GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

02/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


HABERLER 


Doğramacı'dan YÖK önerileri

YÖK'teki sıkıntıların daha da büyüyeceğine dikkat çeken İhsan Doğramacı, "Rektörlük Seçimi ve Atama Krizi" adıyla bir kitap yayınladı. Doğramacı, kitabında rektörlük atamasında yeniden eski sisteme dönülmesini isterken, üniversitelerin 3 ayrı gruba ayrılmasını da teklif etti.

YÖK Kanunu'nu hazırlayan Prof. Dr. İhsan Doğramacı, "Günümüzde Rektör Seçimi ve Atama Krizi" isimli bir kitap çıkardı. Ağustos 2000'de 22 üniversiteye rektör atama sürecinde yaşanan gelişmeleri değerlendiren Doğramacı, kitabında, çıkan krizin sebeplerini ve kendi çözüm önerilerini sunuyor.

Doğramacı, sistemde görülen sıkıntının zamanla daha da büyüyeceğine dikkat çekerek, üniversitenin esas görevi olan eğitim, öğretim, araştırma, danışmanlık ve kamu hizmeti gibi görevleri yeterince yapamayacağını savunuyor.

Yenisi, eskisi

Doğramacı, rektör atama sorununun çözümü için 2 öneri sunuyor. Bunlardan biri YÖK Kanunu'nda ilk çıktığı zamanki haline geri dönülmesi. Şimdiki durumda üniversitelerde öğretim üyelerinin oylarıyla seçilen 6 kişi YÖK'e bildiriliyor, YÖK Genel Kurulu bu adayları oylayarak en fazla oy alan 3'ünü Cumhurbaşkanı'na sunuyor, Cumhurbaşkanı da 3 kişiden istediği birini rektör olarak atıyor. 7 Temmuz 1992'de yapılan bu değişiklikten önce ise, YÖK tarafından teklif edilen 4 kişi, Cumhurbaşkanı tarafından 5 yıllığına atanıyor, süresi biten rektör tekrar atanabiliyordu. Doğramacı eski sisteme geri dönülmesini isterken, buna ilave olarak öğrencilerin de yönetime katılmasını öneriyor. Doğramacı, 'öğrenci konseyi veya birliği kurularak, her öğrencinin bunun doğal üyesi olması ve çeşitli kurullarda temsilci bulundurarak, öğrencilerin üniversite yönetiminde söz sahibi olmalarının kanun hükmüne bağlanmasını' teklif ediyor. Doğramacı teklifiyle ilgili olarak, "Rektörlerin daha çok üniversite dışından seçilmeleri, bunlarda profesörlük şartının aranmaması ve süresiz olarak atanmaları, beklenen başarıda bulunamayanların görevden alınmalarının kolaylaştırılması çağdaş teamüle uygun düşer." diyor.

"Üniversiteleri 3'e ayıralım"

Doğramacı ikinci öneri olarak, üniversitelerin YÖK tarafından çeşitli kategorilere ayrılmasını sunuyor. 'Tüm üniversitelerin aynı pota içinde yönetilmesini gerçekçi görmeyen' Doğramacı, üniversiteleri üç gruba ayırmanın ve yönetimlerini, YÖK gözetimi ve denetimi altında düzenlemenin yararlı olacağını" kaydediyor. Doğramacı, "Özel statülü üniversitelerle ilgili hazırlanan 3708 sayılı kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. İptali gerektiren hükümler ayıklanıp, bazı üniversitelerimize böyle bir statü verilerek, ODTÜ'nün mütevelli heyet tarafından yönetildiği dönemdeki statüsüne benzer bir düzenden yararlanılabilir. Böylece son yıllarda vakıflarca kurulan ve hızla gelişen üniversitelerdeki idari ve mali esnekliklerden devlet üniversitelerinin de yararlanmalarının yolu açılabilir." şeklinde ifadelere yer veriyor. Doğramacı ikinci grup devlet üniversitelerine 'özel statü dışında kalan, ancak uluslararası atıf endekslerine göre araştırmaları üst düzeyde ve yeterli sayıda bulunan üniversitelerin' alınmasını da teklif ediyor. (İbrahim ASALIOĞLU / Ankara ZAMAN)




Yaşlıların günü

Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı resmî ve özel huzurevlerinde kalan yaşlılar, Taksim Atatürk Anıtı'na çelenk koyarak saygı duruşunda bulundular.

