Bez parçasının fitnesi
(...) Bulunduğu mevki itibariyle “koskoca bir rektör” fitne, bez parçası, estetik ve taklit kelimelerinin anlamlarını saptırarak, başka bir deyişle bunları istismar ederek yasağı destekliyor, kraldan fazla kralcı olmanın parlak örneğini sergiliyor. Bez parçası dediği şeyin bizde adı başörtüsüdür. Bez parçasından dikilen birçok giysi birçok ayıbı örter, bez parçasına önem vermeyenler çıplak gezsinler, ama kendi ayıplarını görecek yerde giyinenleri ayıplamaya kalkışmasınlar.
Bizim okuyan ve okumayan kızlarımız ve kadınlarımız, bölgelere göre çok çeşitli şekillerde örtünürler. Bunların hiçbiri Arap ve Acem taklidi değildir, kendi icatlarıdır, bu milletin özel zevkidir, kültürüdür. (...) Avrupa ve Amerika kültürleri dünyayı istila ederken sesleri çıkmayanların sıra İslam’ın evrensel değerlerine gelince milliyetçilikleri mi tutuyor! Estetik bir zevk meselesidir, bağnazlıktan gözü kararanlar gözlerindeki bu perdeyi kaldırırlarsa güzellikleri göreceklerdir. Fitne, devlete isyan etmektir, toplumun düzen ve asayişini bozmaktır. İnsafını kaybetmemiş olanlara soruyorum: 1. Ortada, tanımladığımız mânada bir fitne var mı? 2. Bu mânada bir fitne bulunmamakla beraber başörtüsü yasağının sebep olduğu huzursuzluğun müsebbibi kimler? Zaten başları örtük olanların böyle kalmak istemeleri mi, yoksa durup dururken, haksız yere yasak getirenler mi? 3. Devlet yönetimini ele geçirip halka zulmedenlere, hak ve özgürlükleri kısıtlayanlara, meşru ve hukuki yollardan tepki gösterenler, hak ve özgürlük isteyenler fitneci mi oluyorlar? 4. Huzursuzluğa son vermek, milletin büyük bir kesimi ile devleti barıştırmak için milyonlarca insanın hiçbir kimseye zarar vermeyen kıyafetini değiştirmek mi, yoksa dokunmamak mı doğru, meşru ve makul olan yoldur? 5. Durmadan hukuktan ve kanundan bahsediyorlar. Devlet millet için vardır. Milletin ıstırabına son verecek kanuni düzenlemeler yapılsa kıyamet mi kopar? “Kopmaz ama laiklik elden gider” diyorlar. İnsanlara din özgürlüğü getiren hukuki düzenlemeler laikliğe aykırı mıdır, yoksa onun gereği mi?
Hayrettin Karaman / 01.10.2000-Y. Şafak
hkaraman@yenisafak.com
Temiz Eller
(...) Murat Demirel Egebank’ı kaça aldı? Bedavaya aldı.. Bankadan çektiği parayı bankanın eski sahibine verdi ve iş bitti. Banka sahibi olmak bu kadar kolay! Egebank’ın eski sahibi şimdi itiraf ediyor: “Bankayı Murat Demirel’e satarken hiç tereddüt etmedim. Koskoca reisicumhurun yeğeni, ona güvenmeyeceğim, Şevket Demirel’e güvenmeyeceğim kime güveneceğim? Bu bir ticaret. Ama adam hırsız..”
Öte yanda eski Cumhurbaşkanı olan amca Süleyman Demirel “Kimsenin yargısız infaz yapmaması lâzım. İddiaların ispatlanması lâzım” diyor.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgu odasında Murat Demirel hiçbir soruya cevap vermiyor, “susma hakkı”nı kullanıyor. Ağzını sadece dışardan özel olarak getirtilen diyet kebapları yemek için kullanıyor. Çalınan paranın 60 milyon dolarının çeşitli banka hesaplarında bulunduğu, dışarı kaçırılanların da arandığı belirtiliyor. “Bu paralar çalındı deniyorsa, ispatlanması lâzım” diyen “Baba” hukukun temel kuralını savunurken yeğenini de savunuyor.
Ve dün bir haber: Bankaya el konulma kararının verildiği akşam, paraların çuvallara doldurularak kaçırılması olayı, bankanın güvenlik kameralarına yakalanmış..
Allah ayaklarına dolaştırmış (...)
Güngör Mengi /01.10.2000-Sabah gmengi@sabah.com.tr
|