GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

03/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


POLİTİKA 


Şimdi de YÖK'e ders

YÖK'ün görevi üniversiteler arasında "eşgüdüm ve planlama"dır. YÖK'e atamalara ilişkin yetki verilmesi özelde üniversite özerkliğini, genelde ise demokratikleşmeyi yaralamaktadır. Demokrasi kültürü üniversitelerde egemen olmalıdır.

Üniversiteler, bağımsız olmalıdır. Bu durum, farklı inanışların ve düşüncelerin genç beyinler üzerinde baskı oluşturması biçiminde yorumlanmamalı, özgürlükler ve bilimsel etik göz ardı edilmeden olgun bir biçimde kullanılmalıdır.

Cumhurbakanı Ahmet Necdet Sezer, önceki gün TBMM'de, anayasa ve hukuk devleti duyarlılığına vurgu yaptıktan sonra dün Ankara Üniversitesi'nde YÖK'e uyarılarda bulundu. Sezer, "YÖK demokratikleşmeyi yaralıyor.” diyerek sürpriz bir çıkış yaparken, üniversitelerdeki özgür düşünce fikrini yineledi. Eğitim–öğretim yılı açılışı sebebiyle, Mezun olduğu üniversiteye 38 yıl sonra Cumhurbaşkanı sıfatı ile gelen Sezer, çağdaş Türkiye'nin yolunun çağdaş üniversiteden geçtiğinin altını çizdi.

Genç beyinler üzerinde baskı

Sezer, 'bilim yuvaları olarak tanımladığı üniversitelerin, özgür düşüncenin yaratıcı düşünceye dönüştüğü, her türlü düşüncenin tartışıldığı, evrensel değerlerin özümsendiği, demokrasi kültürünün egemen olduğu kurumlar durumuna gelmesi' gerektiğini kaydetti.

“Katılımcılığa, çok sesliliğe ve demokratikleşmeye her kurumdan çok, bilim yuvaları olan üniversitelerin gereksinim” duyduğuna işaret eden Sezer, “Üniversiteler, tartışmasız ve bağımsız olmalıdır. Ancak, bu durum, farklı inanışların ve düşüncelerin genç beyinler üzerinde baskı oluşturması biçiminde yorumlanmamalı, özgürlükler ve bilimsel etik gözardı edilmeden olgun bir biçimde kullanılmalıdır.” dedi.

Rektörlerin ufku

“Özerk ve demokratik üniversite geleneğinde Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) görevinin “eşgüdüm ve planlama” olması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Sezer, YÖK’e atamalara ilişkin yetki verilmesinin özelde üniversite özerkliğini, genelde ise demokratikleşmeyi yaraladığını ifade etti.

Rektör seçimlerine de değinen Sezer, üniversite yöneticilerinin, ‘bilimsellik ilkelerinden ödün vermeyen, bakış yönü geniş, ufku açık, sağlam kişilikli bireyler’ olmalarını istedi. Sezer, eğitim–öğretim sistemi için de şu kriterleri hedef gösterdi: “Demokratik toplum yapısını yaşam biçimi olarak benimsemiş, hukuka, dolayısıyla kurallara saygılı, öğrenmeye istekli, araştıran, bakış açısı geniş, sorun çözme yeteneği yüksek, ulusal değerlerin ve ulusal çıkarların bilincinde, bu değerleri evrensel değerlerle bütünleştirebilen, doğayı daha iyi tanımaya yönelen, çevre sorunlarına ilgili, aydın bireyler yetiştirecek bir sistem.”

Profesörler yöneticisini seçer

Üniversitelerin yönetim yapısı ve uygulayacakları demokratik yönetim biçimiyle de öğrencilere örnek olması gerektiğini belirten Sezer şöyle konuştu: “Yüksek öğretim kurumlarımızın bilimsel özerklik yanında yönetsel özerkliğe de kavuşturulmaları koşuldur. Üniversite yöneticilerinin seçimle iş başına gelmeleri demokrasinin en temel ve vazgeçilmez kurallarındandır. Üniversite öğretim üyeleri gibi toplumun en iyi yetişmiş, birikimli, seçkin kişilerinden oluşan kadroların yöneticilerini seçebilmeleri, tersi düşünülmemesi gereken bir olgudur.”

