GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

25/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Ahmet SELİM

Keyfiyet

Kendimize gelelim

Tek parça halinde kırılırsa 7,6; ayrı ayrı kırılırsa 7,2 civarında... Bu bir defada olup bitecek değil. Mesela 7,6’nın en az 5–6 defa 6–7 arasında hatta daha büyük artçıları olur...

7,2’nin artçıları da ona yakındır... Yani 7,6 ile vurursa; ardında bir 7,2; bir 7, bir 6,5 gibi gidebilir... Diğer ihtimal de ona benzer.

Şimdi bunu tercüme edin bakalım! Bu ne demektir? Efendim, deniz varmış da, biraz kesermiş! Denizin derinliği nedir ki? Zaten depremin merkezi 10 km’den aşağıda. Böyle teselli mi olur? Hele o “İçim rahatladı!” sözü bir sinir imtihanı gibiydi.

Gölcük ve Düzce depremleri, İstanbul’dan ne kadar uzaklıktaydı ve İstanbul’u nasıl etkiledi? İstanbul’un dibinde, 7,2’nin veya 7,6’nın İstanbul’u nasıl etkileyebileceğini kestirebilmek için uzman olmaya gerek yok. Ama bunun açıkça anlatılmasına ihtiyaç var.

Santrallar, barajlar, elektrik– su–doğalgaz şebekeleri, Marmara’nın kuzeyi 7,5’la patlarsa ne olur? Anlatın efendim. Uzman “Gölcük’teki gibi olmaz.” diyor. Ya nasıl olur? İstanbul’un nüfusu ne kadar, kaç milyon konut var, yerleşimi–ulaşımı –yoğunluğu nasıldır? Siz neden söz ettiğinizin farkında mısınız?

Mademki “bilim” adına konuşuyorsunuz; o rakamların muhtemel sonuçlarını anlatın da gerçek tedbirin ne olabileceği ortaya çıksın ve konuşmanız bir anlam taşıyabilsin. Ya susun, ya tam konuşun.

Daha önce tasarlanan bir senaryo vardı; geçen akşam bir Tv kanalı onu hatırlattı. O senaryoda, 7,4 büyüklüğünde bir Kuzey Marmara depremi yaşanırsa, sahil kesiminde yüzde 50 yıkım ihtimalinin gerçekleşeceği ifade ediliyor... E–5’in devre dışı kalması; santrallar, doğalgaz–elektrik–su şebekelerindeki muhtemel hasarlar zikrediliyor. Bu senaryo doğru–dürüst yazılmalı, ilgililerin önüne konulmalıdır.

... Böyle bir durum, “bilim” adına ifade ediliyor ve buna rağmen Türkiye nelerle uğraşıyor.

Olduktan sonra ne yapabilirmişiz? Siz “olmadan ne yapabiliriz?”i düşünün önce.

Tekrarlıyorum: Olduktan sonra ne yapılabileceğini düşünmek o büyüklükte bir deprem için pek anlamlı değildir. Bu açıdan da yapılabilecek olanlar vardır; ama olmadan önce alınması gereken şümullü tedbirleri gerçekleştirmek şartıyla. Bahis konusu olan yer Yalova değil, Gölcük değil, Düzce değil, Varto değil; İSTANBUL! Aklınızı başınıza alın. Bunun için uzman olmak gerekmez; biraz dünyadan haberdar olmak yeter.

Mademki “bilim” (7,2; 7,6) diyor; azami 5 yıl içinde bu İstanbul’u yeniden yapılandırmanız gerekir. Bilimsel inceleme raporlarını ayrıntılarıyla, yazarsınız, yapılandırma projelerini adam gibi bütün hesaplarıyla unsurlarıyla ve icaplarıyla hazırlarsınız, bütün dünyanın dikkatine sunup ikna edici biçimde açıklayarak anlatırsınız. Türkiye bütün ruhî–fikrî–fiilî–siyasî–ekonomik imkânlarıyla önce içte dayanışarak ve yardımlaşarak bu meselenin gerektirdiği büyük organizasyonu başarabilir.