İstanbul'da değişik huzurevlerinde kalan 100 kadar yaşlı, resmî törenin ardından folklor ekibinin gösterisini izleyerek, gençlerin temposuna ayak uydurdular. Yaşlılar törenden sonra piknik yapmak için Belgrat Ormanları'na gittiler. Murat AKAN / İstanbul CHA




Baza kota

"Mobil Telekomünikasyon Şebekelerine Ait Baz İstasyonlarının Kuruluş Yeri, Ölçümleri, İşletilmesi ve Denetlenmesi Hakkındaki Yönetmelik”te yeni düzenlemeler yapılması amacıyla Ulaştırma, Çevre ve Sağlık bakanlıklarının yetkilileri bir çalışma başlattılar.

Yönetmeliğin değiştirilmesi için yapılan görüşmelerde, Çevre Bakanlığı yetkilileri, baz istasyonlarının okul, sağlık ve kamu kuruluşlarının yakınlarına kurulmasının, çevre ve insan sağlığı açısından sakıncalı olduğunu belirterek, yasaklanmasını istediler. Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen baz istasyonlarının, verilen süre içinde istenilen şartları yerine getirmemeleri halinde cezaların katlanacağına dikkati çeken yetkililer, yasa gereği zarar verdiği tespit edilen baz istasyonlarının GSM firmaları tarafından kaldırılmasına karar verilebileceğini de söylediler.




Başörtüsüne siyaset gölgesi

Başörtüsü yasağının protesto edildiği toplantıda, Fazilet Partisi ve Büyük Birlik Partisi tartışması yaşandı.

İstanbul’da bulunan 23 imam hatip lisesinin okul aile birlikleri ve velilerin, başörtüsü yasağını protesto ettiği toplantıda, Fazilet Partisi (FP) ve Büyük Birlik Partisi (BBP) tartışması yaşandı. Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında, ortaklaşa hazırlanan basın açıklamasını okuyan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Ali Rıza Bilgin, kız öğrencilerin, yönetmelik bahane edilerek baskı altına alındığını ve disiplin cezaları verilerek okulla ilişkilerinin kesilmek istendiğini ileri sürdü. Bu arada Bilgin'in, açıklamayı okuduktan sonra sözlerini, "Büyük Birlik'te buluşalım” şeklinde bitirmesi, toplantıya katılanlar arasında tepkiyle karşılandı. Bilgin ayrıca, bazı FP’lilerin okulları ve medya kuruluşlarını arayarak toplantının iptal edildiğini söylediklerini belirterek, bu kişilerin bugünkü toplantıyı sabote etmeye çalıştıklarını bildirdi. Bilgin’in bu açıklamaları üzerine söz alan Beykoz İHL Okul Aile Birliği Başkanı Halil İbrahim Uludağ, "Bu meseleye particiliği karıştırmayalım. Biz buraya herhangi bir partiyi desteklemek veya kösteklemek için gelmedik" dedi. Türbanlı veliler ise toplantıda görüşlerin particilik anlayışı içinde açıklanmasının doğru olmadığını bildirdiler. (Abdulhamit YILDIZ / İstanbul ZAMAN)




Ankara-Sofya arasında diplomat krizi

Burgaz başkonsolosunu istek üzerine geri çeken Türkiye, Bulgaristan’ın Edirne başkonsolosu olarak atamak istediği diplomata onay vermedi.

Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosu Beyza Üntuna’nın, Bulgaristan hükümetinin isteği üzerine 24 Eylül’de Ankara’ya dönmesinin ardından, bu kez de Türkiye, Bulgaristan’ın Edirne başkonsolosu olarak atamak istediği diplomata onay vermedi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Bulgaristan hükümetinin Türk diplomatına ilişkin kararından sonra, Edirne başkonsolosu olarak atanmak üzere Dışişleri’nin onayına sunulan Stiliyan Rusinov Varbanov’un atanmasının kabul edilmediği, Bulgar tarafına bildirildi. Açıklamada, Bulgar hükümetinin Üntuna için öne sürdüğü “iç işlerine karışmama ilkesiyle bağdaşmayan faaliyetlerde bulunma” gerekçesinin, Ankara tarafından “kabul edilmesinin mümkün olmadığı” da kaydedildi. Bulgar makamlarının Türk başkonsolosuna ilişkin davranışının, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerde son yıllarda kaydedilen hızlı ve olumlu gelişmelerle çeliştiği belirtilen açıklamada, Türkiye’nin, temkinli ve ölçülü davranıp konuya ilişkin bir açıklama yapmamasına karşın, Bulgar hükümetinin kamuoyuna çelişkili, gerçekleri yansıtmayan ve kabul edilemez açıklamalarda bulunduğu kaydediliyor.




Tarım ve orman işçilerine müjde!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bugüne değin herhangi bir sosyal güvenceden yoksun çalışan tarım ve orman sektöründeki tüm işçilerin, 1475 Sayılı İş Yasası kapsamına alınmasına ilişkin yasa taslağı hazırladı.

Bakanlar Kurulu’na gönderilen yasa taslağında, 1475 Sayılı İş Yasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılarak, tarım ve orman sektöründe çalışan işçilerin sosyal güvenceye kavuşturulması amaçlanıyor. Taslağa göre, her çeşit meyveli ve meyvesiz bitkiler, çay, pamuk, tütün, elyaflı bitkiler, turunçgiller, pirinç, baklagiller, ağaç, tohum, fide, fidan, sebze ve tarla ürünleri, yem ve süs bitkilerinin yetiştirilmesi, ıslahı, araştırılması, bunlarla ilgili her türlü toprak işleri, ekim, dikim, aşı ve budama işleri ile arı ve ipek böceği yetiştirilmesi işlerinde çalışan işçiler 1475 Sayılı Yasa kapsamına alınacak. Taslakla, kara ve su avcılığı ve bu yoldan elde edilen ürünlerin saklanması, taşınması ve üretilmesi işlerinde çalışan işçiler de 1475 Sayılı Yasa kapsamına dahil ediliyor. Gerekçede, taslakla tarım ve orman işçilerinin sosyal güvenceye kavuşacakları vurgulanarak, ayrıca 18 yaşından küçük çocukların tüm sektörlerde gece çalıştırılmasının yasaklanarak, Avrupa Sosyal Şartı’na uyum sağlandığı da belirtildi.




Örtüyle değil, eğitimle uğraşın

Milli Eğitim eski bakanları, kapalı okullara, taşımalı eğitimdeki sıkıntılara dikkat çekerek bakanlığın örtüyle uğraşmak yerine bu sorunlara çözüm getirmesini istediler.

Milli Eğitim eski bakanları Vehbi Dinçerler, Köksal Toptan ve Hasan Celal Güzel, Pendik Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen panele katılarak eğitimde son durumu değerlendirdiler. Eğitime kötü not veren bakanlar, özetle şu görüşleri dile getirdiler:

Hasan Celal Güzel: 1997’de sırf imam hatip liselerinin önünü kapatmak için mesleki teknik eğitim baltalandı, eğitimin kalitesi düşürüldü. Başörtülü öğrencilerin peşinde, onlarla uğraşan bir eğitim sistemi ile teknolojide ilerlemek ve gelişmek mümkün değildir.

Vehbi Dinçerler: Türkiye’yi dünya çapında esas savunan ordu değil eğitimdir. Türkiye’nin geleceğine güvenle, ümitle bakmasını sağlayacak, ileriye götürecek olan iyi yetiştirilmiş insanlardır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 3 bin 500 okul kapalı ve kimsenin dikkatini çekmiyor. Bakanlığımız döneminde bir öğretmenin maaşı 600 dolarken şimdi 300 dolar. Öğretmen açığı Dünya Bankası raporuna göre 190 bin, derslik ihtiyacı ise 6 bin. Milli Eğitim'e bütçeden ayrılan pay ise yüzde 13’ten yüzde 7’ye düştü.

