GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

02/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Hasan ÜNAL

Analiz

Batı'nın Sırbistan siyasetinin çıkmazları

Batı dünyası son yıllarda bir ülkedeki yönetimin üzerine gittiği zaman garip denilebilecek çelişkilerle dolu siyaset üretebiliyor. Bazen siyaset, stratejik temelleri itibariyle istenilen sonuçları vermeyecek tarzda belirleniyor.

Bazen de uygulamada Batılı ülkeler arasında birliktelik sağlanamıyor. Mesela Batı dünyasının yıllarca İran ve sonra da Irak'a yönelik politikalarında bu tür problemler fazlasıyla vardı. Bu tür sorunlar Batı'nıan Kafkasya ve Orta Asya politikalarında da görüldü.

Batı'nın şimdilerde Sırbistan, daha doğrusu Miloşeviç'e yönelik siyasetinde de benzeri unsurları görmek mümkün. Miloşeviç ve Sırbistan yönetiminin Bosna'daki soykırımdan, Hırvatistan'ın Krayina bölgesindeki katliamlardan ve etnik temizlikten ve Kosova'da yaşananlardan sorumlu olduğunu biliyoruz. Bütün bunlardan dolayı Miloşeviç yönetiminin cezalandırılması gerektiğine de hiç şüphe yok.

Ancak bunun nasıl yapılması gerektiği konusunda Batı dünyasında pek çok görüş ayrılığı var. Birincisi, Miloşeviç yönetiminin dahi uluslararası sistemin dışında tutulup tutulmaması konusunda Avrupa Birliği üyeleri arasında hem sorunun tespiti hem de uygulanan politikalar açısından tam bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkün değil. Mesela AB üyesi Yunanistan, Sırbistan yönetiminin bu haliyle bile AB sisteminin içine alınması için ısrar ediyor. İtalya da Yunanistan'a yakın. Fransa Dışişleri Bakanı ise geçenlerde epeyce ırkçılık kokan açıklamasında 'Sırpların neticede Avrupalı' olduklarını söylemekteydi. Belki bununla etnik temizlik ve ırkçılığın gerçek vatanının bugünkü Avrupa olduğunu ifade etmek istemişti.

ABD yönetimi Sırbistan yönetimini sıkıştıracak tarzda adımlar atmakla birlikte, Amerikan siyasetinde de pek çok çelişkiler tespit etmek mümkün. Mesela Miloşeviç'in seçimler yoluyla iktidarı bırakabileceğine inanmak bana biraz garip geliyor. Kaldı ki, eğer bu doğru bir tespit olsa bile, seçimlerin birinci turunda yüzde kırk sekiz oy aldığı açıklanan muhalefeti seçimlerin ikinci turuna gitmekten imtina etmeye teşvik etmek hangi siyasî akla hizmet edebilir? Birinci turda Koştunitsa'nın yüzde kırk sekiz oy aldığı açıklandığına göre, aslında Koştunitsa'nın muhtemelen yüzde elli sekiz civarında oy almış olması akla yatkın geliyor ve bu performansını ikinci turda da gösterebilir.

Hatta bu oranı bir miktar daha yükseltebilirse, Miloşeviç'in seçim hilesi yapabileceği barajın da üstüne çıkabilir. O zaman Miloşeviç iktidarı bırakmak istemezse (ki, muhtemelen istemeyecek ve başka yollara başvuracaktır), o zaman Miloşeviç'in üzerine gitmek daha kolay olmaz mı? Eğer muhalefet ikinci tura katılmayı reddederse, Miloşeviç başka aday olmadığı için kendisini seçim galibi ilan etmeyecek midir? Seçimlerden kaçmış olacak olan muhalefet kendisini nasıl galip ilan edecektir?

Batılı dünyanın Miloşeviç iktidardan ayrılırsa her şeyin düzeleceği yolunda verdiği hava da doğru değil. Muhalefetin adayı Koştunitsa'nın Bosna savaşı sırasında Radovan Karaciç'in en yakınlarından birisi olduğunu ne zaman unuttuk? Koştunitsa'nın Miloşeviç'e muhalefetinin, onun temel siyasetine; yani etnik temizliğe değil, bu siyaseti başarıya ulaştıramamasına olduğunu bilmiyor muyuz? Koştunitsa ile Kosova ve Karadağ gibi sorunların daha makul ve daha gerçekçi bir şekilde ele alınabileceğini zannediyorsak, bu da büyük bir yanlışlar zincirinin sadece başlangıcı olacaktır.

Bütün bunları iyice düşünüp, Sırbistan'da son on yıl içerisinde kamuoyunun ve entelektüel zümrenin geçirdiği transformasyonu iyice anlamaya çalışmak gerekiyor. Sırp kamuoyu kendi içine kapalı, mini süper güç olma iddialarıyla yaşamayı tercih ettiği sürece bu tür sorunlar yaratmaya ve şimdikine benzer ortamlar içinde yaşamaya mahkumdur. Dolayısıyla belki de yapılacak en iyi iş, Sırbistan'ı etrafına zarar veremez hale getirip, sonra da kendi haline bırakmak olmalıdır. Sırp entelektüel yapısının kendi kendisini ciddi surette sorgulamaya ihtiyacı var.


h.unal@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

08/ 09/ 2000... Struma faciası (1941-1942) (II)
11/ 09/ 2000... Struma faciası, 1921–1942 (III)
12/ 09/ 2000... Struma faciası, 1941-1942 (IV)
18/ 09/ 2000... Kıbrıs dolaylı görüşmeleri
21/ 09/ 2000... Ermeni işi şaka değil
23/ 09/ 2000... Ermeni tasarısı (I)
24/ 09/ 2000... Ermeni tasarısı (II)
25/ 09/ 2000... Seçimler de, sonrası da kritik
28/ 09/ 2000... Belgrad'da işler karışıyor (I)
29/ 09/ 2000... Belgrad'da işler karışıyor (II)


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.