Dayatmalardan uzaklaşın

Çağdaş üniversite ile “kendimize özgü bir yapıyı değil, bilimsel düşünce ve araştırmalara ağırlık veren, yalnızca öğretimle yetinmeyip gençlere formasyon kazandıran, evrensel bir kurumu kastediyorum.” Ankara ZAMAN




Dil tartışması

Cumhurbaşkanı Sezer, Meclis'in açılış konuşmasında, günlük hayatta yaygın olarak kullanılmayan yeni Türkçe kelimelere yer verince, başta MHP'liler olmak üzere milletvekilleri yabancılık çekti.

Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, anlamakta güçlük çektiğini belirtirken, MHP Elazığ Milletvekili Mustafa Gül, arkadaşlarına tercüme yaptığını söyledi. ANAP'lı Yılmaz Karakoyunlu ise, konuşma metnindeki dil bilgisi bozukluklarını bir bir tesbit etti. Karakoyunlu, cümle kuruluşu ve imla açısından vahim hatalar bulunduğunu açıkladı. Sezer'in kullandığı kelimeler ve karşılıkları şöyle: "Düzenek (sistem), etiksel (ahlaki), gönenç (müreffeh), erek (amaç), bütüncül (totaliter), özgelir (sermaye), koşut (parelel), ardıl (halef), varsıl (zenginlik), devingen (hareketli)." Zekai ÖZÇINAR-ANKARA




Rektöre özgürlük uyarısı

Turizm Bakanı Erkan Mumcu, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun 'Türkiye'nin kendine özgü koşulları olduğunu' belirterek, özgürlüklerin kısıtlanmasını istemesine sert tepki gösterdi.

Alemdaroğlu'nun söylemini üniversite kürsüsüne yakıştıramadığını ifade eden Mumcu, "Üniversite özgürlüğün beşiği olmak durumunda. Üniversite özgürlükleri kısıtlandığı bir yer olarak önerilemez." dedi.

İstanbul Üniversitesi'nin yeni eğitim ve öğretim yılına başlaması nedeniyle düzenlenen törende ilk dersi vermek üzere kürsüye gelen Alemdaroğlu, siyasi ağırlıklı bir konuşma yaptı. İktidar ortaklarını isim vermeden eleştiren Rektör Alemdaroğlu, şöyle konuştu: "Her ülkenin kendine özgü koşulları, kuralları, yapısı ve geleneği içerisinde o ülkenin yönetim biçimini değerlendirmek doğru olacaktır. Demokrasi ile yönetilen ülkemizde insan hakları ve temel özgürlük kavramları içerisinde, demokrasi anlayışını yozlaştırmaya ve özgürlükler kaosu haline getirmeye hiç kimsenin veya hiçbir kurumun hakkı yoktur."

Bilim yuvasına yakışmayan tavır

Alemdaroğlu'ndan sonra kürsüye gelen Turizm Bakanı Erkan Mumcu, 'özgürlükler kaosu' tanımlamasının retorikten (belagat, söz söyleme sanatı) ibaret olduğunu belirtti. Türkiye'nin sorununun düşünce ve ifadenin özgürlüğe kavuşamaması olduğunu vurgulayan Mumcu, özetle şu görüşleri dile getirdi:

"Özgürlükler kaosu gibi sadece retorikten ibaret olan bir söz söylenmesini doğrusunu isterseniz üniversite kürsüsüne yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum. Türkiye bütün sorunlarını özellikle üniversite kürsüsünde özgürce tartışmak durumunda.

