GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

27/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


HABERLER 


Bu nasıl demokratlık!

Seçimlerde YÖK'ün antidemokratik uygulamalarına maruz kalan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Alıcı, şimdi ilahiyatta başörtülü öğrencilerin karşısına yasakçılığıyla çıkıyor.

Türkiye’de sorunların önündeki en büyük engellerden biri olan ‘çifte standart’ yaşamın her yanında kendini hissettiriyor. Bunun en bariz bir örneği de İzmir’de yaşanıyor.

Girdiği demokratik bir yarışta en fazla oyu almasına rağmen Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) ‘antidemokratik tavrı’ nedeniyle zor anlar yaşayan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, şimdi de yasak uygulama peşinde. Din eğitimi için kurulan ilahiyat fakültesinde başörtüsü yasak. İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Önkal, din eğitimi için kurulan ilahiyat fakültesinde başörtüsü yasağına şöyle bir açıklama getirdi: “Yönetmelik son iki yıldan beri üniversitelerimizin diğer birimlerinde uygulanıyordu. İlahiyat fakültelerinde geçiş dönemi olduğu için iki yıl zarfında uygulanmadı. Bu yıl rektörlüğümüzün emri ile ilahiyat fakültelerinin de bu yönetmeliğin kapsamı dışında tutulmayacağı ve ilahiyat fakültesinde de bu yönetmeliğin uygulanacağı söylendi.” Önkal, “Din eğitimi verilen bir kurumun özel şartları Rektör Alıcı’ya anlatılmadı mı?” şeklindeki sorumuzu ise şöyle cevaplandırdı: “Fakültemizin bütün özel şartlarını sayın rektörümüz az çok biliyor. Ben diğer bütün ayrıntıları da anlattım. Kendilerine yaşanabilecek hususları arzettim. Bütün bunlara rağmen bizden yönetmeliğin ilahiyat fakültesinde de uygulanması istendi. Biz de bu yönetmeliğe uymak zorundayız. Belli bir prosedür var, onun dışına çıkamayız.”

Rektörün katı tutumu

Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı ise, yasak uygulamasının ülke geneline gönderilen bir yazı ile yapıldığını belirterek kararı şöyle savundu: “Türkiye’nin genelinde bu kanunlar uygulanıyor. Ama inanın ki o çocukları kendi çocuğum gibi görüyorum. Kapalı mekanlara, eğitim alanlarına öğrencilerin başörtüsü ile girmesi yasak. Şu anda anayasa ve yasalar bunun böyle olmasını istiyor. Bütün arzum öğrencilerin kanun ve yasalara uyması.”

“Rektörlük seçimlerinde YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün yasa ve yönetmeliklere uygun olan tercihi, sizce neden antidemokratik bulundu? Başörtüsü yasağı uygulaması yasa ve yönetmeliklere uygun; ama öğrencilerin eğitim gibi demokratik bir hakkını elinden alması bakımında demokratik temayüllere uygun mu? Size karşı bir baskı söz konusu mu?” şeklindeki sorumuza ise Alıcı şöyle cevapladı: “İkisi aynı şey değil. Üniversitelerde türban olayının mutlaka bitmesi gerekiyor. Yasalar ve anayasa öğrencilerin eğitim kurumlarına türbansız gelmesini istiyor. Orta bir yol yok. Bana kimsenin baskısı yoktur. Ben anayasa ve kanunlara uymak zorundayım. Ben ona buna topu atacak değilim.” (Erkan ACAR / İstanbul ZAMAN)




İHL'lerde de 'ikna' yöntemi

Okulların açılmasının üzerinden üç hafta geçmesine rağmen Küçükköy Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesi’nde başörtüsü sebebiyle öğrenciler mağdur edilmeye devam ediliyor.

