: 136, MHP: 127, FP: 103, ANAP: 88, DYP: 84, BAĞIMSIZ: 6, BOŞ: 6
POLİ FIKRA - Mükemmel plan
Amerikalı bir zengin işadamı bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Yaklaşır ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:
– Bu balıkları ne kadar zamanda yakaladın?
– Bir iki saatte!
– Peki neden bir iki saat daha kalıp daha çok balık yakalamadın?
– Ailemin geçimi için bu kadarlık balık kâfi.
– Pekala zamanını nasıl geçirirsin?
– Sabahları biraz balık avlarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğlenleri karım Maria ile biraz siesta yaparız. Akşamları geç saatlere kadar amigolarla çalar, söyler, eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var...
– Ben Harward mezunuyum. Sana birtakım tavsiyelerde bulunabilirim.
– ..?
– Her şeyden önce balık tutmak için daha çok zaman ayırmalısın. Daha çok kazanırsın, daha büyük tekneler alır, kısa zamanda balıkçı filosuna sahip olursun. Balıklarını aracılara değil, doğrudan işleme tesisine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurar, balıkçılık sektöründe bir numara olursun.
– Bütün bunları bu köyde mi yapacağım?
– Tabii ki hayır! Önce bu köyü terk edip Mexico City’ye, daha sonra Los Angeles’a ve en sonunda da holdingini genişletebileceğin New York’a yerleşirsin.
– Bütün bunlar ne kadar zaman alır?
– 15 – 20 yıl kadar.
– Peki ya sonra?
– En iyi tarafı bundan sonra. Zamanı geldiğinde, şirketini halka açar ve hisselerini iyi bir paraya satarsın. Kısa zamanda milyonlar kazanırsın.
– Eee ya ondan sonra senyor?
– Ondan sonra emekli olursun. İstersen küçük bir balıkçı kasabasına taşınırsın. Sabahları bir iki saat zevk için balık avlar, sonra çocuklarınla oynarsın. Öğlenleri karın ile siesta yapar, akşamları da amigolarla geç saatlere kadar çalıp söyler, eğlenirsiniz. Nasıl mükemmel değil mi?
POLİ GAF - Say say bitmez
22 Ekim 2000 tarihinde evlere bir defa daha hapsolunacağız. Gelecekler ve yine bizi koyun sayar gibi sayacaklar. Her defasında söz verilir: “Bu defa son. Bir sonraki sayımda tamamen otomasyona geçilmiş olacak ve sayımlar bilgisayar ortamında yapılacak!” 2000 yılındayız. Hani Türkiye olarak çok umutlar yeşerttiğimiz, “Her şey farklı olacak!” sandığımız 2000 yılında. Ama yine hapisiz, yine tek tek sayılıyoruz.
Genel nüfus sayımında 910 bin kişi görev alacak. Toplam harcamanın 26 trilyon lirayı bulacağı tahmin ediliyor. Türkiye nüfusunun ise 65 milyon küsur çıkacağı... Yani sayımda kişi başına harcanacak para yaklaşık 400 bin lira. Kesin sonuçları ise ancak 1,5 yıl sonra öğrenebileceğiz. Asıl garabet ise 1997 yılında yine bizi eve hapseden sayım hakkında. Bu konudaki en yetkili ağız diyor ki:
“Tabii ki biz 1997 nüfus sayımı tespitini hiç dikkate almıyoruz. Türkiye tarihinde veya hiçbir yerde böyle garip bir çalışma olmamıştır.”
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Milli Eğitim Bakanlığı’nın son 10 yılda bütçeden aldığı paranın yarı yarıya azaldığını...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in geçen hafta içinde 60 yaşına girdiğini...
Türk parlamenterlerin Fehriye Erdal’ın Türkiye’ye iade edilmemesini protesto için Belçika Senatosu Başkanı’nın verdiği resepsiyona katılmadıklarını...
Tarım ve Köyişleri Bakanı Gökalp’in Türkiye’nin bütün topraklarının ithal patates tohumları ile kirletildiğini ve virüs bulaştırıldığını söylediğini...
DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci’nin, “MHP kendine yer arıyordu, nihayet buldu. DSP ile HADEP arasına yerleşti.” dediğini...
|