Köksal Toptan: 16 milyon öğrenciye sahip olan Türkiye’de eğitimin sorunlarının tartışılması yerine sadece başörtüsü tartışılıyor. Laik sistemde devlet kendi okullarında yönetmeliklerini uygular. Ama dinî cemaatlerin okul açmasına da izin verir. İngiltere’de eğitimin yüzde 35’i kiliselerce yapılıyor. Uluslararası sözleşmelerde çocuğun din eğitimi verme hakkı anne ve babanın hakkıdır. Dünyanın hiçbir yerinde kesintisiz eğitim uygulanmıyor. Kimse uygulamayı tartışmıyor.

Dinçerler’in daha önce de çeşitli platformlarda dile getirdiği, şimdiki Milli Eğitim bakanı, eski bakanlar bir araya gelsin, Türkiye’nin önünde eğitimin durumunu tartışsınlar teklifini bir kez daha yeniledi. H.Güzel ise bu teklife ‘Sıkar mı?’ şeklinde tepki gösterdi.




Erken teşhis müjdesi

Türkiye'de ilk kez İzmir Özel Şifa Hastanesi'nin getirdiği trilyonluk modern cihazlar sayesinde artık kalp, kanser ve beyin hastalıkları erken teşhis edilebilecek.

Günümüzde insanları en çok uğraştıran rahatsızlıkların başında gelen kanser, kalp ve beyin hastalarına müjde. Artık kanser, kalp ve beyin hastaları, durumlarını daha erken öğrenerek tedavi sürecini hızlandırabilecekler.

Bornova'da kuruldu

Yaptığı yatırımlar, verdiği hizmet kalitesi ile Türkiye'nin sayılı hastanelerinden biri olan İzmir Özel Şifa Hastanesi, yine büyük bir hizmete imza atarak, Türkiye'de bulunmayan siklotron ve positrin emition tomography (PET) cihazını kanser, kalp, beyin ve nöroloji hastalarının hizmetine sundu. Amerika ve Avrupa'da az sayıda bulunan Türkiye'de ise yalnızca Şifa Hastanesi'nde kurulu bulunan cihaz sayesinde özellikle kanser tedavilerinde erken teşhis şansı artacak.

Bornova'da Tıp Fakültesi'nin yanında Üniversite Caddesi'ndeki yeni yapılan 80 yataklı tedavi merkezine kurulan cihaz Almanya'dan ithal edildi. Alman mühendisler tarafından monte edilen ve izotop kaynağı ile toplam ağırlığı 36 tonu bulan cihaz, kısa bir süre sonra İzmirlilerin hizmetine sunulacak.

2,5 trilyonluk cihaz

Yeni teşhis sistemi ile ilgili bilgi veren Şifa Hastanesi Başhekimi Dr. Mahmut Akdoğan, "Cihaz sayesinde kalp ve beyindeki fonksiyonel bozuklukları teşhis edebileceğiz. Nükleer içerikli izotop teknolojisi ile kısa zamanda kanserli hücreyi tespit edip, son teknoloji radyoterapi laboratuvarlarımızda hastaya gerekli tedavi yapacağız." dedi.

PET cihazının 4 milyon dolara (yaklaşık 2,5 trilyon) mal olduğunu belirten Akdoğan "Batı'da bu cihaz kullanılarak yaklaşık 1500 dolara tedavi yapılıyor. Biz halkımızın gereksinim ve durumunu göz ardı etmeden ekonomik bir fiyata bu teknolojiyi kullanacağız." şeklinde konuştu.

Erken teşhis nasıl yapılıyor?

