GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

29/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


MEDYA ANALİZ 


Okur'lu köşeler

Berberoğlu'nun başlattığı "interaktif köşe yazarlığı" uygulaması, yazar ile okuru arasındaki ilişki konusunda farklı değerlendirmelere yol açtı.

Köşe yazarları arasında okuyucu görüşlerine yer verenlerin sayısında son zamanlarda belirgin bir değişim yaşanıyor. Nadiren de olsa köşe yazarlarının, okurların bazı eleştiri veya teşekkür mektuplarına yer verdikleri eskiden beri yapılan bir uygulama. Ancak Hürriyet yazarı Enis Berberoğlu'nun başlattığı ''interaktif köşe yazarlığı'' uygulaması da bu alanda farklı bir uygulamaya zemin hazırladı.

Berberoğlu, uygulamasını her gün köşesin de ''karşı görüş–katkı'' olarak yansıtıyor. Ve okuyuculardan gelen farklı konulara ilişkin görüşlere yorum yapmadan yer veriyor. Okur eleştirileri ve görüşlerine dayandırılan köşe yazılarının yanı sıra, birçok yazar zaman zaman okurlardan gelen bazı eleştiri ve teşekkür mektuplarına eskiden beri yer verir.

İnteraktif köşe

Birincisine Yalçın Bayer'in ''Yeter Söz Milletin'' köşesi ve birçok gazetede benzer türden uygulama örnekleri bulunan ''Milletin Kürsüsü'' benzeri köşeler, ikinci türe Hakkı Devrim gibi zaman zaman okuyucuların karşı görüş ve eleştirilerine yer veren yazarların yanı sıra, iki üç ayda bir gelen okuyucu teşekkürlerine yer veren Mehmet Barlas gibi yazarlar örnek olarak verilebilir.

Ancak, Berberoğlu'nun ''karşı görüş–katkı'' uygulaması bir ilk. Zira şimdiye kadar okur görüşlerine yer verilirken direkt alıntı yerine yorum tercih ediliyordu. Bu nedenle bu uygulamanın diğer köşe yazarlarını nasıl etkileyeceği merak konusu.

Berberoğlu'nun bu uygulaması medyada tekrar köşe yazarı–okur ilişkisini gündeme getirdi. Köşe yazarı, okurun görüşleri doğrultusunda mı yazı yazmalı, yoksa zaman zaman okuru karşısına alabilmeli mi?

Hürriyet'in aykırı yazarı Gülay Göktürk bu açıdan Berberoğlu ile farklı bir çizgi izliyor. Gülay Göktürk'e göre ''bir köşe yazarı herkes tarafından sevilmemeli. Etkili olmak sevilmekten daha önemlidir.''

''En büyük sansürcü okur''

Gülay Göktürk, ''okurun nabzı'' olsa bile ''nabza göre şerbet vermediğini'' ifade ediyor ve şöyle devam ediyor: ''En zor şey, okur tepkisine göğüs germek! Bence bir yazarın tepesindeki en büyük sansür, okur. Beni destekleyen okurum bu yazıya ne der? İnsanları hayal kırıklığına uğratmaktan korkmak birçok insanın kalemini tutan şey. Oysa çoğunluğa papuç bırakmamak gerekiyor. Başkalarına da tavsiye ediyorum: Bir gün, ne güzel yazmışsınız diye tebrik telefonu açan birini ertesi gün hayal kırıklığına uğratın; bunu göze almazsanız, iyi yazar olamazsınız!''

Köşesinde zaman zaman okur görüşlerine yer veren Posta yazarı Ömer Tarkan ise farklı bir bakış açısı getiriyor. Tarkan, ''bir gazeteci için olumlu ya da olumsuz tepkinin fark etmediğini, önemli olanın tepki olduğunu'' belirtiyor.

Köşe yazarlarını ayakta tutan elbette ki okurlar. Okurların katkılarına yer verilmesi de bu açıdan olumlu bir gelişme. Ancak Gülay Göktürk'ün belirttiği gibi bütün okurları memnun etmek mümkün olamayacağı gibi, aynı okuru da her zaman memnun etmek mümkün değil. Ancak bu da okur görüşlerine yer vermeme veya okurları önemsememe gibi bir sonuca yol açmaz. Berberoğlu'nun uygulamasının etkilerini ise zaman gösterecek.