Dün okula yine başörtüsü ile alınmayan öğrenciler okul önünde eğitim hakları engellendiği için gösteri yaptılar. Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü olay yerine geldikten sonra öğrenciler okulun konferans salonuna alındılar. Öğrencilere bundan sonra derslerine bayan öğretmenin geleceği söylendi. Öğrenciler daha sonra sınıflarına dağılarak yoklamaları alındı. Bu arada okulun çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan polis, okul yakınlarına basın mensuplarının ve öğrenci velilerinin yaklaşmasına izin vermedi. Abdulhamit YILDIZ / İstanbul ZAMAN




MHP'den başörtüsüne destek talebi

İmam hatip liselerinde yaşanan başörtüsü sorunu nedeniyle parti genel merkezlerini kapı kapı dolaşan öğrenci velileri dün de Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi’ne gelerek Genel Sekreter Abdurrahman Küçük ile görüştüler.

Görüşme sonrasında, MHP’den bekledikleri ilgiyi göremediklerini belirten öğrenci velileri, şikayetlerini şöyle dile getirdiler: “Alay eder gibi ‘Bekleyin, çözeceğiz.’ diyorlar. Ne zamana kadar bekleyeceğiz? Çocuklarımız okullardan atılıyor. Çocukları taciz ediyorlar, hepimizin çocuğu psikolojik bunalım geçiriyor. Samimi olsunlar, siyaset yapmasınlar. İnsan hakları, özgürlük adına çocuklarımızın istediği gibi yaşayıp okumasını istiyoruz. Kanunların bize okuma hakkı verdiğini zannediyoruz. Rahibelere tanınan haklar bize de tanınsın, ya da Hıristiyan olup azınlık haklarından yararlanalım.” Küçük’ün “Yukarıdakiler bilir.” ifadelerine tepki gösteren veliler, “İşte iktidarsınız. Daha kim kaldı yukarıda?” diye sordular. (Habib GÜLER / Ankara ZAMAN)




Valinin feryadı

Batman'da 2000 yılının ilk 7 ayında 27 kişinin intihar ederek hayatına son vermesi Vali Parlak'ı sıkıntıya soktu. Ankara'ya bir mektup gönderen Parlak, sorunun çözümü için Batman'a psikolog ve psikiyatrist istedi.

Batman Valisi İsa Parlak, yılbaşından 7 Ağustos 2000 tarihine kadar ilde 27 kişinin intihar etmesiyle ilgili olarak devletten yardım istedi. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'ne bir yazı gönderen Parlak, devlet hastanesinde halen bir psikiyatrist, Milli Eğitim Müdürlüğü'nde ise bir psikoloğun görev yaptığını, bunların da sadece rutin işleri yürüttüklerine dikkat çekti. İsa Parlak, bakanlığın bir an önce Batman'da yapılacak çalışmalarla ilgili personel ve finansal destek sağlamasını istedi.

Batman'da çoğunluğunu kadınların oluşturduğu 27 kişinin intihar etmesi olayını Ankara'ya taşıyan Vali Parlak, büyük bir sorun haline gelen konu hakkında araştırma yapacak ve mücadele yöntemleri geliştirecek yeterli bilgi ve tecrübeye sahip personel ve diğer imkanların bir an önce sağlanması gerektiğini vurguladı. Devlet Bakanlığı'na gönderilen yazının ekinde Batman'daki intiharlar üzerine yapılmış bir araştırma da bulunuyor. Bakanlığa bağlı bir sosyal hizmet uzmanı tarafından hazırlanan rapora göre, intihar edenlerin büyük çoğunluğunu bekar bayanlar ile yeni evli bayanlar oluşturuyor. İntiharlarda kadınların oranının yüksek olması ve daha genç yaştakileri kapsamasının ekonomik sebeplerin dışında başka sebepleri ön plana çıkardığı belirtilen raporda, ''Bu bağlamda ilimizde yaşayan insanlar içerisinde intiharın yaygın olarak bekar bayanlar ile genç evli bayanlarda yoğunlaşması, bu kesime yönelik toplumdaki sosyokültürel özellikler ve geleneksel yapıyı öne çıkarmaktadır.'' ifadelerine yer verildi.

