GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

02/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Ali Halit ASLAN

Washington Sütunu

Müşerref'in Tony'si ve bizim Joe

ABD'de hegemonik gücünün en önemli unsurlarından olan ordu, dış politikanın şekillendirilmesinde her zaman söz sahibi olmuştur.

Soğuk Savaş sonrasında başlayan globalleşme sürecinde de Pentagon'un dış siyasetteki rolü azalmak şöyle dursun, arttı. Washington Post'ta çalışan araştırmacı gazeteci Dana Priest'in geçen hafta yayınlanan yazı dizisi, generallerin Amerikan dış siyasetindeki ağırlıklarını nasıl artırdıklarını anlatıyor. Konu, ABD'yle yakın ilişkisi olan Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.

Priest yazısında dünyayı dört ana bölgeye ayıran Avrupa, Merkez (Ortadoğu ve Orta Asya), Pasifik ve Güney komutanlıklarının başındaki dört yıldızlı generallerin diplomatik faaliyetleri üzerinde duruyor. 1947'de kurulan bölge başkomutanlıkları 1980'den itibaren etkili olmaya başlamış ve 14 yıl önce yetkileri ve imkanları daha da genişletilmiş.

Priest'in Roma İmparatorluğu dönemindeki 'prokonsül'lere (umumi vali) benzettiği başkomutanların emrinde Beyaz Saray'da başkana bağlı dairelerdeki kadar eleman bulunuyor. Bütçeleri senede 380 milyon dolar dolayında. İstedikleri yere kalabalık heyetlerle uçuyor, dışişleri enstitülerine ve istihbarat merkezlerine milyonlar akıtıyor, uluslararası konferanslar düzenliyorlar. 'Askerci' olarak bilinen cumhuriyetçilerin hakimiyetinde olan cimri Kongre, generallerin harcamalarını denetlemiyor. Bu durum, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde Kongre'den genelde köstek yiyen Clinton–Gore yönetimince bir çıkış yolu olarak görülmüş. Globalleşen dünyada generallerin askeri bağlantılarını kullanarak tutkallama fonksiyonu görmesi teşvik edilmiş.

Faaliyetlerini doğrudan savunma bakanı ve başkana rapor edebilen 'yarı–bağımsız' başkomutanların etkinliği Genelkurmay Başkanı'nı dahi kıskandıracak seviyede. Hatırlarsanız eski Avrupa Bölge Komutanı General Wesley Clark, Kosova'da ve Merkez Bölge Komutanı Anthony Zinni ise Irak'ta Beyaz Saray'a bile posta koymuştu.

Başkomutanların ülkeleri kendi bölgelerine almak için aralarında pazarlık yaparak adeta '19. yüzyıldaki Avrupalı sömürgeciler' gibi dünyayı paylaştığını anlatan Dana Priest, Washington Post internet sitesindeki bir söyleşide gazeteci olarak hedefinin 'bu insanların dünyaya nasıl baktığını' ortaya çıkarmak olduğunu ifade ediyor. Çünkü Amerikan dış siyasetinin şekillenmesinde onların bakışları son derece etkili oluyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, geçen ekimde Pakistan'daki darbe sonrasında Amerikan politikasının seyri.

Beyaz Saray darbeden sonra General Müşerref'e sert bir protesto mesajı gönderiyor ve merakla cevabı beklemeye koyuluyor. Ancak General Müşerref, ne başkan Clinton'ı, ne Dışişleri Bakanı Albright'ı, ne de Savunma Bakanı Cohen'i değil, Merkez Bölge Komutanı General Anthony Zinni'yi arıyor. Ve 'Tony' diye hitap ettiği generale derdini anlatıyor. Allah her darbeciye 'Tony' gibi bir dost nasip etsin! Çünkü Müşerref'in 'Tony'si daha sonra Beyaz Saray'ı Pakistan'daki yeni rejime karşı yumuşatan ve hatta Clinton'ın Müşerref'i ziyaret etmesini sağlayanların başında geliyor. General Zinni'nin mantığı şöyle işliyor: 'Eğer Müşerref başarılı olamazsa, aşırılar ya da İslami fundamentalistler yönetimi eline alabilir veya kaos olabilir'.

