Hukuk manifestosu
Cumhurbaşkanı Sezer, yasama yılı açılışında yine 'hukuk devleti' ilkesine vurgu yaptı. Sezer, hükümete kolay kolay KHK çıkarma yetkisinin verilmemesini istedi.
Devletin tüm organları üstünde hukukun mutlak egemenliği vardır.
Hiçbir kimse kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
KHK çıkarma yetkisi verilirken, konunun somutlaştırılması ve verilen yetkinin çerçevenin çizilmesi gerekir.
KHK'ları değerlendirirken amacım, devlet işleyişini engellemek değil, hukuk devleti ilkesine uygunluğu sağlamaktır.
TBMM 'yasama yetkisinin devredilmezliği' ilkesine özenle sahip çıkmalıdır.
Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları uygar olmanın ölçütüdür.
Devlet birey için vardır.
Yargı denetimi devletin tüm organlarını kapsamalıdır.
Yönetenlerin kurallara uymama özgürlüğünün bulunduğu anlayışı birçok sorunun kaynağıdır.
Özgürlükçü, katılımcı, güvenceli, görev ve yetkileri dengeleyen, hukuk devleti ilkesini üstün kılacak bir anayasa oluşturulmalıdır.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM'nin 21'inci dönem üçüncü yasama yılının açılışında yaptığı konuşmada, adeta Meclis'e hukuk manifestosu sundu. Hukuk devleti ilkesine vurgular yaptığı konuşmasında kanun hükmünde kararname konusuna da değinen Sezer, milletvekillerinden yasama yetkilerini kolayca devretmemelerini istedi. Sezer'in bu sözlerinin muhalefet milletvekilleri tarafından alkış alması dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Sezer, konuşmasında. demokrasiden insan haklarına, yolsuzlukla mücadeleden KHK krizine kadar birçok temel konuda önemli mesajlar verdi. Sezer, hükümete ince eleştirilerin yer aldığı 80 sayfalık konuşma metninde özetle şunları kaydetti:
Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları kavramları evrensel değerler olarak önem kazanmıştır. Özgürlükçü demokrasilerdeki temel anlayış, devletin birey için var olduğudur. Hukuk devleti, bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine bağlı olduğu devlettir.
Yönetenler hukuk ile bağlı
Kuralların yönetilenler için olduğu, yönetenlerin kurallara uymama özgürlüğünün bulunduğu anlayışı birçok sorunun kaynağıdır. Yönetim sorumluluğu üstlenenlerin öncelikle kurallara uyma ve uyulmasını gözetme konusundaki duyarlılığı büyük önem taşımaktadır. Devletin üstün otoritesinin hukuka bağlılığının sağlanmasında ilk koşul, yargı denetiminin devletin tüm organlarını kapsamasıdır.
Özgürlükçü, katılımcı, güvenceli, devlet organları arasında görev ve yetkileri dengeleyen, hukuk devleti ilkesini üstün kılacak bir anayasa oluşturulmalıdır. Türkiye, insan hakları alanında evrensel normlara uyum sağlamak için Anayasa ve yasalarında gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. 12 Eylül döneminde çıkan yasaları güvence altına alan Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kalkmalı.
Cumhurbaşkanının yetkileri
Kişilerin hukuksal durumlarını etkileyebilecek olan, cumhurbaşkanının devletin başı sıfatıyla değil, yürütmenin başı sıfatıyla tek başına yapacağı işlemler ve diğer konulardaki sınırlamalar hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi üyelerini cumhurbaşkanının seçmesi, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Ölüm cezasının kaldırılması için anayasa değişikliğine gerek yoktur. Aynı sonucun Türk Ceza Yasası’nın ölüm cezası gerektiren suçların, ölüm cezası dışında örneğin ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile cezalandırılmasını sağlayacak bir gözden geçirmeye bağlı tutulmasıyla elde edilebilir.