İntiharların sebepleri

İntiharların sebebinin, sosyokültürel özellikler ve geleneksel yapı olarak tespit edildiği raporda, intihara götüren sebepler şöyle sıralanıyor: Temel eğitime devamda cinsiyet ayrımı, erken evlilik, erkeğin birden fazla eşle evlenmesi, kızların kendinden çok büyük yaşta kişilerle evlendirilmeleri, kızların dış çevreye açılamaması, kızların miras hakkını kullanamaması, kızların eş seçememesi, sosyokültürel etkinliklerin yoksunluğu, kent ortamında kırsal kültürün hakimiyeti, yaygın batıl inançlar, akraba evliliğinin yaygın olması, resmi nikahın zamanında ya da hiç yapılmaması. Raporda, intihar eden kişilerin çoğunlukla okuryazar olmadığı ve ilkokul mezunu olduğu tespitine de yer verilirken, intihar eden 18 kişinin sürekli bir işte çalışmadıkları belirtildi.

Paparazzi medyası

Bölge insanının yaşadığı hayatı, geleneksel yapının oluşturduğu belirtilen raporda, ayrıca görsel–yazılı medyanın paparazzi–magazin programlarıyla ''hayal dünyası'' oluşturdukları kaydedildi. Bu iki dünya arasındaki derin uçurumun bireylerde hayal kırıklığına yol açtığına dikkat çekildi.

Raporda, geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olan 15–25 yaş arası gençlerde yaz aylarında (haziran–temmuz–ağustos) intihar eğiliminin arttığı belirtildi. (Emine DOLMACI / Ankara ZAMAN)




Çözüm önerileri

Valinin gönderdiği raporda kısa ve uzun vadede önerilere de yer veriliyor.

İntiharların durdurulması için acil olarak alınması gereken önlemin, il genelinde danışma ve rehabilitasyon amaçlı bir ağın oluşturulması ve İl Sağlık Müdürlüğü, Ruh Sağlığı Şube Müdürlüğü koordinatörlüğünde oluşturulacak bu ağın özel ve kamu birimleri destekli olması isteniyor. Uzun vadede ise, katı geleneklerin, olumsuz kuralların ve özellikle bayanlar üzerindeki ağır baskıların azaltılabilmesinin eğitimle mümkün olduğu tespiti yapıldıktan sonra bütün çocukların zorunlu temel eğitimden geçirilmesi, herkesin en azından okur yazar olmasının sağlanması, yetişkin çağdaki ebeveynlerin de okuma yazma kurslarına alınması yerine davranış eğitimi, ana-baba okulu türünden eğitim programlarına girmelerinin sağlanması istendi.




Batman tedirgin

Batman'da artan intihar olayları vatandaşı da tedirgin ediyor.

Batman Valiliği'nin Köylere Hizmet Götürme Birliği aracılığı ile müftülüğe intiharın çözüm olmadığını anlatan kitapçık hazırlatmasının ardından müftülük bünyesinde de 'Alo İntihar Hattı' hizmet vermeye başladı. Kendini çıkmazda hisseden ve intihar etme düşüncesi içerisinde bulunan insanların başvurabileceği bu birimin başına Nezahat Kesici isminde bir ilahiyatçı getirildi. İnsanların rahatlıkla ulaşabilmesi için 213 27 95 no'lu telefon bu iş için sürekli hizmet verecek. Ayrıca her 15 günde bir bayanlara yönelik olarak Şevket Başak Camii'nde konferans niteliğinde vaaz verilecek. İlk vaaz dün saat 14.00'te verildi.

Öte yandan yaşanan 27 intihar vakasının ardından intihar eden bayanların çoğunluğunu da 16–25 yaş arası bayanların oluşturması aileleri tedirgin ediyor. İntihar eden bayanların otopsi raporlarının saklanması da kafalardaki soru işaretlerini artırıyor.




Müftülüğün 'intihar' kitabı

Batman'da son 8 ay içerisinde meydana gelen intihar vakaları, yetkilileri harekete geçirdi.