Pozitron emisyon tomografi (PET), vücut dokularındaki biyokimyasal bozuklukları kantitatif olarak tespit edebilen klinik görüntüleme metodu. Bu yüzden, bilgisayarlı tomografi, MR gibi geleneksel anatomik görüntüleme yöntemlerinden farklı olan PET, fonksiyonel bir görüntüleme yöntemi. Organların kimyasal anormalliklerini hastalıkta gözle görülebilen değişiklikler oluşmadan önce tespit edebiliyor. Böylece birçok nörolojik, kardiyak ve onkolojik hastalığın erken teşhisi mümkün olabiliyor. Tanı sırasında sadece çok küçük tümörler değil, aynı zamanda vücut bütünündeki yayılmalar da tespit edilebiliyor. Bununla birlikte doktorlar PET taramalarından tümör gelişim sürece hakkında bilgi alabildiği için hastadan doku örneği alınmasına gerek kalmıyor. İzmir CHA




İÜ'de harcamalar devam ediyor

İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun uygulamaları, Türkiye'nin başarılı göz uzmanlarından Doç. Dr. Murat Öncel'i istifa noktasına getirdi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ), Türkiye'nin en başarılı göz uzmanlarından olan ve binlerce göz hastasını iyileştiren Doç. Dr. Murat Öncel'i, Mediko Sosyal İşler'e göndererek pasifize etti. Üniversite ayrıca, geçerli hiçbir sebebi olmadığı halde Öncel'in Antalya Kemer'de gerçekleştirilen uluslararası çaptaki göz konferansına katılmasına izin vermedi. Öncel, konferanstan sonra istifa edip Rektör Kemal Alemdaroğlu aleyhine maddi ve manevi tazminat davasını açacağını söyledi.

1991'de doçent olan Murat Öncel, 1987–1989 arasında İÜ tarafından ABD'ye gönderildiğini belirterek, "O zamana kadar Türkiye'de sadece bir yerde yapılan vitrektomi ameliyatlarının yapılmasına ilişkin eğitim aldım. ABD'de Özal'la tanıştım ve onun geçirdiği göz içi kanaması ile ilgili ameliyata katıldım." dedi. Öncel, 1989'da Türkiye'ye geldiğinde bu tür bir ameliyatı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde ilk defa gerçekleştirdiğini ve aynı yıl Türkiye'nin Nobel'i kabul edilen Eczacıbaşı Tıp Ödülü'nü kazandığını ifade etti. Öncel, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Prof. Dr. Celal Erçıkan'ın başkanlığında araştırma merkezi kurulduktan sonra Erçıkan'ın isteği üzerine 1999 yılına kadar burada görev yaptığını belirtti.

Öncel, kendisinin Mediko Sosyal İşleri'e atanarak ameliyat yapmaktan ve araştırma yapmaktan alıkonulmasını şöyle anlattı: "24 Haziran 1999'da Celal Erçıkan'ın yaş haddinden emekli olması üzerine, araştırma merkezinin başına Prof. Dr. Şehribay Özkan atandı. Prof. Dr. Özkan'ın göreve geldiği 25 Haziran 1999 günü bir yazı hazırlayarak, beni basit göz muayenelerinin yapıldığı Beyazıt Kampusü Mediko Sosyal İşler'e görevlendirdi."




Kardeşliğimizi kimse bozamaz

Kayseri Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı Atik Erkuyumcu, Türk ve Ermeni toplumlarının yüzyıllardan beri Anadolu'da kardeşçe yaşadığını söyledi.

"Türkiye'de doğduk, Türkiye'de öleceğiz, iki toplumun kardeşliğini kimse bozamaz." diyen Erkuyumcu, şöyle konuştu: "ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'nin halen gündeminde bulunan sözde Ermeni Soykırım Yasa Tasarısı'nı hazırlayanların, kilisemize astığımız Türk bayrağını görmelerini istiyorum. Türkiye'de doğduk, Türkiye'de öleceğiz, iki toplumun kardeşliğini kimse bozamaz. Dedelerimizin mezarı burada, biz de burada ölmek istiyoruz. Biz, Türk olduğumuzu inkar etseydik, kilisemize Türk bayrağı asmazdık. Bu konuda kimse bize baskı yapmadı. İki toplumun arasında hiçbir sorun yokken, yeniden başkalarının bizim haklarımızı arıyormuş gibi görünmesine karşıyız. Bu girişimler, tamamen seçimlerle ilgili." Erkuyumcu, tarihi kilisenin giriş kısmındaki duvara, cumhuriyetin kuruluşunun 75. yılında hazırlanan özel bayrağı astıklarını da belirterek, "Atalarımız, babalarımız bir arada nasıl dostça yaşamış ise biz de aynı dostluk içinde yaşamımızı burada sürdüreceğiz. Bu topraklar hepimizin ortak malı. Kendimizi bir yabancı gibi görmüyoruz. Geçmişte bazı gruplar arasında geçen olayların tüm Ermeni ve Türk topluma mal edilmesinden, iki toplumun karşı karşıya getirilmek istenmesinden de rahatsız oluyoruz." diye konuştu. Erkuyumcu, 17 Ağustos'ta meydana gelen depremden sonra kilisenin onarımı için biriken parayı depremzedelere yardım için gönderdiklerini de kaydetti.