İrtica ile savaşımda başarılı olunmasında, tehdidin boyutları hakkında sağlıklı tanıya ve tehdidin ortadan kaldırılmasına ilişkin anlayış birliğine varılmasına gereksinme duyulmaktadır. İrtica ile savaşımda gereksinme duyulan ve yüce Meclisimize sunulan tasarıların ivedilikle yasalaşması ve etkin biçimde uygulanmaya konması bu konuda başarıya ulaşmamızı sağlayacaktır.
Yolsuzluk ve yozlaşma
Kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir.
Kendi iç yapılarında ve uygulamalarında demokrasinin gereklerine uygun davranmayan, demokratik kuralları geçerli ve etkin kılmayan siyasal partilerin, “demokratik devlet” ilkesini tüm kural ve kurumlarıyla gercekleştirmesini beklemek güçtür.
Sekiz yıllık eğitim giderlerinde kullanmak üzere alınan katkı payları sürenin dolduğu 31.12.2000 tarihinden sonra da alınmaya devam etmelidir.
Militan Ermeni çevrelerin ABD’ye özgü iç politika dinamiklerini istismar etme çabalarının boşa çıkmasını diliyorum. Ankara ZAMAN
Sezer: Yetkinizi devretmeyin
Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM’nin Bakanlar Kurulu’na ve Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini değerlendirirken, bu yetkinin içeriğinin Anayasal çerçevede somutlaştırılmasını istedi.
Yasama yetkisinin asli bir yetki olarak TBMM’ne ait olduğuna dikkat çeken Sezer, KHK yetkisinin ise, kendine özgü, ayrık, konu, amaç ve kapsam yönünden sınırlı ve türevsel bir yetki olduğunu bildirdi. Sezer, “KHK çıkarma yetkisinin ivedi ve zorunlu olmayan durumlar için verilmesi, hemen her konuda düzenleme yetkisi tanınarak uygulanmaya yaygınlık ve süreklilik kazandırılması, yasama yetkisinin devri anlamına gelir ve Anayasa ile bağdaşmaz.” dedi.
KHK konusunda iki kez hükümet ile arasında yaşanan sıkıntıya atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Sezer, veto gerekçelerini konuşmasında yineledi. Sezer, ''TBMM 'yasama yetkisinin devredilmezliği' ilkesine özenle sahip çıkmalıdır.'' uyarısında bulundu.
Sezer’in konuya ilişkin görüşleri şöyle:
''Hukuk devletinde, yasama organı da dahil olmak üzere, devletin tüm organları üstünde hukukun mutlak egemenliği vardır. Hiçbir kimse ya da organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
Cumhurbaşkanı ve Hükümet
Anayasa'da yasama yetkisinin TBMM’nce kullanılacağı, bu yetkinin devredilemeyeceği, yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği belirtilerek bu iki organın görev ve yetki alanları ayrılmıştır.
Cumhurbaşkanının kanun hükmünde kararnameleri Anayasa’ya ve hukuka uygunluk yönünden değerlendirirken amacı, Yürütmenin organlarından biri olan Bakanlar Kurulu’nu ya da devlet işleyişini engellemek değil, tam tersine yardımcı olup, Anayasa’ya ve hukuk devleti ilkesine uygunluğu sağlamaktır.
Belirli zamanlar için çıkan yasalar
Yasal düzenleme gereksiniminin yasama organınca karşılanması temel anayasa kuralıdır. Devletin amacı ve varlık nedeniyle bağdaşmayan ve belirli zamanlar için oluşan geçici çoğunluğa dayanılarak çıkarılan yasalar kamu vicdanında olumsuz etkiler yaratır.