Batman Valiliği ile Batman Müftülüğü'nün işbirliği sonucunda intihar olaylarının dinimizdeki yerini anlatan fetva mahiyetinde ''Allah'ın Şaheseri İnsan'' adlı bir kitap yayınlanarak Batmanlıların istifadesine sunuldu. Batman Müftüsü Yüksel Kaymak, cep boyunda hazırlanan ve 10 bin adet bastırılan kitabın ücretsiz dağıtılacağını bildirdi. Kur'an–ı Kerim ve sünnet ışığında hazırlanan kitapta ayrıca Müftü Kaymak şu görüşlerine yer veriyor: ''Günümüzde fen, teknoloji, sanayi çok ilerlediği halde, insanlarda huzursuzluk, sıkıntı artmaktadır. Bunun temelinde de dinimizin müsamahakâr, sevindirici, müjdeleyici güzelliklerinden uzaklaşarak, manevi çöküntüye düşmemiz yatmaktadır. Hatta intiharların temelinde, imansızlık yatmaktadır. İntihar, kurtuluş çaresi değildir. İntihar küfre yakın bir günahtır. İntihar edenler dünyadaki geçici olan sıkıntılardan kurtulacaklarını zannederler. Halbuki ahirette sonsuz acılara maruz kalacaklarını düşünmezler. Dünyadaki acılar ve sıkıntıların sonucu beklenirse mutlaka son bulur. Aklı başında bir Müslüman ne kendi canına ne de bir başkasının canına kıyar.''

MUSTAFA ERANIL / Batman CHA




Nursi'nin mesajı kalplerde

3 gün süren Risale-i Nur'a Göre Kur'an'ın İnsana Bakışı sempozyumu dün sona erdi. Nursi'nin İslam'ı sevgiyle anlatmasının önemine dikkat çekildi. Risaleleri internetten okuyup Müslüman olan Moreria, 'Risale-i Nur'u özümseyip ruhi ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz.' dedi.

Uluslararası 'Risale–i Nur'a Göre Kur'an'ın İnsana Bakışı' sempozyumu dünkü oturumlar ve kapanış paneliyle sona erdi. 3 gün süren sempozyumda dü,n internetten okuduğu Risale-i Nur’larla Müslüman olan Brezilyalı ruh hekimi Cecilia Marton Moreria konuşmasında R. Nur'un orjinalliğini vurguladı. Moreria, Nursi’nin insanların sonsuz ihtiyaçlarının ve kaynaklarının bulunduğunu anlattığını belirterek şu tespitlerin altını çizdi: “R. Nur’u bütün hayatımızda özümseyip ruhi ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz. Ruhsal hastalıklarımızı iyileştirebiliriz. Psikolojik ihtiyaçlarımıza, şüphelerimize onda cevaplar bulabiliriz. Herkesi kendini incelemeye davet ediyorum. Hayatımda ne eksiklik var diye araştırabilir ve gerçek ihtiyacımızı karşılayabiliriz.”

Hollanda Rotterdam İslam Ünv. Rektör Yardımcısı Abdulhalim Ewiss, önceki konuşmacılardan birinin Bediüzzaman’ı tasavvuf erbabı gibi tarif etmesine itiraz etti. Üstadın sıradan bir sofi gibi gösterilmesinin yanlış olacağını vurgulayan Ewiss, “Bediüzzaman, Allah’ın güzel isimlerini bütün tarih boyunca en güzel tefsir eden alimdir. Kendi davasını güçlendirmek için bütün ilimlerden istifade etmiştir. O bu asrın müceddidir.” dedi.

Kainatı kuşatan rahmet

Prof. Dr. İmtiyaz Yusuf da (Princle Songkla Ünv. Tayland) üstadın tasavvufu tasvip ettiğini; ama İslamiyet’in ruhuyla ilgilendiğini belirterek, “Nursi eserlerinde sadece dine değil birçok konuya da Kur’an–ı Kerim’e dayanarak temas etmiştir. Yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişkiyi anlamamızı sağlamıştır.” diye konuştu. Prof. Dr. Abd al–Kadir Muhammed (Khartoum Ünv. Sudan), Nursi’nin rahmetin değişik versiyonlarını açıkladığına dikkat çekerek, “Üstad bütün kainatı kuşatan rahmetin 30 ayrı sırrını ortaya koydu. Cehennemin var oluşunun bile rahmet ve adaletin gereği olduğunu, böylece masum canlıların haklarının korunduğunu belirtti.” diye konuştu. Serbest konuşma kısmında söz alan Mekke’de yaşayan Hüsmen Duran Hoca, İslam’ı sevgiyle anlatmanın önemine dikkat çekerek, imanlı olsa bile kaba saba bir Müslümanlığın İslamiyet’e zarar vereceğini vurguladı.

