GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

30/09/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


 


Ahali aynı ahali

Türkiye Ziraat Odaları Yönetim Kurulu Üyesi ve Batman Ziraat Odası Başkanı Nizamettin Aydiş, çiftçinin hakkını aramak için, beraberindeki çiftçilerle valiliğe yürümek ister. İlk etapta yanında bulunan bütün çiftçiler destek çıkarlar. Bundan güç alan Aydiş de, bir çiftçi temsilcisi olarak en önde yer alır ve valiliğe yürümeye başlarlar. Bundan sonrasını arkadaşımız Mustafa Eranıl’a anlatan Aydiş’ten dinleyelim:

“Kendimi kaptırmış valiliğe doğru yürüyordum. Yürürken de valilik önünde ne konuşacaklarımı kafamdan tasarlıyordum. Arkamda da çiftçilerin desteğinin olduğunu ve onların da benimle beraber yürüdüklerini düşünüyordum. Valiliğe geldiğimde, arkama döndüm bir baktım ki yüzlerce çiftçiden 10 kişi bile yok. Bir kere bu işe girişmiş ve son noktaya gelmiştim. Burada derdimizi anlatmadan gözaltına alındım. Orası senin, burası benim dolaştırıldım...Aklım başıma geldi...Bundan sonra hiçbir zaman boykota, yürüyüşe ve benzeri şeylere girişmem... Benim de herkese tavsiyem budur.”

Aynı tecrübeyi Nasreddin Hoca, Timur'a giderken yaşamıştır. Timur’un fillerinden illallah diyen ahali, sözcü olarak Nasreddin Hoca’yı seçer. Timur’un karşısına çıkan Hoca da yapayalnız kaldığını görünce “Ahali fillerden çok memnun, mümkünse eşini de getirin!” der. Bereket Aydiş, Hoca gibi yapmamış.




Bisiklete park cezası

Bayram Kaya, “İnegöl bisikletin en yoğun olduğu merkezlerden biridir.” dedikten sonra, önceki gün bir bisiklete kesilen park cezasının İnegöl’de günün konusu haline geldiğini söylüyor. Hadise şöyle:

Hakan Babayiğit, bir arkadaşından emanet aldığı bisikletle, İnegöl Hükümet Konağı’na ‘Yeşil Kart’ müracaatı için gider. Binadan çıktığında bisikletlerin toplandığını görür. Emniyet yetkililerinden bisikletini istediğinde 8 milyon 500 bin TL para, 15 gün de trafikten men cezası tahakkuk ettirilir.

Bayram Kaya, sonrasını şöyle anlatıyor: "İnegöl Emniyeti'nden bir görevli, yasağın kaymakamın emriyle uygulamaya konulduğunu, Hükümet Konağı'nda çalışan bütün personelin bisikletine de uygulandığını söyledi. Ancak ilk uygulamada cezalar işleme konulmadı. Aslında bisiklete ceza uygulanmaz diye bir şey yok. Yayaya bile ceza verilebilir."

İnegöl’de uygulanmayan yayaya ceza İstanbul’da çoktan başladı. Bizim tanıdıklarımız bile var. Hatta “Plakamız yok, cezamız var!” diye dalga geçiyorlar.




Hakkı'lara tahliye

Ankara Hilton Oteli’nde İngiliz Kültür Derneği’nin düzenlediği bir seminer vardı. Konu malumunuz, cezaevleri ve insan hakları. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, seminerde çarpıcı bir tespitte bulundu. “Bugün maalesef bazı cezaevlerinde insan hakkı yoktur.” dedi.

Pardon anlamadık, Hakkı’lar için özel bir af filan mı çıktı?

Hem niye bazılarında var da bazılarında yok. Bu biraz ayrımcılık olmuyor mu? 'Hakkı yok', derken özellikle insan kısmına vurgu yapılıyor. Bu, insan olmayan bir takım hakkılardan söz edebileceğimiz anlamına mı geliyor?




Başka bir deprem

1988 yılında meydana gelen Adana depreminden sonra, Ceyhan ilçesinin Soysalı köyündeki mısır tarlasından petrol fışkırmaya başlamıştı. Türkiye Petrolleri, sondaj çalışmasından sonra bölgedeki petrolün umut verici olduğunu söylüyor.

Deprem ne kadar acı olsa da, sonrasında bölgeden petrol fışkırması sevindirici bir olay. Ama en az deprem kadar acı olan bir başka şey ise, enerji ihtiyacımızının had safhada olduğu bu günlerde orada petrol bulunduğunun ancak depremden sonra kendiliğinden fışkırmaya başlamasıyla farkına varılması.




İdeal memur

Belediye ve Mahalli İdare Çalışanları Birliği Sendikası’na üye bir grup memur, Meclis’e sevk edileceği belirtilen memurlarla ilgili kanun tasarını protesto etti. Memurlar protestolarını ağızlarını bantlayarak yaptılar. Sendika Temsilcisi ise bu protesto şeklini söyle izah etti: “Türkiye’de hükümetin görmek istediği ideal memur portresi ne yazık ki bu. Memur konuşmasın ve kendisi hakkında verilen her türlü hükme ‘evet’ desin istenilmektedir.”

Haklı; ama eksik. Tamam ağzı bantlı memur hükümet için ideal bir memur. Ama bandın tek sebebi konuşmaması için değil, aynı zamanda yiyememesi için de!




İşaret

Dünya olimpiyatlarında gözümüz yeni yeni altın madalya görmeye başladı. Ama bunu bile ağzımızın tadıyla kutlayamıyoruz. Judocumuz Hüseyin Özkan'dan sonra Hamza Yerlikaya'nın yaptığı el işareti de bazı gazetelerde siyasi bir sembol olarak değerlendirildi. Yani illa sevincimizi kursağımızda bırakacaklar bunlar. Gazeteler böyle işte...



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.