Dana Priest, 'Bölge başkomutanları görev mahallerinde ve Washington'da o denli saygı görüyor ki, çoğu zaman dış ilişkiler stratejisini onlar şekillendiriyor.' diyor. Fakat askerlerin 'uzun kariyerleri süresince geliştirilen ilişkiler sayesinde yurtdışında ittifaklar kurma' felsefesinin ürünleri bazen sivil görüşlerle çatışıyor. Priest'e göre Türkiye, ABD'de üzerinde sivil–asker çatışmasının yaşandığı ülkelerden biri. Yönetim ve Kongre, insan hakları ihlallerinden dolayı Guatemala, Şili, Kolombiya, Pakistan, Nijerya ve Türkiye gibi ülkelerde silah satışlarını şarta bağlamak ya da durdurmak yoluyla 'değişim' için baskı yapmak istiyor. Ancak bölge başkomutanları ve Pentagon, neredeyse daima 'değişime ikna etmek için angajmanı (ilişkileri) devam ettirme' yönünde bastırıyor.

Pasifik Bölge Başkomutanı Amiral Dennis Blair, işte bu felsefeye dayanarak Başkan Clinton'ın Doğu Timor'da olanlardan dolayı Endonezya ordusuyla askeri ilişkileri kesme kararına rağmen geçen nisanda ülkeyi ziyaret ediyor. Hem de başta ABD'nin Endonezya büyükelçisi olmak üzere dışişleri ve Kongre'den birçoklarının yoğun itirazlarına rağmen.

Priest, başkomutanların yabancı ülkelerle ilişki dozajını 'tarihi' faktörlere bağlıyor. Mesela ABD'nin güvenlik konusunda baskın olduğu Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde başkomutanlar büyük rol alırken, 'geçmişte istismarcı rejimlere destek vermiş olmasından dolayı' ABD ordusuyla ilişkilerini sınırlandıran Latin Amerika hükümetleri için durum çok farklı.

Bütün bu bilgilerden hareketle Türkiye ile ilişkileri birinci dereceden 'milli güvenlik' çıkarlarına dayalı olan ABD'nin Türkiye siyasetinde aynı zamanda NATO'yu da yöneten Avrupa Bölgesi Başkomutanı'nın mühim bir rol oynadığı çıkarımını yapmak yanlış olmasa gerektir. Bu durumda bize bazı sorular sorma hakkı doğuyor:

Acaba bizim bölgeye bakan Amerikalı komutanlar Türk ordusuyla diyalog yollarını kapatmamak ve stratejik çıkarlarını tehlikeye düşürmemek için Washington'a neler telkin ediyor? Ermeni tasarısı meselesinde ağırlıklarını koydukları gibi, başka hangi konularda bastırıyorlar? Mesela ABD'nin insan hakları ve demokratikleşmeye aykırı 28 Şubat sürecine 'sükuten ikrar' politikasında bu tür 'sivilötesi' operasyonların rolü var mı?

Unutmadan söyleyeyim: Şu anda ABD'nin Türkiye'yi de içine alan Avrupa Bölgesi ve NATO Başkomutanlığı görevini yürüten kişi General Joseph Ralston. General Ralston'ı, Ekim 1999'da Musevi örgütü JINSA tarafından emekli Orgeneral Çevik Bir'e yapılan ödül töreninden hatırlıyorum. Genelkurmay İkinci Başkanlığı'nı yürüten General Ralston, Avrupa Başkomutanlığı görevine yeni atanmıştı. Çevik Paşa gururla dolup taştığı o gece, Joseph Ralston'ı 'kariyeri boyunca dostluk geliştirdiği ve aynı değerleri paylaştığı' bir meslektaşı olarak saygıyla selamlamıştı.

Varsın Pakistan'ın Tony'si olsun, bizim de kapı gibi bir Joe'muz var!..


ah.aslan@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

17/ 07/ 2000... Pearson'a Türkiye brifingi
24/ 07/ 2000... Dinî raporun perde arkası
31/ 07/ 2000... Bush ve din
07/ 08/ 2000... Filedelfiya'da fillerin sirki
14/ 08/ 2000... Gülen Lieberman, üzülen Türkiyem
21/ 08/ 2000... Fillerin şehrinden melekler diyarına
28/ 08/ 2000... Washington ve Sezer
04/ 09/ 2000... Smokin, giyotin VE BİLİM...
11/ 09/ 2000... Sezer'in 'ilk'leri
25/ 09/ 2000... Bir Ermeni lobisi psikanalizi


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.