GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

02/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Erol ÖZBİLGEN

Cihannüma

Osmanlı ülkesinde fizik bilimlerin evrimi

On yedinci yüzyıl öncesinde fizik bilimler katı ve sıvı maddelerin statiği, devinimi; ışığın yansıması ve kırılması; ısı ve ateş konuları ile uğraşıyordu. Ortaçağ'ın matematik ve teknik düzeyi olayların niceliklerini belirlemeye yeterli olmadığından yalnızca niteliklerle ilgilenmekteydi.

Dolayısıyla eski Yunan ve özellikle Aristoteles'in etkisinde gelişmiş fazla ayrıntılı bir doğa felsefesi sayılabilir. Nitekim fizik bilimler Batı'da "Philosophiae Naturalis", Osmanlı ülkesinde de "Hikmet–i Tabiiyye" olarak anılmaktadır.

Ancak on yedinci yüzyıla gelindiğinde önce Galile fizik yasalarının anlaşılması için matematiğin gerekliliğini açıkladı. Sonra da Newton ünlü eseri "Philosophiae Naturalis Principia Mathematica" (Doğa Felsefesi'nin Matematik İlkeleri)'yı yayımladı. Fiziki felsefe halinden çıkarıp, bilime doğru yönelten bu eserde Newton "türev" kavramını ilk kez açıklayıp hem "Sonsuz Küçükler Hesabı"nı ve hem de "Dinamik" bilimi kurmuş, ayrıca Gök Mekaniği'nin "Evrensel Gravitasyon Yasaları"nı tamamlamıştır.

Fizik bilimlerinde başlayan evrim yeni deney aletlerinin bulunması ve matematik analizin gelişmesiyle sürekli devam etti. Örneğin gök dürbünü, teleskop ve mikroskopla o zamana kadar mümkün olamamış gözlemler yapıldı. Geliştirilmiş teknik düzeneklerle metallerin elastik ve plastik deformasyon limitleri (Hooke deneyi) ölçüldü. Matematik Analiz'in uygulanmasıyla Arşimed'in hidrostatik yasaları genişletilip Hidrolik ve hidrodinamik bilimleri kuruldu.

Diğer tarafından matematik, fizik ve doğa bilimleri üzerine araştırmalar yapan bilim kurumları oluşturuldu. 1609'da "Roma Bilimler Akademisi"; 1620'de "Fransız Tıp Akademisi"; 1645'te "Londra Kraliyet Akademisi"; 1666 yılında "Fransız Bilimler Akademisi" (1); 1700'de "Berlin Bilimler Akademisi" ve 1725 yılında "Petersburg Bilimler Akademisi" kuruldu.

Bu kurumlar kendi aralarında ve bilim adamlarıyla iletişim kuruyorlar, makaleler, kitaplar ve ansiklopediler yayımlanıyordu. Böylece dağınık olgular, tekil deneyler, ilgisiz hatta tümüyle farklı nitelik taşıdıkları sanılan olaylar birleştirilerek bütün haline getirildi, bilimsel yasalar bulundu.

On yedinci yüzyıl öncesinde ise, hem Batı'da hem de Osmanlı ülkesinde fizik bilimlere bakış Aristocu olduğundan, aralarında fazla farklılaşma yoktu. Aslında Aristo'yu da Batı'ya tanıtan kendilerinin Averroizm dedikleri İbn Rüştcülük akımı olmuştur. Ne var ki İslam ülkelerinde Farabî, İbn–i Sina gibi Aristocu üstatlara rağmen, Aristoculuk ve İbn–i Rüşdiye cereyanının Gazalî tarafından reddedilmesi ve sonrasında yüzyıllar süren "Tehâfüt" çatışmaları ulema arasında fizik bilimlere karşı çekince uyandırdı.

Nitekim on yedinci yüzyıl başlarındaki Osmanlı tasniflerinde fizik bilimleri Hendese'ye bağlı "Menâzır İlmi (Perspektif), Yakıcı Aynalar İlmi, Ağırlık Merkezleri İlmi, Cerr–i Eskâl (Ağırlık Çekme) İlmi, Mesaha (Yüz Ölçümü) İlmi ile İlm–i Hey'et (Astronomi) bağlı "Zic ve Vakitler İlmi, Vakitlerin Yazılışı (Takvim), İrsad (Gözlem) İlmi, Rasad Aletleri İlmi, Zamanları Bilme İlmi, Müteharrik Küreler İlmi, Küre Düzlemleştirme İlmi, Yıldızların Şekilleri İlmi, Ayın Yörüngesini Bilme İlmi, Gece ve Gündüzün Muadeleti (Ekinoks) İlmi, Zaman Ölçen Aletleri Yapma İlmi (Bengamat)" olarak sıralanmaktadır. (2)

Bu tasnifte yer alan isimler aslında bağımsız birer bilim olmaktan ziyade bölüm başlıkları gibidirler. Üstelik bir sistem oluşturacak biçimde aralarında bağlantılı da değillerdir. Diğer taraftan on sekizinci yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı ülkesinde fizikle uğraşan pek bulunmadığı için ortalarda hiçbir araştırma kurumu da yoktur.

Kısaca söylenirse on yedinci yüzyıl sonrasında Batı'da terk edilen skolastik "Doğa Felsefesi" anlayışı ve Aristo etkisinin yerini araştırma kurumları, bilim adamları ile üniversitelerde okutulan deneysel fizik aldı. Osmanlı ulemasının bu konuya karşı ilgisizliği ve isteksizliği ise devam etti.

Bu da Tanzimat sonrasında onları, Batı bilimler sistemini, epistemolojisi birlikte kabullenmek zorunda bıraktı.

(1) Fransız Bilimler Akademisi'nin bünyesinde yer alan "Geometri, Astronomi, Mekanik, Anatomi, Kimya, Botanik, Coğrafya, Gemicilik, Genel Fizik, Mineraloji, Zooloji, Tıp ve Cerrahi" bilim kollarının her birinde altı bilim adamı ve sekreteryası çalışmaktadır.

(2) Taşköprîzâde, Mevzuât ül–ulûm


e.ozbilgen@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

24/ 07/ 2000... Tatil, eğlence ve şenlik
31/ 07/ 2000... Değişen eğlence kültürü
07/ 08/ 2000... Hukuk dilimizin tarihsel süreci
14/ 08/ 2000... Mustafa Sami Efendi'nin "Avrupa Risâlesi"
21/ 08/ 2000... Propaganda, reklam ve siyaset
28/ 08/ 2000... Sayıların anlattığı...
04/ 09/ 2000... Zaruret ve medeniyet ilişkisi
11/ 09/ 2000... Çağdaş bilgelik
18/ 09/ 2000... Zaman'ı algılamak
25/ 09/ 2000... Sururi'nin ardından...


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.