Muhabbet ve imanın birliği

Prof. Dr. İbrahim Canan, Bediüzzaman’ın kendisini iki maddeyi birleştirip yeni iki madde çıkarmak isteyen kimyagere benzettiğine dikkat çekerek, “Bu maddeler muhabbet ve iman. Bunların birleşmesinden sadakat ve hamiyet çıkacak. Bu da fedakâr duygular içerisinde insanlığa hizmet etmek anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Bünyamin Duran da muhabbetin (sevginin) cisimleşmiş şeklini görmek için Nursi’ye bakılması gerektiğini ekledi. Güney Afrikalı Prof. Dr. Yousuf Dadoo, Nursi’nin sahabenin keyfiyetini anlatırken verdiği örneğe işaret ederek, “Hz. Muhammed insanları o derece değiştiriyordu ki, sohbetinde bir dakika bulunmakla insan yıllar süren ruhani bir seyahatle kazanılabilecek hakikat nuruna ulaşıyordu.” dedi. Cezayirli Prof. Dr. Abdülwehab Boukhelkal, Nursi’nin Kur’an’dan süzdüğü hakikatlerle insanları bilim ve teknolojiye teşvik ettiğine dikkat çekerek, şu örneği verdi: “Mesela rüzgârın Hz. Süleyman’ın emrine verildiği ayetini aktardıktan sonra insanların rüzgar enerjisinden istifadeyle hayatlarını kolaylaştırabileceklerini belirtmiş, teknolojik noktadan insanın önünü açmış ve kainat kanunlarından faydalanarak yeni keşifler ve icatlar yapmaya çağırmıştır.”

Sempozyum, kapanış panelinde söz alan 9 tebliğcinin konuşmalarıyla sona erdi. (Onur KAYA/ Mükremin ALBAYRAK / İstanbul ZAMAN)




Kur'an'ı anlamayı kolaylaştırıyor

Cecilia Moreria ZAMAN'a yaptığı açıklamada Risale-i Nur’un tüm insanlığa hitap ettiğini belirterek, "Kur'an'ı anlamayı kolaylaştırıyor.

Müslüman olmayanların dahi anlayabileceği bir üslup kullanıyor. İki yol gösteriyor, sonuçlarını anlatarak 'Tercihte serbestsiniz' diyor. İnsanların kainat kitabını okumalarını sağlıyor. Nursi, tüm insanlık için güzel şeyler söylüyor. Bizler Allah'la irtibat olmadan yaşayamayız" dedi.




Melda, Durmuş'u bekliyor

Dört yıl önce Zeynep Kamil Hastanesi’nde yapılan yanlış bir iğne sonucu sağ gözünü kaybeden küçük Melda’nın tedavi ve dava dosyalarını alarak ilgilenme sözü veren Sağlık Bakanı Osman Durmuş, kameralar önünde verdiği sözü henüz yerine getirmedi.

Küçük Melda'nın babası Dinçel Akpınar, "Bakan Bey söz verdi diye bekledik ama aradan 3 ay geçti bizimle hiçbir şekilde ilgilenmedi." dedi.

Kızının gözünü kaybetmesine sebep olanlardan hesap sorulmasını ve tedavisinin yapılmasını isteyen anne Rahime Akpınar, bir hastane ziyareti sırasında Bakan Durmuş’un önüne çıkarak durumunu anlatmış ve yardım istemişti. Melda’nın adli ve tedavi dosyasının bir örneğini alan Bakan Durmuş da tedavi sırasında yapılan yanlışın araştırılması ve tedavisi için söz vermişti. Baba Dinçel Akpınar, yapılan yanlışı bile içine sindirdiğini söyleyerek, “Yanlışlıkla insanlar öldürülebiliyor yanlışlıkla her şey oluyor; ama hiç olmazsa kızımın tedavisinde Sağlık Bakanlığı yardımcı olsun. Ama onu bile yapmıyorlar. Şimdi dava dosyamız Danıştay’a gitti; ama bir sonuç çıkacağına inanmıyorum.” diye konuştu. (Abdullah DİRİCAN / İstanbul ZAMAN)




Picasso koleksiyonumuz oldu

Dünyaca ünlü Ressam Picasso’nun paha biçilemeyen tablolarından birisi daha Türkiye’de ele geçirildi.