'Okur'un konumu ne?

Enis Berberoğlu, köşesinde okur görüşlerine yer vererek yeni bir uygulama başlattı. Gülay Göktürk ise, yazarın yeri geldiğinde okurula ters düşmeyi göze alması gerektiğini belirtiyor.




Etik tartışması kaldığı yerden...

Erbakan'ın daveti ile başlayan ''Gazeteci her habere gider mi, gitmez mi?'' tartışması medyamızda bu hafta da işlenilen konular arasındaydı. Umur Talu'nun farklı bir bakış açısı getirdiği tartışmaya Radikal yazarı Avni Özgürel de katıldı. Özgürel, Talu'nun geçtiğimiz hafta söz ettiği "ilke"nin ''Basın Meslek İlkeleri'' değil ''kendi ilkesi'' olduğunu yazdı. Umur Talu ise, ''O zaman neden gitmiyorsunuz?'' başlığıyla yazdığı yazıda, ''Gazeteci her habere gider.'' diye kestirip atanlara şu soruyu soruyor? O zaman, neden her habere gitmiyorsunuz? Talu, daha sonra şu örnekleri veriyor:

ABD'de her yıl, çeşitli ticari nedenler yüzünden yahut ''milli çıkarlar'' paravanı ardında, gazetecilerin gitmediği, üstüne gitmediği haberlerin listesi yayınlanır. Bizde böyle düzenli bir liste yok. Olsa, kabarık bir şey çıkardı. Bu ülkede ''Susurluk'' kurumlaşmışsa ve ancak bir kazadan sonra haber olabilmişse, yıllar boyu ''gidilmeyen'' haberlerin, dolayısıyla 'haber olamayan' haberlerin de rolü vardır.''




Kim sahte Atatürkçü?

Kurum içi polemiklerin yüzlerce örneği yaşandı bugüne kadar. Ancak Cumhuriyet'te son yaşanan kalem kavgası kadar kritik eşikte olanı oldukça nadir görülüyor. Polemik, gazetenin önemli yazarlarından birinin aynı bünyedeki bir başka yazar tarafından gazetenin 'sembolleşmiş ilkelerine ve hedeflerine' ters olmakla ağır bir dille suçlanması noktasında önem kazanıyor. Bu ağır suçlamanın faili hırçın çıkışlarıyla tanınan Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya. Çetinkaya, aynı gazeteyi paylaştığı Toktamış Ateş'i isim vermeden satır başlarıyla şöyle suçluyordu: Bu ülke ne çekiyorsa, ikiyüzlü sahtekârlardan ve özellikle de sahte Atatürkçülerden çekiyor!.. Nereye baksanız onlar!.. Hangi taşı kaldırsanız altından çıkan onlar!.. Din bezirgânlarıyla öpüşüp koklaşan, tarikat şeyhleriyle güle oynaya, el ele tutuşup fotoğraf çektiren onlar!.. Gazete köşelerinde, sapla samanı karıştırıp ''diyalog'' köprüsü kuran, ''hoşgörü'' adı altında her türlü numarayı çeviren yine onlar!.. Attıkça atarlar!.. Yedikçe yerler!..'' Çetinkaya, yazısını 'Tası tarağı toplayıp gidesim geliyor...' nakaratıyla sürdürürken ilginç bir yakıştırmada da bulunuyor: ''Suratları manda gönünden!..'' (23 Eylül 2000) Toktamış Ateş'in buna cevabı gerçekten kariyerine yakışır biçimde oldu.

''Üslup, insanın aynasıdır''

Bu suçlamaları 'çirkin ve seviyesiz saldırılar' olarak niteleyen Ateş, bunun psikolojisini şöyle çizdi: Kimileri, okuduklarını anlayamadıkları için kimileri, kendilerine benzemediğimden, kimileri belli komplekslerden ve kimileri de dile getirmek istemediğim psikolojik ve fizyolojik bazı rahatsızlıkları nedeniyle saldırırlar. Genellikle bunları yanıtlamam. Zira hem onların düzeyine inmek istemem, hem de ''değerlendirmeyi'' okurlarıma bırakmak isterim. Zaten atalarımızın söylediği gibi, ''Üslup, insanın aynasıdır...''