Abartılmış duyarlılık

Cumhuriyetin korunması ve kollanması konusunda cumhuriyeti yaratan kurumların tamamının görevleri ve sorumlulukları vardır. Ama asıl görev ve sorumluluğumuzun cumhuriyeti yaşatmak olduğunu unutmamalıyız. Her kurum korumak ve kollamak konusundaki duyarlılığını birbiriyle aynı biçimde ifade etmek durumunda değildir. Üniversite duyarlılığı; söz gelimi TSK'nın duyarlılığı ile biçim ve üslup olarak bire bir aynı olamaz. Tutumumuz, abartılmış duyarlılığımız bizi taassuba ve bağnazlığa götürmemelidir. Bizden farklı düşünenlerin yok olmasını istemek gibi bir hakka sahip değiliz. Üniversite var oluşunu özgürlüklere borçludur. Benim üniversite kürsülerinden daha fazla özgürlük talebini duymayı bekliyorum.” (Erkan ACAR / İstanbul ZAMAN)




Türk'e İÜ'de F tipi protesto

İstanbul Üniversitesi'nin yeni eğitim yılının başlaması nedeniyle düzenlenen törene katılan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelince iki kız öğrencinin protestosuyla karşılaştı.

Konuşma kürsüsünün paralelindeki balkonda ayağa kalkan iki kız öğrenci, 'Hücreler ölümdür girmeyeceğiz' ve 'Tabutluğa hayır' şeklinde slogan attılar. Protestocu öğrenciler salon dışına çıkarılarak gözlem altına alındılar.

Olayın ardından konuşmasına başlayan Adalet Bakanı Türk ise, "Hiçbirinizin hücrelere girmesini istemiyorum. Ki onlar hücre değil cezaevi. Yasaların yasakladığı fiilleri işlememeniz gerekiyor." dedi.

Af 29 Ekim'e yetişmiyor

Bakan Türk, konuşmasının ardından, bir gazetecinin “Af Yasası 29 Ekim tarihinde çıkacak mı?” şeklindeki sorusunu şöyle cevapladı: "Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin kanunun bir ibaresini iptal eden Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı daha yayınlanmadı. Bunun ışığında yapılacak düzenleme affın kapsamını belirleyecek. 29 Ekim tarihine Af Kanunu'nun yetiştirilmesi olasılığı yoktur."




DYP 'tim' kurdu

DYP, Başkanlık seçimleri nedeniyle meclis tarafından verilen 10 günlük arayı oluşturulan ‘muhalefet timleri’ ile tesbit edilen 7 ilde geçirecek.

En az 10’ar kişilik ekiplerden oluşacak milletvekili grupları, İstanbul, Ankara, Manisa, Konya, Antalya, Adana ve İçel’i ziyaret edecek. Burada teşkilatlarla biraraya gelecek olan DYP milletvekilleri öncelikli olarak hükümetin uygulamalarını eleştirecek. Ulusal basının görüşlerine yer vermediğinden yakınan DYP’liler, özellikle yerel televizyonlar ile gazetelerle biraraya gelecek. Teşkilatların sorunlarını da dinleyecek olan milletvekilleri yeni üye kayıtlarını kontrol edecekler. DYP, yeni yasama döneminde muhalefetini meclis içine kaydıracak. Meclis TV’yi daha iyi kullanmayı kararlaştıran DYP, milletvekillerine gündemdeki konularla ilgili hazırlık yapmaları talimatı verdi. Ahmet BIYIK-ANKARA




CHP'de SHP sancısı

Fikri Sağlar'ın, "CHP misyonunu tamamladı. Başka arayışlar gerekli." sözü 'yeni parti' tartışmalarını gündeme getirdi. Karayalçın ise, mücadeleye CHP'de devam kararında.

CHP’de, kurultay sonuçları ardından kapatılan SHP kökenlilerin “partiyi yeniden açalım” görüşü tartışılmaya başlandı. CHP Lideri Deniz Baykal’ın izleyeceği politika ve muhaliflere yaklaşımı, tartışmalara da şekil verecek. “Sol kanat” ve Murat Karayalçın, CHP içerisinde mücadeleye devam kararı aldı. Muhalifler, iddialarını Mayıs 2001’de yapılacak kurultaya taşımak istiyor.