En iyisi beklemek

Fehriye Erdal olayı, petrol krizi ve gündemindeki konuları CHA'ya değerlendiren Belçika'daki tek Türk senatör Meryem Kaçar, Fehriye konusunda yapılacak en iyi şeyin mahkeme sonucunu beklemek olduğunu söyledi.

Belçika Parlamentosu'nda görev yapan tek Türk senatörü Meryem Kaçar, BelçikaTürkiye arasında gerginliğe yol açan, Sabancı suikastı sanıklarından Fehriye Erdal davası ile ilgili olarak, "Bu aşamada yapılacak en iyi şey, devam eden mahkemenin sonucunu beklemek." dedi.

Kaçar, Belçika kanunlarına göre ülke sınırları içinde yaşayan ve suç işleyen herkesin işlediği suçlardan dolayı Belçika mahkemelerinde yargılandığını hatırlatarak, "Bu uygulama Fehriye Erdal için de geçerlidir. Türkiye, Fehriye Erdal'ın iade edilmesini istiyor. Gerginliğin sebebi, Belçika'nın Fehriye'yi Türkiye'ye iade etmemesi. Belçika'nın iade etmemesinin sebebi ise, Türkiye'nin suç kabul ettiği 'Siyasi Suç'un Belçika yasalarına göre suç olmaması. Bu aşamada yapılacak en iyi şey, devam eden mahkemenin sonucunu beklemek." diye konuştu.

Kalıcı çözümler gerekli

Bütün Avrupa'ya yayılan petrol krizinin Belçika'yı da etkilediğini vurgulayan senatör Kaçar, petrol fiyatlarını Belçika Frangı bazında düşürmenin geçici çözüm olduğunu savunarak, "Bu krizin önlenmesi için, yakıt vergilerinin düşürülmesi, kredilerin kolaylaştırılması ve özellikle çiftçinin ve taşımacılık yapan esnafın mevcut borçlarının ertelenmesi gibi kalıcı çözümlerle mümkündür." şeklinde konuştu.

1999 yılı Haziran ayında yapılan milletvekili seçimlerinde Agalen(Yeşiller) Partisi'nden seçilerek Belçika tarihinde ilk kez bir Türk olarak parlamentoya girmeyi başardığını hatırlatan Kaçar, "Tabii ki böyle bir başarıyı elde etmek insanı çok mutlu ediyor. Parlamentoda kendimi kesinlikle yabancı olarak hissetmiyorum. Ben mecliste Agalen'in tek hukukçu senatörü olarak Adalet Komisyonu'nda başkan yardımcısı olarak görev yapıyorum. İltica yasalarının değişimine, daha önce Belçika'ya gelip ilticası kabul edilmeyenler için af yasasını çıkararak başladık. 50 bin insan müracaat etti. Ve bunların bir kısmının ilticası kabul edildi. Çifte vatandaşlıkta ise, daha önce 5 yıl Belçika'da ikamet eden vatandaşlığa müracaat edebiliyordu. Bu zamanı 3 yıla indirdik." diye konuştu. (Metin KESKİN / Brüksel CHA)




MİT, Eymür'ü psikoloğa inceletti

MİT Kontr–terör eski Daire Başkanı Mehmet Eymür, MİT’te görev yapan bir psikoloğun, kendisi hakkında olumsuz rapor vermemesi nedeniyle birkaç gün önce görevden ayrılmak zorunda kaldığını öne sürdü.