Ama en küçük bir belirti ve kıpırtı bile yok. Sun’î gündemlerle ve abes işlerle uğraşma gafleti aynen devam ediyor. Üç–beş yıl sonra küçücük bir iz bile bırakmadan unutulup gidecek olan tartışmalar, iddialar, inatlar, savunmalar, tezler, hevesler, öfkeler, özentiler, vs. Daralıyoruz, küçülüyoruz, donuyoruz. Buna istikrar değil, sosyal çöküş denir. Ufkumuz daraldı, yüreğimizdeki umut ışığı matlaştı. Depremin depresyonu, sosyal–ekonomik–siyasî karamsarlıklarla birleşti; insanımız, asıl depremi ruhunda, beyninde, yüreğinde yaşar hale geldi. Henüz fark edilmiyor; ama yaygın anormalliklerin haddi hesabı yok. Ben çocukların çeteler gibi 20’şerli 30’arlı kafileler halinde avaz–avaz (kızlar da dahil) herkesi rahatsız ederek top peşinde koştuklarını hiç görmedim. Normal değil bu çocuklar! Trafiğin ortasında oynuyorlar! Araba çarpıyor; biraz şaşaladıktan sonra elini kolunu silip yine koşmaya başlıyorlar! Gece saat 10’lara, 11’lere, 12’lere kadar! Kendileri de normal durumda değil, anaları babaları da. Arabaları kale yapıyorlar, sileceklerini antenlerini kırıyorlar; 5–6’sı birden bagajın, kaputun üzerine oturuyor; alarmlar çalıyor, anaları–babaları şikâyetçilere çatıp, çocuklarını savunuyor! Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm, böyle şey görmedim. Her semt, her mahalle böyle, televizyonlara yansıyan o haberler, her gün her yerde yaşanıyor.

... Çok samimi dostlarımdan biri, aklımın ucundan geçmeyen tutarsızlıklar sergiliyor mesela. Oraya koyuyorum uymuyor, buraya koyuyorum olmuyor. Görünürdeki sebep gerçek sebep değil.

... Böyle giderse; depremin psikolojik tahribatı, hem tedbir alınmasını engellediği için (kaderde varsa) bir depremin vahametini büyütecek, hem de öyle bir faciadan bile daha büyük ruhsal yıkımlara ve kayıplara yol açacak.

Bilim adına yapılan konuşmalarda da denge yok. “7,2 ile 7,6” tahminlerini açıklayan kişi “İçim rahatladı!” diyor! Diğeri “Bu söylenemez. Ama bizim önceki kanaatlerimiz de böyleydi.” yaklaşımıyla güya tepki gösteriyor!

... Ayrıca “deizm” yönünde öyle bir sinsi çatlak gelişiyor ki, yakında duayı lüzumsuz bulma ön kabulleri yavaş yavaş bağrımıza çöreklenecek. Henüz bunu da kimse fark etmiyor.

... Kendimizi yoklayalım, kendimize gelmenin çarelerini arayalım. Bilimsel, psikolojik, zihnî, sosyal–siyasî–ekonomik bir şaşkınlık içindeyiz. Asıl bundan korkuyorum ve çok korkuyorum.


a.selim@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

31/ 08/ 2000... ''Topluntu'' imiş!
04/ 09/ 2000... Anlayarak okumak kolay değil (1)
05/ 09/ 2000... Anlayarak okumak kolay değil (2)
07/ 09/ 2000... Sevgi ve düşünce yoktu onda
11/ 09/ 2000... Kolaycılık gafleti
12/ 09/ 2000... Düşünce notları...
14/ 09/ 2000... Hürriyet ve eğitim
18/ 09/ 2000... Üçlü zaruret ve demokrasi
19/ 09/ 2000... Dünkü yazımın îzahı
21/ 09/ 2000... Nokta tahliliyle olmaz


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.