15 – 20 trilyon liralık bir değere sahip olduğu tahmin edilen ve “Masa başında ellerinde kadeh taşıyan iki insan figürü” konulu tablo, Adana Mali Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaklaşık 20 günlük bir takibi sonucu Mardin’de ele geçirildi.

Adana Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Picasso’ya ait tablonun pazarlanmaya çalışıldığı ihbarını alan Mali Şube ekiplerinin alıcı gibi hareket ederek 5 ayrı aracıyla görüştükten sonra Mardin’de tabloya ulaştıkları belirtildi. Yapılan takip ve operasyon sonucunda Derviş S., Ali İ., Erol T., Fevzi B. ve Ali O. isimli şahıslar göz altına alındı. Yakalanan sanıklar, tabloyu Mardin’de tanımadıkları bir şahıstan çok düşük bir fiyata aldıklarını ve Kuveyt’in işgalinde, Irak askerleri tarafından yağmalama sırasında çalındığını sandıklarını söylediler. (Fatih KARAÇALI / ADANA CHA)




Bitlis'te doktor yok!

Bitlis SSK dispanserinde doktor bulunmaması yüzünden hastalar ilçeye sevk ediliyor.

Bitlis’te halka hastane yerine dispanserle sağlık hizmeti vermeye çalışan SSK, ilde bulunan bir doktor ve bir diş hekimine izin verince vatandaşın gideceği kapı kalmadı. Dispanserdeki iki doktorun da yıllık izne çıkması yüzünden Bitlisli hastalar Tatvan ilçesindeki sigorta hastanesine sevk ediliyor. SSK dispanserinde doktor olmadığı için en ufak durumda bile Tatvan’a gitmek zorunda kaldıklarınıı söyleyen vatandaşlar ise “Acil hastalarımız oluyor, her zaman araç bulamıyoruz. Şimdi yollar açık, kışın zor hava şartlarında Tatvan’a nasıl gideceğiz? Bu problemin bir an evvel giderilmesini istiyoruz.” dediler. Diş kliniğinde de alet yetersizliği olduğu ifade edilirken, aletler olmadığı için sadece muayene yapılabildiği, diğer tedaviler için hastaların yine Tatvan SSK hastanesine gitmek zorunda kaldığı öğrenildi. (Sabri BAĞCI / Bitlis ZAMAN)




YÖK yenileniyor

7 YÖK üyesi 4 yıllık görev sürelerini dolduruyor. Bu üyelerin yerine aralıkta ilgili kurumlarca aday gösterilecek.

Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) 7 üyesinin görev süresi Ocak 2001’de sona erecek. YÖK üyeleri İsmail Akınaltuğ, Durmuş Yalçın, Prof. Dr. Ramazan Evren, Prof. Dr. Uğur Buget, Prof. Dr. İsmail Tosun ve emekli Hava Korgeneral Erdoğan Öznal görev sürelerini 4 Ocak 2001’de tamamlayacak. Prof. Dr. Sebahattin Zaim’in görev süresi ise 6 Ocak 2001’de sona erecek. İsmail Akınaltuğ ile Durmuş Yalçın Cumhurbaşkanlığı, Prof. Dr. Sebahattin Zaim ve Prof. Dr. Ramazan Evren Bakanlar Kurulu, emekli Hava Korgeneral Erdoğan Öznal Genelkurmay Başkanlığı, Prof. Dr. Uğur Buget ve Prof. Dr. İsmail Tosun da Üniversitelerarası Kurul kontenjanlarından seçilerek, YÖK üyeliği görevlerine atanmışlardı. 2547 Sayılı YÖK Kanunu’na göre, YÖK üyeleri 4 yıllığına atanıyor. YÖK, başkan dahil 22 kişiden oluşuyor.