Yasama yetkisi asli yetki olup, TBMM’ye ilişkindir. Bakanlar Kurulu’na verilecek kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi ise, kendine özgü, ayrık, konu, amaç ve kapsam yönünden sınırlı ve türevsel bir yetkidir. Bu yetki verilirken, Anayasa’da öngörülen öğelerin belli içeriğe kavuşturularak somutlaştırılması, konunun belirginleştirilmesi ve verilen yetkinin açıkça sınırlandırılarak çerçevenin çizilmesi gerekmektedir.
İvedi olmadıkça
KHK çıkarma yetkisinin ivedi ve zorunlu olmayan durumlar için verilmesi, hemen her konuda düzenleme yetkisi tanınarak uygulanmaya yaygınlık ve süreklilik kazandırılması yasama yetkisinin devri anlamına gelir ve Anayasa ile bağdaşmaz.
Anayasa’nın 91.maddesinde, “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez’ ve 163. maddesinde “Bakanlar Kurulu’na KHK ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez” denilerek, bir 'yasak alan' yaratılmıştır. Yasak alana giren konuların yalnızca yasa ile düzenlenmesi olanaklıdır. Bütün bunlar TBMM’nin ‘yasama yetkisinin devredilmezliği’ ilkesine özenle sahip çıkması gerektiğini göstermektedir.”
Sezer, Sökmenoğlu'nu ayakta bekletmedi
Cumhurbaşkanı Sezer, yeni yasama yılı açılış töreni için geldiği TBMM'deMeclis Başkan Vekili Murat Sökmenoğlu tarafından askeri törenle karşılandı.
Lacivert takım elbise giyen Sezer'i, Genel Kurul Salonu'na girişinde hükümet ortaklarından sadece Devlet Bahçeli'nin alkışlaması dikkat çekti. Sezer, konuşmaya başlarken, yanında duran Sökmenoğlu'nu ayakta bekletmedi. Sezer, konuşmasının ardından liderlerle tokalaşmadan salondan ayrıldı.
İktidar tutsak
DYP lideri Tansu Çiller, bugün Türkiye’de tek ses çıktığını ve o sesin “ülkede her şeyin iyiye gittiğini” söylediğini savunarak, “Türk demokrasisi hiçbir dönemde böylesine korkuya tutsak bir iktidara mecbur edilmemiştir.
Böylesine milleti ezen, her gün fakirleştiren, yokluk ve kıtlıktan başka bir icraatı olmayan bir hükümete mecbur edilmemiştir.” dedi. Çiller, TBMM’nin yeni yasama yılı açılışı öncesinde toplanan DYP Grubu’nda yaptığı konuşmada, bu yasama döneminde herkese ve özellikle de partisine “çok önemli ve tarihi” görevler düştüğünü söyledi. Çiller, “Çünkü standardı yüksek hiçbir demokrasi böylesine sanal şartlara mahkum olmaz, mahkum edilemez.” diye konuştu. Çiller, Başbakan Bülent Ecevit’in, “Bu iktidarın alternatifi yoktur.” sözünü de eleştirdi. Ankara ZAMAN
Emanetini geri aldı
924 delegeden 543'ünün oyunu alan Baykal, 15 ay önce bıraktığı CHP koltuğuna yeniden döndü. Altan Öymen ise, genel başkanlık serüvenini noktalayarak, gazetedeki yazılarına başlıyor. Kurultay'dan sonra CHP'yi ilk terkeden isim ise, Mehmet Moğultay oldu.
CHP 11. Olağanüstü Kurultayı’nda Deniz Baykal, üçüncü turda oy kullanan 924 delegeden 543’ünün oyunu alarak, 15 ay aradan sonra yeniden genel başkanlığa seçildi. Delegelere bir teşekkür konuşması yapan Baykal, 'CHP'nin bütünleşmek zorunda olduğunu” söyledi.