ATİN adlı sitesinde ilginç açıklamalarda bulunmaya devam eden Eymür, MİT Personel Başkanı Sadi Sağdam'ın teşkilatta görevli bir bayan psikologdan "Mehmet Eymür'ün psikolojik değerlendirmesi"ni istediğini ifade ederek, psikoloğun beklentilere cevap vermeyince pasif bir göreve getirildiğini, birkaç gün önce de istifa ettiğini açıkladı. Eymür, özel timlerin ilk kurucularından, Özel Harekat daire başkanı ve Emniyet Müdürü İbrahim Şahin ve Hüseyin Kocadağ'ın esasında ülkesi için kanlarını akıttığını; ancak daha sonra 'para hırsına kapılıp, devletin gücünü kendi güçleri gibi görme gafletine düştüklerini' ileri sürdü. Erkan ACAR / İstanbul-ZAMAN




Millî proje yabancıya mı?

Yerli yatırımcı, Milli Gemi Projesi’ne ilgi göstermedi. Askerler, projenin yerli-yabancı ortaklığı tarafından yürütülmesini istiyor.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı projeleri arasında yer alan ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca ihale şartnamesi hazırlanan Milli Gemi Projesi (MİLGEM) ile ilgili şartnameyi şu ana kadar 4 yerli, 8 yabancı tersane ve firmanın aldığı açıklandı.

2. Ulusal Denizcilik Şûrası'nda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı adına açıklamalarda bulunan Deniz Kurmay Albay Hasan Tütüncüoğlu, MİLGEM ihale şartnamesinin 17 Mayıs 2000'den itibaren 43 yerli, 26 yabancı kuruluşa iletildiğini, ancak şimdiye kadar 4'ü yerli, 8'i yabancı olmak üzere toplam 12 yatırımcının şartname aldığını söyledi. Tütüncüoğlu, "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın proje için görüşü, bir yerli bir yabancı ortak tarafından konsorsiyum şeklinde yürütülerek teknoloji transferi sağlanmasıdır.” dedi.

Türk tersanelerinde gemi üretim kapasitesinin geliştirilmesi, altyapılarının uygun hale getirilerek ileride askeri projeleri üstlenmesi amacıyla gündeme getirilen MİLGEM projesi için sadece 4 yerli tersaneye karşılık 8 yabancı yatırımcının şartname alması, farklı değerlendirmelere sebep oldu.

Yatırımcılar, Milli Gemi Projesi’ne yerli firmaların başvurusunun az olmasının, ihale şartnamelerinden kaynaklandığını söylediler.

Yüzde 40'lık kayıp yok

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın gemi inşa sanayii faaliyetleriyle ilgili bilgi veren Kurmay Albay Tütüncüoğlu, 17 Ağustos depreminden sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredilen Pendik ve Alaybey tersanelerinin askeri gemi onarım ve bakım kapasitesi dışındaki kısmının önümüzdeki günlerde tekrar sivil gemi inşa sanayicilerine imkan tanıyacak şekilde düzenleneceğini belirtti.

Tütüncüoğlu, tersanelerin devrinden sonra sivil gemi inşa sanayiinde yüzde 40’a varan kayıp yaşandığı görüşlerine katılmadıklarını vurguladı. (Fatih UĞUR / İstanbul ZAMAN)




Ortada kaldılar

Bolu Valisi M. Ali Türker, bu yıl Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ni (AİBÜ) kazanan 3 bini normal, bin 100’ü ikinci öğretim olmak üzere 4 bin 100 öğrencinin kayıt yaptırdığını söyledi.

Çadırkentlerdeki çadırlarda 1300 öğrencinin barındığını anlatan Türker, şunları kaydetti: “Bunlardan 2710 öğrencinin üniversite yurdu, Yurt–Kur yurtları ile prefabrike konutlarda barınmalarını sağlayacağız. Çadırlarda kalan öğrencilerle birlikte 3600 öğrencinin barınma sorunlarının ortadan kalkması içinde çabalarımız sürüyor. Bu amaçla, öğrencilerin barınması için 550 kişilik hasarsız bina kiraladık. Önümüzdeki günlerde boşalan prefabrike konutları da 6 öğrenciye bir prefabrike konut olmak üzere tahsis edeceğiz.”