Aralıkta belli olacak

Üyelerin 7’si Cumhurbaşkanlığı’nca, 7’si Bakanlar Kurulu’nca, 1’i Genelkurmay Başkanlığı’nca, 7’si de Üniversitelerarası Kurul’ca belirleniyor. Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı ve Üniversitelerarası Kurul’ca belirlenen adaylar, cumhurbaşkanının onayıyla göreve başlıyor. Yasaya göre, Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı ve Üniversitelerarası Kurul, görev süreleri bitecek üyelerin yerine 1 ay içinde seçim yapacak ve cumhurbaşkanının onayına sunacak. Yeni üye adaylarının, Aralık 2000’de belirleneceği bildiriliyor. Cumhurbaşkanının, söz konusu kurumların belirlediği adayları onaylamaması halinde, iki hafta içinde yeni adaylar belirlenecek. İki hafta içinde yeni aday tespit edilmediği takdirde, cumhurbaşkanı doğrudan atama yapacak. Görev süresi sona eren kişiler, yeniden YÖK üyeliğine seçilebilecek.




Konya'da 'el kart' dönemi

Toplu taşıma araçlarında İstanbul'da Akbil, İzmir'de 'akıllı kart' uygulamasının bir benzerine de Konya geçiyor.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Özkafa, toplu taşıma araçlarında isimini 'elektronik kartın' kısaltılmasından alan 'el kart' uygulamasına kısa bir süre içerisinde geçileceğini bildirdi. Başkan Özkafa El Kart uygulamasının başlamasıyla birlikte bilet gişeleri önündeki sıraların sona ereceğini ifade etti. Hangi duraktan saat kaçta ne kadar yolcunun bindiğin de sistem sayesinde öğrenileceği kaydeden Özkafa, el kart uygulamasıyla birlikte yüklenen kontörlerin mesafaye göre tüketilmesinin sağlanacağını belirtti. lMusa TAŞPINAR/ Konya CHA




Radyolar bin 190'da kaldı

Türkiye’de özel yayıncılık hayatının başladığı 1990’lı yıllarda yasal boşluk nedeniyle büyük artış kaydeden radyolara 1995’ten bu yana açılma izni verilmiyor. Kaçak yayın yapan ve ancak ilgili kurumlarca tespit edilen radyolar ise tek tek kapatılıyor.

Şu an bin 190 radyo yayın yapıyor. Türkiye’de halen lisans başvurusunda bulunmuş olarak yayın yapan bin 190 özel radyo bulunuyor. Bunlardan bin 43’ü yerel, 129’u bölgesel 36’sı da ulusal çapta yayın yapıyor. İstanbul 136 özel radyo ile başı çeken il olurken, bunu 63 radyo ile İzmir ve 59 radyoyla Ankara takip ediyor. Özel radyonun en az bulunduğu üç il ise Muş, Kars ve Gümüşhane. Muş ve Kars’ta ikişer radyo mevcutken, Gümüşhane’de sadece 1 radyo yayın yapıyor.

1995 yılından bu yana özel radyoların açılmasına izin verilmemesine karşılık, bazı radyoların kaçak yayın yaptığı belirtildi. RTÜK Kamuoyu Araştırmaları Dairesi Başkanı Cengiz Özdiker, tespit edilen kaçak radyoların bulundukları il ve ilçe amirliklerince kapatıldığını söyledi.

Hamza ERDOĞAN / Ankara ZAMAN




Tv’ler güvenli çıktı

Başbakanlık'ça yapılan soruşturma sonunda, ulusal yayın yapan tv'lere frekans için gerekli güvenlik belgesi verilmesi kararlaştırıldı.

Ulusal radyo ve televizyonlar için Başbakanlık tarafından yürütülen güvenlik soruşturması tamamlandı. Lisans müracaatında bulunan bütün ulusal kanallara güvenlik belgesinin verildiği öğrenilirken, Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) frekans ihalesiyle ilgili çalışmalara başladığı bildirildi. RTÜK’ün 15 Aralık 1997’de yapmayı kararlaştırdığı ulusal televizyonların frekans ihalesi önce 2 Mart’a ertelenmiş, ardında ise ihalelerin süresiz ertelenmesi kararlaştırılmıştı. 2 Mart 1998’de yapılması planlanan ulusal televizyon frekans ihalelerini süresiz ertelenmesinde ise Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) tavsiyesi etkili olmuştu. Frekans ihaleleri RTÜK’te de krize neden olurken, zamanın Üst Kurul Başkanı Orhan Oğuz önce başkanlıktan, ardından ise üyelikten istifa etmişti. Daha sonra çıkarılan yönetmelikle RTÜK, frekans ihalelerine katılacak olan yayın kuruluşlarına Başbakanlık’tan güvenlik belgesi alma zorunluğu getirdi.