Ayrılık rüzgârları
Sonuçların açıklanmasıyla birlikte partiden kopmalar da başladı. Mehmet Moğultay, “CHP’de siyaseti bıraktığını” açıkladı. Eski genel sekreter Tarhan Erdem de, İstanbul ve Anadolu’da benzer düşüncelerde olan çok sayıda partilinin bulunduğunu; ancak bunun CHP’ye hiçbir yarar sağlayamayacağını belirtti. Kurultay salonunda önceki gün, Murat Karayalçın’ın eşi Neşe Karayalçın’ın, “Baykal kazanırsa partide bölünme olur.” sözleri yankılandı. Seçimi kaybeden “sol kanat” lideri Hasan Fehmi Güneş’in, birlikte hareket ettiği partililere, “Moralinizi bozmayın. Bu bir bitiş değil, başlangıçtır.” dediği aktarıldı.
'Allah mahcup etmesin'
Sonuçların açıklanmasının ardından Altan Öymen teşekkür konuşması yapmak için kürsüde bulunan Baykal’ın yanına geldi; kendisini tebrik etti ve elini havaya kaldırdı. Baykal delegeye teşekkür konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) bütünleşmek zorunda olduğunun altını çizdi. Zaman zaman gözleri dolan Baykal şöyle konuştu: “Gün, özel duygularımızın etkisi altında kalma günü değil, görev günüdür. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Birbirimize sahip çıkmak zorundayız. Tartışma artık bitti. Siyasetin temeli sürtüşme olmamalı. Şimdi el ele verme zamanıdır. Tüm CHP’lileri el ele vermeye çağırıyorum. Allah mahcup etmesin.” Kurultay neticelerinin ardından il başkanları ile sabah kahvaltısında bir araya gelen Baykal burada, CHP’nin içindeki dağınıklığı düzeltmesi gerektiğini anlattı.
Baykal’ın isteği üzerine konuşan Öymen de, kurultay sonucunda tercihlerin belirlendiğini ifade ederken, “Kendisini tebrik ederim. Bana 15 ay süre ile CHP Genel Başkanlığı sıfatıyla hizmet etme fırsatı verdiğiniz için de teşekkür ederim.” dedi.
Baykal'ın oylarının seyri
Seçimin birinci turunda Deniz Baykal 472, Altan Öymen 280, Hasan Fehmi Güneş 190, Sefa Sirmen 52; ikinci turda Baykal 510, Öymen 369, Güneş 62, Sirmen 3 ve son turda Baykal 543, Öymen 355, Güneş 12, Sirmen 3 oy aldı. İkinci ve üçüncü turlarda delegesini serbest bırakan Güneş’in oylarının büyük kısmının Altan Öymen’e yönelmesi de Deniz Baykal’ın kazanmasını engelleyemedi. (Süleyman KURT / Ankara)
Deniz Baykal
1938 yılında Antalya’da doğdu. Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1960 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdi. Doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra 2 yıl ABD’de kaldı ve çeşitli üniversitelerde çalışmalarını sürdürdü. 1973 seçimlerinde Antalya milletvekili olarak Parlamento’ya girdi. 1974 yılında Ecevit hükümetinde Maliye, 1978 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaptı. 12 Eylül darbesinin ardından gözetim altında tutuldu. 1987 seçimlerinde yeniden Antalya milletvekili oldu. SHP Grup Başkan Vekilliği, genel sekreterlik görevlerinde bulundu. 9 Eylül 1992 yılında yeniden açılan CHP Genel Başkanlığı’na seçildi. 1995 yılında DYP–SHP hükümetinde başbakan yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı yaptı. 18 Nisan seçim yenilgisinin ardından CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı.
"Çekil artık babacığım"
Birinci turda beklenenin çok altında oy alan Öymen'in yarıştan çekilmesi tartışıldı. Öymen'in kızı Aslı, "Çekil babacığım." dedi.
Genel başkan seçildiği kurultayda rakip delegeye fırlatılan pet şişelerin Öymen'e isabet etmemesi için kendini siper eden Ankara delegesi Halil Özbek de, Öymen'in yanına gelerek, "Akıl vermek gibi olmasın ama, çekilin." önerisinde bulundu. Çekilme kararını bildirmek için Divan Başkanlığı'na yönelen Öymen'i Tarhan Erdem, Mehmet Moğultay ve Nurettin Sözen, çekilmemesi yönünde ikna ettiler.