Aslında bu ifadeler yazının içinde çok küçük bir kısmını oluşturuyordu. Zira Toktamış Ateş, böyle bir polemiğe girmektense ders verir gibi 'sol ve Atatürçülüğü' irdelediği uzun bir yazı dizisine başlamayı yeğliyordu.




Kutan'a ders!

Fazilet Partisi lideri Recai Kutan'ın Avrupa turunun medyamıza yansıması, habere bakış açısının ne kadar önyargılı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sabah gazetesi Kutan'ın temaslarını, 'Fazilet'e soğuk duş' manşeti ve 'Avrupa Kutan'a ders verdi' ifadesiyle verdi. Hürriyet de ''Destek istedi ders aldı'' manşetini kullandı.

Sabah'a göre Kutan görüştüğü kişilerden ''taş gibi'' cevaplar almıştı. Sabah'taki haberin devamında şöyle deniliyor: ''AB'nin Türkiye eski raportörü Johannes Swoboda: 'Biz ayrıntılar ve kişilere bakmıyoruz. Bize göre Kopenhag Kriterleri'nin konu başlıkları itibariyle yerine getirilmesi önemli. Ama 312'nci maddenin değiştirilmesi de önemli. Eski belediye başkanınız Tayyip Erdoğan ve Akın Birdal'ın da hapisten çıkmasına sevindim. Köktendincilik bizim için de tehlike. Türkiye'yi laik olduğu için AB'de görmek istiyoruz.'' Hürriyet'teki haberde ise Swoboada'nın şu görüşlerine yer verilmiş: ''Ben Fazilet Partisi'nin kapatılmasına karşıyım. Ama bu, Fazilet Partisi'nin görüşlerini paylaştığım ya da desteklediğim için değil.'' Sabah ve Hürriyet, açıklamalardan zorlama manşet çıkartarak FP'ye kendileri ders vermeyi tercih etmişler.




Star ve Sabah'ın gündemi!

Almanya'da bir Tv kanalında düzenlenen Big Brother ''Büyük Birader'' adlı ''ahlak dışı'' yarışmaya bir Türk kızının katılması Almanlar kadar Türk medyasının da merakına (!) yol açtı. Ailesinin dahi reddettiği ve Almanya'da yaşayan gurbetçilerimizin büyük tepki gösterdiği kıza, Türk medyasından Sabah ve Star gazeteleri büyük ilgi göstermeye başladılar. Bu gazetelerimizin merakı ''Türk kızı Ebru'nun ne zaman biriyle birlikte olacağı ya da hiç olup olmayacağı''. Ve basınımız Türk kızının yaptığı sanki büyük bir rezalet değil de başarıymış gibi ''Almanların en çok izlediği Türk'' ve "Ebru hızlı başladı" başlıklarıyla yansıtıyor.

Sabah daha da ileri giderek, ''Ebru'nun seks yapıp yapmayacağının merak edildiğini'' ve ''Elemenin kendisine yakışmayacağını'' yazıyor. Türk örf ve âdetleri ve ahlak kurallarıyla bağdaşmayan bir yarışmacı kıza Sabah ve Star gazetelerinin ''övgü ve tavsiye dolu yazılarla'' geniş yer vermesi ne etik kurallarıyla ne de medya ilkeleriyle bağdaşacak bir tutum değil.




İtalyan basını daha sert!

Ayşe Arman, Fiorentina'nın teknik patronu Fatih Terim ile iki gün süren bir röportaj yaptı. Röportajda Türk medyası ile İtalyan medyası arasında bir karşılaştırma yapılıyor. Bu bölümü yorumsuz olarak alıyoruz:

''Yeni bir hayat''a başladınız, başarmaya da kararlısınız; ama en çok eksikliğini hissettiğiniz şey ne?