Başbakanlık, ulusal yayın için müracaat eden kanallarla ilgili güvenlik soruşturmalarını bitirdi. Lisans müracaatında bulunan bütün ulusal kanallara güvenlik belgesi verilmesi kararlaştırılırken, sakıncalı görülen isimler konusunda Başbakanlığın yayıncı kuruluşları uyararak tv'lerin yönetimlerinden ayrılmalarını sağladığı öğrenildi. Ulusal kanalların güvenlik soruşturmalarının gerçekleştirilmesinin ardından RTÜK de harekete geçti. RTÜK daha önce başlatılan ancak hükümetten gelen baskı üzerine durdurulan frekans ihalesini kasım ayında yeniden gündeme getirecek.

Lisans müracaatında bulunanlar

Ulusal yayın yapmak üzere RTÜK’e 16 kanal müracaat etti. Daha önce İstanbul’da 15 kanalın ulusal yayın yapmasına izin vermeyi planlayan RTÜK’ün kaç kanalın ulusal yayın yapacağıyla ilgili planlamayı yeniden gözden geçireceği belirtilirken, ulusal yayına izin verilecek kanalların sayısının daha da düşebileceği bildirildi. Ulusal yayın yapmak için RTÜK’e müracaat eden televizyon kanalları şunlar: Meltem Tv, Flash Tv, Show Tv, Cine 5, Kanal D, Eko Tv (CNNTÜRK), ATV, Number 1, HBB, TGRT, Kanal 6, Samanyolu, NTV, Star Tv, Kral Tv, Kanal 7. (Ahmet BIYIK / Ankara ZAMAN)




Kışlalı sanığına tatbikat

Gazeteci–yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına bomba koyarak ölümüne neden olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Rüştü Aytufan'a üç ayrı yerde tatbikat yaptırıldı.

Polis kıyafeti ve şapkası giydirilen Aytufan Kışlalı’nın Çayyolu’ndaki Engürü Sitesi’nde bulunan evi önünde olayı nasıl gerçekleştirdiğini DGM Savcısı Hamza Keleş’e anlattı. Olay günü saat 21.00 sıralarında yanında Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel'le birlikte geldikleri arabadan inerek Kışlalı’nın evinin civarında dolaştıklarını ve sonra Kışlalı’nın gri renkli Passat marka otomobilinin yanına gelerek, kendisinin hazırladığı bombayı aracın üzerine yerleştirdiğini ve arkadaşlarıyla birlikte olay yerini terk ettiklerini söyledi. Ayrıca iki ayrı olayla ilgili olarak da Aytufan’a olay yerlerinde tatbikat yaptırıldı. Ankara polisi sorgulama için savcılıktan ek süre alırken Aytufan’ın yarın DGM’ye çıkarılacağı öğrenildi.

Vatandaş ihbar etmiş

Rüştü Aytufan’ın, Sakarya’nın Sapanca İlçesi’nde, vatandaşların ihbarı sonrası şüphe üzerine gözaltına alındığı öğrenildi. Vatandaşların, ihbarı üzerine prefabrik konuta operasyon düzenleyen güvenlik güçleri, konutun sahibi olan esnaf Aydın Memi (40) ile üzerinde Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu görülen Ali Altan Ünlüer’i (26) gözaltına aldı. Polisin çapraz sorgusu sırasında çelişkili ifadeler veren Ünlüer, daha sonra Ahmet Taner Kışlalı’nın otomobiline bomba yerleştirilmesi olayında fiilen yer aldığını ve asıl kimliğinin Sivas’ın Gülova ilçesi Yukarıtepecik Köyü nüfusuna kayıtlı Rüştü Aytufan (28) olduğunu itiraf etti. (Sedat GÜNEÇ / Duran SAVAŞ / Ankara - Sakarya ZAMAN)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.