Öymen yazılarına başlayacak
Seçimlerin ilk turuna geçilmeden önce basın mensuplarıyla sohbet eden Öymen, 'İlk turda seçimi kazanan olur mu?' sorusunu, "Bazı arkadaşlarımız olabilir." diye cevapladı. Gazetecilerin, 'Sonuçlar gazete baskılarına yetişmeyecek. Siz bu durumda genel yayın yönetmeni olsaydınız ne başlık atardınız?' sorusu üzerine uzun bir süre düşünen Öymen, "Güzel bir kurultay oldu, başlığını atardım." dedi. Öymen, "Çok partizanca bir başlık." itirazı gelince, "Ben partinin yayın organı Ulus Gazetesi'nde de genel yayın yönetmeni olarak görev yaptım, belki alışkanlık oradan kaynaklanıyor." karşılığını verdi. Seçimi kaybeden Öymen’in bir süre sonra Milliyet Gazetesi’ndeki yazılarına yeniden başlayacağı öğrenildi.
Gemiyi ilk Moğultay terk etti
Baykal'ın kazanacağının belli olması üzerine Mehmet Moğultay, "CHP'de siyaseti bırakıyorum." açıklaması yaptı. Delegeyi suçlayan Moğultay şunları söyledi: "Baykal ile CHP'nin oyları artmaz. Mikrofonla bile kavga etti. Halkın iradesine direndi. Delege başka, halk başka. Halk, delegeye, 'Sen doğruyu yapmıyorsun.' diyor. " Moğultay'ın bu kararı Baykal'ı destekleyenlerce sevinçle karşılandı.
'Bir dilim ekmek bölünmez'
Kurultay sonuçlarını değerlendiren Öymen yönetiminin genel sekreteri Tarhan Erdem ise şu görüşleri dile getirdi: "Moğultay gibi düşünen başka arkadaşlarımız da var. Baykal'ın parti için tehlikeli olan bugünkü üslubu ve muhtevayı terk etmesi gerekir. Partide bir bölünme olmaz, küçülme olabilir. Bir dilim ekmeğin neyini böleceksiniz? Hepimiz bu özeni göstermeliyiz.”
Baykal'ın yanında Keskin yok
Baykal'ın birlikte çalışma tercihinde bulunmadığı birkaç arkadaşının arasında eski genel sekreteri Adnan Keskin de yer aldı. 18 Nisan seçimleri sonrası Keskin ve Baykal'ın yolları ayrıldı. Keskin, kurultayda Sirmen’in yanında oturdu. Ali Topuz, Erol Çevikçe, Birgen Keleş, Atila Sav gibi isimleri de Baykal PM listesine almadı.
Baykal'ın listesinde 18 delik
Baykal'ın listesinden 42 isim PM'ye girdi. Sol kanat ve Öymen'in listelerinde yer alan 18 isim Baykal'ın listesini deldi. Baykal'ın yakın arkadaşı Bülent Tanla delege tarafından çizildi.
CHP'nin 60 kişilik Parti Meclisi'ne Deniz Baykal tarafından hazırlanan listeden 42 isim girdi. En yüksek oyu İnal Batu ve Zülfü Livaneli aldı. Baykal'ın listesini, 'CHP'de siyaseti bıraktığını' açıklayan Mehmet Moğultay ile Murat Karayalçın, Yaşar Seyman ve Halil Çulhaoğlu'nun da aralarında bulunduğu 18 isim deldi. Öymen ve Güneş'in listesinde yer alan ortak 7 ismin yanı sıra, yalnızca Öymen'in listesinde bulunan 11 isim PM'ye girdi. Aday olmayan Ertuğrul Günay'a yakın üç isim değişik listelerden PM'ye seçilme şansını buldu. Baykal'ın yakın çalışma arkadaşlarından Bülent Tanla, İrfan Gürpınar, Enis Tütüncü, Erdoğan Yetenç, Hasan Akyol, İsmet Atalay anahtar listeye rağmen PM'ye giremedi.