Depreme rağmen artış

AİBÜ Rektörü Prof. Dr. Nihat Bilgen de, yaşanan 2 depreme rağmen yeni öğrenci ve öğretim üyesi sayılarında artış olduğuna dikkati çekti. Bilgen, “Okulumuza yeni kaydolan öğrenci oranında yüzde 28, öğretim üyesi oranında ise yüzde 9,7’lik artış söz konusu, bunu gözden kaçırmamak lazım.” dedi.

AİBÜ’de eğitime yeni başlayacak öğrencilerin velileri, çocuklarının bir yıl boyunca üniversite çadırkentinde kalacağını öğrenince şaşkınlıklarını gizleyemediler.




Yağmurdereli’ye ödül

Uluslararası Ludovic Trarieux İnsan Hakları Ödülü’nün 6’ncısı bu yıl, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinden dolayı cezaevinde yatan avukat ve yazar Eşber Yağmurdereli’ye verildi.

Fransa’nın Bordeaux kentinde düzenlenen törende, Eşber Yağmurdereli’nin ödülünü oğlu Uğur Yağmurdereli’nin aldığı bildirildi. Organizasyon komitesi, “Türkiye’de Güneydoğu Anadolu sorununun barışçıl bir biçimde çözülmesi için gösterdiği çabalardan” dolayı bu yıl Yağmurdereli’nin 30 bin frank (Yaklaşık 2,6 milyar TL) tutarındaki ödüle layık görüldüğünü açıkladı.

Avukat Ludovic Trarieux, 1898 yılında Fransa’da ilk insan hakları derneğini kuran kişi olarak tanınıyor. Bu derneğin, aynı zamanda dünyadaki ilk insan hakları derneği olduğu bildiriliyor. “Ludovic Trarieux Ödülü”, Bordeaux kentindeki İnsan Hakları Enstitüsü ve Avrupalı Avukatlar Derneği tarafından iki yılda bir veriliyor. Ödül, ilk defa 1985 yılında Nelson Mandela’ya verilmişti.




Gazi Erçel’in acı günü

IMF toplantıları için Prag’da bulunan Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, 10 dakika ara ile annesinin ve teyzesinin vefat etmesi üzerine hemen yurda döndü.

Mecidiyeköy’de annesi Azime Erçel (80) ile aynı apartmanda oturan teyzesi Akiye Arıgıcı (81), önceki akşam rahatsızlandı. Eve çağırılan oğlu Altan Arıgıcı, annesini hastaneye götürmek istedi. Bu sırada yere yığılan Atiye Arıgıcı hayatını kaybetti.

Olay sırasında aynı dairede bulunan Azime Erçel, Altan Arıgıcı’ya, apartmanın üst katında oturan emekli hemşireyi çağırarak, yardım istemesini söyledi. Kardeşinin üzerine örtü sermeye hazırlanan Azime Erçel de, aniden fenalaşarak orada yaşamını yitirdi. Azime Erçel’in cenazesi toprağa verilmek üzere Ankara’ya gönderilirken, Atiye Arıgıcı’nın cenazesi Keşan’a gönderildi. İSTANBUL CHA




İşçi sınavı yapıldı

İlk defa daimi işçi olarak atanacaklar için, İş ve İşçi Bulma Kurumu Daimi İşçi, Özürlü ve eski Hükümlü Sınavı yapıldı.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nce, Türkiye genelinde 81 il ve Lefkoşa’da gerçekleştirilen sınav, 09.30’da başladı ve 3 saat sürdü. İş ve İşçi Bulma Kurumu Daimi İşçi, Özürlü ve eski Hükümlü Sınavı, daimi işçi, özürlü adaylar ve eski hükümlü olmak üzere 3 alanda yapıldı. Daimi işçi sınavına 485 bin, özürlü adaylar işçi sınavına 17 bin, eski hükümlüler işçi sınavına ise 2 bin 600 kişi başvurmuştu.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.