GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

02/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Ahmet SELİM

Keyfiyet

Batı'nın reel yapısı

Bir trajikomik manzara sunacağım ve beraberce anlamaya çalışacağız... Bir büyük yabancı şirket... Büyüklüğü ve itibarı kabul ediliyor. Bu büyük şirketin kontrolünde, ortakları belli olmayan bir başka şirket kurulmuş.

Nasıl oluyor? "Kontrolünde" (denetiminde) ne demek? Bir şirket bir başka şirketi nasıl kontrol eder? Bu iş ancak, büyük sermaye payına sahip olmakla mümkün.

Bir adamına yahut 3–5 adamına "Alın şu parayı kendi hesabınıza bir şirket kurun." diyen birinin o kurduğu şirketle hiçbir resmî–hukukî münasebeti olamaz. Hukukta böyle bir statü yoktur. Kontrol (denetim) ancak sermaye payı nispetinde var olur.

O kurdurulan şirketin, ortakları sermayedarları belli değil! Kurulduğu yerde bunlar açıklanmazmış!

Dünyaca ünlü ve itibarlı bir şirket, buna nasıl alet oluyor? "Benimle ilgisi resmen ve hukuken yok ama, fiilen var gibi!" imajını nasıl veriyor?

Dünyanın düzenine bakın!

Fon yönetimi şirketi imiş. Ne olursa olsun. Bunun aldığı verdiği, nasıl yönetildiği, meçhul kalabilir mi? Ondan alır, öbürüne verirmiş. Bankacılığın esası da budur. Ama her finans şirketinin, kendi kârı, kendi sermayesi, kendi sorumluluğu, kendi tüzel kişiliği vardır. Bu sanki şirket değil de, otomatik beyinli bir müstakil vezne! Birileri para veriyor, birileri alıyor! Hesabı–kitabı, sahibi yok! Ve böyle bir şirkete, dünyaca ünlü ve itibarlı bir başka şirket, gayri resmî olarak şemsiye açıyor!

Kapitalizmin burada görünen yüzüne bakın.

O mini şirkete "Bu sermayeyi sana kim verdi, sermayenin sahibi kimdir, yahut kimlerdir? diye sorarsan, "Bunu açıklamak zorunda değilim, kurulduğum yerde böyle bir hukukî mecburiyet yok." diyor.

Peki böyle bir şirket, dünyada nasıl iş yapıyor; ona kimler nasıl güveniyor? O noktada "gayri resmî hâmi" durumundaki şirket "gayri resmî" olarak devreye giriyor. "Benim kontrolümdedir" sinyalini veriyor!

... Bugüne kadar kapitalizm uygulamadaki teknik ve pratik kavramlarıyla tahlil edilmedi. Çünkü onları anlamak uzmanlık bilgisi gerektirir kanaati ve mazereti vardır, teorik düşünen aydınlar oraya girmekten çekinirler; uzmanlar için de o kavramlar "veri" kabul edilir, hatta "tabu" telakki olunur.

Özel iştigal alanlarının enteresan bir bilanço terminolojisi vardır mesela. Herkes biliyormuş görünür; ama o bilançonun 3–5 kalemlik muhtevasını kimse detayıyla anlatamaz. Aslında onların her biri, yüzlerce hesap ünitesinin yuvarlatılmış ve müphemleştirilmiş şeklidir. Bilhassa böyle belirlenmiştir. Kılıfına kolayca uyar; ama incelenip irdelenmesi çok zordur. Ve aynı zamanda pek saygı–değerdir! Herkes anlar mıymış canım!

Kapitalizmin başlangıcında ne varsa, bugün de hepsi var. Örtüleri, kılıfları, ambalajları değiştirilmiştir... Sömürü yine var, rüşvet yine var, aldatma yine var, paylaşılmış tekelleşmeler yine var, tuhaf ilişkiler yine var, görünmeyen sirkülasyonlar yine var... Yanlış anlamayın; "gelişmiş Batı"yı kastediyorum, evet.