Listelerin dili
Kurultayda seçimlere önceki gece yarısı saat 00.30'da geçilebildi. Genel başkanlık yarışına dört aday girdi. PM seçimleri için her aday anahtar liste çıkardı. Baykal'ın 'örgüt' başlıklı listesinde eski çalışma arkadaşlarının yoğunluğu dikkat çekti. Güneş ve Öymen'in ayrı ayrı hazırladıkları listede ise 9 ortak isim yer aldı. Emekli Büyükelçi İnal Batu ile Mahmut Yıldız, Baykal ve Öymen’in listelerinde de bulundu. İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Toker Bilgehan da PM adayı oldu; ancak seçilemedi. Bu arada ikinci güne sarkan kurultayda anahtar listeler de salona geç geldi. Baykal ekibi, Öymen ve Güneş'in listelerini gördükten sonra bir iki isim üzerinde son dakika değişikliği yaptı.
İşte CHP Parti Meclisi
İnal Batu, Zülfü Livaneli, Mahmut Yıldız, Neşe Korkmaz, Veli Aksoy, Sinan Yerlikaya, M. Ali Özpolat, Cevdet Selvi, Haluk Özdalga, Yakup Kepenek, Ecder Özdemir, Necmi Yağızer, İzzet Çetin, Mustafa Gazalcı, Önder Sav, Ali Rıza Gülçiçek, Ali Dinçer, Yılmaz Ateş, Güldal Okuducu, Oya Araslı, Algan Hacaloğlu, Nurettin Sözen, Muzaffer Önder, Aykut Oray, Mehmet Sevigen, Murat Karayalçın, Enis Tütüncü, Erdal Kalkan, Bülent Baratalı, Berhan Şimşek, Ahmet Güryüz Ketenci, Ali Marım, Mesut Değer, Eşref Erdem, Sadullah Usumi, Ziya Halis, Türkan Miçoğulları, Mehmut Yula, Yiğit Gülöksüz, Emre Kongar, Ali Kemal Kumkumoğlu, Deniz Pınar Atılgan, Fuat Çay, Gaye Erbatur, Kemal Nebioğlu, Haluk Koç, Zekeriya Akıncı, Halil Çulhaoğlu, Sevgi Kökbudak, Mehmet Moğultay, Esat Canan, Yüksel Çakmur, Nazlı Eray, Semra Aksakal, Yaşar Seyman, Sunter Özyürek, Meral Sağır, Şenel Uçar, Gülseren Alçı, Ayten Aydın.
Kutan'a bilgi verdi
Dışişleri Bakanı İsmail Cem, FP Genel Başkanı Recai Kutan’a, ABD’ye yaptığı ziyaret ve AB konusunda yaptığı temaslarla ilgili bilgi verdi.
Cem, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, “ABD’deki temaslarım, AB parlamentosu temaslarım, Brüksel’de genişlemeden sorumlu yöneticiler ile yaptığım konuşmalar çerçevesinde genel başkana bilgi sunacağım.” dedi.
İsmail Cem, aynı konuda MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP lideri Mesut Yılmaz’a bilgi sunduğunu, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’den de randevu talebinde bulunduğunu kaydetti. Bir gazetecinin, “Kutan’ın Avrupa temasları gündeme gelecek mi?” şeklindeki sorusuna Cem, “Ben kendi çalışmalarım hakkında bilgi sunacağım.” cevabını verdi. Kutan, yaklaşık bir saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Cem’in kendilerine bilgi verdiğini söylemekle yetindi. Ankara
|