Ben Türkiye'de gecenin ikisinde bile telefon açsam, olmayacak hiçbir şey yoktur! Burada zor tabii. Gerçi bir İmparator'a yakışacak şekilde davranıyorlar; ama yine de binbir türlü zorlukla karşılaşıyorum. Geçen gün mesela, ''Ben bir şeyleri değiştirmeye geldim. Yoksa burada ne işim var? Ya ben değiştireceğim ya da beni değiştirecekler!'' dedim. Açık konuştum. Sonra ne oldu? Gazeteler, ''Terim'den ültimatom!'' diye bir başlık attılar: ''Ya oyuncu alırsınız, ya giderim!'' Oysa, benim söylediklerimle hiç alakası yoktu.

İki ülkenin basınını kıyasladığınız zaman arada ne fark var?

Fazla bir fark yok. Burası biraz daha sert, o kadar! Ama en azından rahatsız eden yok. ''Resminizi çekebilir miyiz?'' diye soruyorlar. Hiçbir antrenmanda yoklar, biz izin verdiğimiz zaman geliyorlar, bizim uçağımızda yoklar, bizim otelimizde yoklar.




Kur'an'da geçmiyor mu?

Daha önce birçok kez basının dini konularda ilahiyatçılara danışmadan haber yapmaması üzerinde defalarca durulmasına karşın, medyanın bu konudaki umursamazlığı sürüyor. Son örnek 27 Eylül tarihli Milliyet Gazetesi'nden. Duygu Asena'nın 'Yataktaki İktidar' dizisinin eşcinsellikle ilgili bölümünde şöyle bir ifade geçiyor: Kur'an'da açıkça homoseksüellikten söz edilmeyip, ''bayağı ve alçakça'' olan eylemler kötü görülür. Bazı yorumcular homoseksüelliğin yasaklanmasını da Kur'an'a katmak istemişler; ama bu herhangi bir yazıyla kanıtlanamamıştır.'' Halbuki Asena bir cami imamına dahi telefon açmış olsalar idi Kur'an'da ifade edilen Lut kavminin helak edilme nedenini öğrenebilirdi.




'Reytinge MGK el koysun'

Hürriyet yazarı Fatih Altaylı'nın, AGB'nin ölçüm yaptığı deneklerin büyük bölümünü Türkiye'nin alt sosyo–ekonomik gruplarından seçtiğini iddia etmesi ve ''AGB rezaletine MGK'nın el koymasını gerektiğini'' yazması tartışmalara yol açtı. Altaylı, alt kültür gruplarının beğendiği programların reyting alması sebebiyle televizyonların kalitesinin giderek düştüğünü savunarak, 'Bu nedenle haberler haber olmaktan çıkıyor. Televoleler, iğrenç magazin programları artıyor.' yorumunu yaptı. AGB deneklerinin neredeyse yüzde 39'unun 'D' sosyal ekonomik grubundan olduğunu ileri süren Altaylı, 'AGB rezaletine RTÜK hızla el koymalı. RTÜK de AGB ile başa çıkamıyorsa konu Milli Güvenlik Kurulu'na gidecek kadar önemli.' diye yazdı.




HUNCA'ya boykot çağrısı

HUNCA Kozmetik Sanayii'nin sahibi Adnan Hunca, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan 'Azgınlaşan şeriatçılık...' başlıklı bir yazısı dolayısıyla tepkileri üzerine çekti. Kulaktan dolma bilgilerle İslam'ın 'kölelik hukuku' olduğunu belirten Hunca'nın şu inanılmaz cümleleri de gazetede yer aldı: ''İslam, esasında fetih, ganimet ve bir yağma düzenidir.'' Bu arada konuyu sert bir dille işleyen Akit gazetesi bir adım daha ileri giderek 'boykot' çağrısı yaptı.

Akit yazarı Hasan Karakaya, 26 Eylül tarihli yazısında vatandaş ve bayilerden 'duyarlılık' isterken, Hunca ve Akaş'ın tüm deodorant/parfüm ürünlerinin firmaya geri gönderilmesi ve bu firmanın ürünlerinden alınmamasını talep etti.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.