Kapitalizmin, (teorik doğuşundaki değil) reel mahiyetindeki mayası bu. Habire gömlek değiştiriyor, mahiyetini saklamak ve savunmak için. Mesela mafianın çapaçul kılıklısını herkes görür. Ama eldivenlisini, kibarını, süslüsünü kimse fark etmez.

... Batı, istese, uyuşturucu ticaretini bitirir. Terörün her türlüsünü bitirir. Şehvet ve şiddet sektörünü bitirir. Fakat kapitalizmin dinamikleri bundan zarar görür! Batı'nın siyaseti, onlar olmadan, güç dengelerinin trafiğini yönlendiremez; insanı kullanamaz.

Batı istemeseydi; bizde ne 27 Mayıs olurdu, ne 12 Mart, ne 12 Eylül. Bütün sebepleri elbette ki o oluşturmuş değil. Fakat bütün faktörleri "haber vererek–vermeyerek, göz yumarak–yummayarak, engelleyerek–destekleyerek" yönlendiren odur.

1970'li yılları hatırlayın... Bana "ekonomik ambargo" uyguluyor. Buğdayımı dahi satamıyorum; kurulan bağlantılar, verilen sözlere rağmen 3 gün sonra bozuluyor. Altın rehin ederek bile kredi bulamıyorum... Petrol fiyatları 3–4 misli artmış. Ben nasıl önleyecektim terörü? Batı, terörün önlenmesini istemiyordu ki. 1970'li yıllarda Batı, siyasî istikrarımızı özel kombinezonlarla bozmuştur...

Tekrarlıyorum: Batı istemeseydi, 27 Mayıs da olmazdı, diğerleri de. Ve Türkiye "tabii gelişme mihveri"nde 1970'li yıllara varmadan, hem ekonomisini hem demokrasisini sıhhatli bir verimliliğe kavuştururdu. Enflasyon yüzde 10–15'leri aşmazdı, sol olurdu; ama öyle olmazdı, etnik mesele diye bir şey kimsenin aklının ucundan dahi geçmezdi.

"Canım, Batı öyle ise de, biz bir yolunu bulup başarılı olamaz mıydık?" olabilirdik; ama o bahs–i diğer. Biz önce "Batı gerçeği"ni öğrenmeliyiz.

"İki Batı var: Kültürel Batı, (reel) siyasî–ekonomik–müşahhas Batı" denilmesi yanlış olmaz. Daha da doğrusu, Batı'nın "kültürel" ve "müşahhas" diyebileceğimiz iki yönü var. Ama o kültürel kimliğe dayanan fikrî faaliyetin o müşahhas sonuçlarla ilgisiz olduğu söylenemez... Marksizm, Batı kültürünün bir parçası ve kapitalizmin malum damarıyla özdeş: Ekonomizm. (F. Fındıkoğlu, Cemil Meriç) O itirazların hepsi bu özdeşliğin diyalektiğinde eridi, itiraz konularıyla, aynîleşti.

Bunları yazdık, yazacağız. Burada başka bir şeyi işaretlemek istiyorum:

Batı'nın reel dünyasında, reel politiğinde reel sosyo–ekonomik ilişkilerinde dürüstlüğün, vefanın, dostluğun, sevginin (manevî değerlerin) aslî yansımaları yoktur. Varmış gibi göründüğü halde yoktur. Bunu bilmek, bunun şuurunda olmak, hem düşünce hem aksiyon planında bize çok şey kazandırır.


a.selim@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

07/ 09/ 2000... Sevgi ve düşünce yoktu onda
11/ 09/ 2000... Kolaycılık gafleti
12/ 09/ 2000... Düşünce notları...
14/ 09/ 2000... Hürriyet ve eğitim
18/ 09/ 2000... Üçlü zaruret ve demokrasi
19/ 09/ 2000... Dünkü yazımın îzahı
21/ 09/ 2000... Nokta tahliliyle olmaz
25/ 09/ 2000... Kendimize gelelim
26/ 09/ 2000... Orada da düşünemiyoruz
28/ 09/ 2000... Düşünce notları...


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.