Yenilgiye doymayanlar partisi
CHP, sayısı ancak resmi kayıtlarla takip edilebilen kurultaylarından birini daha geride bıraktı. Seçim yenilgisine ve ilk defa Parlamento dışında kalmasına rağmen CHP’de değişen fazla bir şey yok.
Yenilgi sonrasında usta bir manevra ile hedef tahtası olmaktan kurtulan Deniz Baykal da emanetini geri aldığına göre, oyun kaldığı yerden devam edebilir.
Kurultay konuşmasında, partisini, ‘birbirinden nefret eden insanların konfederasyonu’ olarak tanımlayan Baykal’a katılmakla birlikte, ‘yenilgiye doymayan pehlivanlar partisi’ nitelemesini de kayıtlara geçirmek istiyorum. Önce, pehlivan tefrikalarına taş çıkaran ve başrollerinde Erdal İnönü ile Deniz Baykal’ı gördüğümüz kurultaylar zinciri yaşadık. Ardından Baykal–Karayalçın güreşi başladı. İktidardaki partisi SHP’yi, elleriyle teslim ettikten sonra, kâh rakip, kâh rakiplerin antrenörü olarak Baykal’ın karşısına çıkan Murat Karayalçın’ın, atölyelerinde bir sonraki kurultay için nasıl bir strateji hazırlayacağını merak etmiyorum. Karbon kağıdıyla çoğaltılmış kurultayları ezberledik artık.
Değişim adına tek umut verici gelişme şövalyesi Adnan Keskin’in, Baykal’ın yanıbaşında olmaması ve Mehmet Moğultay gibi güçlü(!) muhaliflerin ayrılık türküleri söylemesi. İşin esprisi bir yana, parti içi muhalefet de, partinin bizzat kendisi de yenilgilerden ders almıyor.
Dünya solu, İngiltere, Fransa ve Almanya’da ezici seçim zaferleri ile iş başına gelmiş sosyal demokratlarla altın çağını yaşarken, CHP bunları sadece avunma malzemesi şeklinde kullanıyor. ‘Onlar neyi doğru yapıyor, biz nerede hatalıyız’ değerlendirmeleri CHP’ye çok uzak. En azından kendi tarihindeki başarıları masaya yatırması, partiyi doğru sonuçlara götürebilir. 1977’deki yüzde 39,9 ve 1989 yerel seçimlerindeki yüzde 29, iyi tahlil edemiyor, başarısızlıklar yanında, başarıları da değerlendiremiyorlar.
Terörün büyük ölçüde etkinliğini kaybetmesiyle birlikte halkın iki öncelikli gündem maddesi var: Ekonomi ve demokrasi. Hayat pahalılığı, dengesiz refah dağılımı ve enflasyon, halkın büyük kesiminin birinci gündemi. Demokles’in kılıcı gibi tepesinde sallanan anti–demokratik kanunlar ve bunlara dayanılarak gerçekleştirilen uygulamalar da vatandaşın canını yakmaya devam ediyor. Sosyal demokrat olduğu iddiasındaki partiler için, bundan daha uygun konjonktür bulunabilir mi? Peki son kurultayda bu konularla ilgili somut olarak ne söylendi? Şu anda keserin farklı siyasi yapıları yontuyor olması, CHP kadrolarını suskunluğa sevk ediyor. Bu, sosyal demokrasiye sığar mı? Yoksa Prof. İdris Küçükömer’in dediği gibi gerçekte sağ ve tutucu partiler sol tarafta oturanlar mı?
CHP, sandıkta devletin değil, halkın oy kullandığını hâlâ kavrayamadı. Birçokları tek parti döneminin kapandığından bile habersiz gibi. Halkın beklentilerine, taleplerine cevap üretmek yerine, parti içinde kişisel mücadeleler, ülke çapında ise ideolojik saplantılarla hareket ediyorlar. Yerelde ve genelde ellerine geçen iktidar fırsatlarını iyi değerlendirmediler. Küçük hesaplar, tabana dönük popülist yaklaşımlarla, kitleleri kucaklamayı beceremediler. Bir önceki seçimlerde barajı kıl payı geçtiklerinde bile seçmenin uyarısını dikkate almadılar. Kurultayda açılan pankart maalesef haklı: 8,7 de yetmiş görünmüyor. Bu söylem, bu halkı anlamama inadı devam ettikçe yenilgiler de sürecek.
Oysaki, CHP kendisi ve ülkesi için yenilenmek ve değişmek zorunda. Gerçek bir sosyal demokrat parti olarak siyasi yelpazede yerlerini aldıklarında, ülke de, demokrasi de kazanacak. Onlar kaybettikçe hepimiz kaybediyoruz. Onların yenilgisine biz doyduk...
b.korucu@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
13/
08/
2000...
Tuhaf bir 'çete' operasyonu
31/
08/
2000...
Sayıştay'ın küllerinde ombudsman tartışması
04/
09/
2000...
İki ruhlu ülke
11/
09/
2000...
Minarenin ucundaki iğne
18/
09/
2000...
Gözümüze toz kaçtı
25/
09/
2000...
MHP değişim kıskacında
|