Partinin önemli isimleri kongre sonrasını ZAMAN’a değerlendirdiler. Murat Karayalçın, 18 ismin Baykal’ın listesini delerek PM’ye girmesini “ilginç” diye yorumladı. Karayalçın, “yeni parti” konusunda, “Siyaset duygusal, tepkisel olarak yapılmaz. Hukuk, demokrasi olduğu sürece bir bölünme olmaz.”dedi.

CHP'nin gerçek sahipleri

Ercan Karakaş, kendisinin de “yeni parti kurulsun” yönünde kurultay ardından çok sayıda telefon aldığını ancak, duygusal hareket edilmemesini istedi. Karakaş, “Yeni yönetimin tutumuna bakmak gerekir. Partide çoğulculuk, yeniden yapılanma anlayışı devam etmeli. Sosyal demokrat bir CHP’ye ihtiyaç var.” diye konuştu. Fikri Sağlar ise, CHP'nin misyonunu tamamladığı görüşünde. Sağlar şunları kaydetti: “Başka arayışlar gerekli. CHP’ye halkın baktığı gibi bakmalı. CHP, 1998’de Kemalist–sosyal demokrak olma fikrinden vazgeçti. Çağdaş, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkan, emeğe saygı gösteren bir sol partiye ihtiyaç var.”

Baykal'ın sesi kısıldı

Öymen ile birlikte hareket eden Etem Cankurtaran ise, Baykal'ın konuşmasında küçülme ve tek sesliliğin dikkat çektiğini, bunlarla umudu yeşertmenin kolay olmadığını savundu. Öte yandan CHP’de genel başkanlık devir–teslimi bugün yapılacak. Son iki gününü evinde geçiren Baykal, 20 yıldır telefon numarasını değiştirmediği için bütün gününü tebrik telefonlarını cevaplamaya ayırıyor. İki gündür telefonla konuşan Baykal’ın sesi kısıldı. (Süleyman KURT / Ankara ZAMAN)




Tek aday, son gün, son tur

Hükümetin küçük ortağı ANAP, gözünü tekrar Meclis başkanlığına dikti. ANAP yönetimi, yarışa tek adayla katılma kararı aldı. Mesut Yılmaz'ın istediği aday son güne kadar başvuru yapmayacak.

ANAP yönetimi, adaylarının son tura kalarak kazanma şansının yüksek olacağı gerekçesiyle hükümet ortakları arasında ortak isim üzerinde uzlaşma sağlanmasına karşı çıkıyor.

ANAP lideri Yılmaz, dün partisinin Başkanlık Divanı'nı toplayarak Meclis başkanlığı seçiminde izlenecek stratejiyi belirledi. Yılmaz, aday enflasyonunun yaşandığı partisinde, bu sayıyı bire indirme kararı aldı. Yılmaz, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yollarını ayırdığı Meclis Başkanı Yıldrırım Akbulut’un yeniden aday olmasına sıcak bakmıyor. Yılmaz, MHP'den gelen, ''TBMM Başkanlığı için bize jest yapın.'' mesajlarına da olumlu yaklaşmıyor. ANAP'ta Süha Tanık, Nejat Arseven, Murat Başesgioğlu, Bülent Akarcalı ve Yılmaz Karakoyunlu'nun ismileri adaylar arasında geçiyor.

ANAP Başkanlık Divanı toplantısında CHP kongresi ve Cumhurbaşkanı Sezer’in Meclis açılışında yaptığı konuşma da değerlendirildi. ANAP'lılar, Sezer'in konuşmasını uzun tutmasını ve KHK'ler başta olmak üzere bazı hükümet uygulamalarına karşı çıkmasını eleştirdiler. Genel Başkan Yardımcısı Ahat Andican, "Cumhurbaşkanı'nın konuşması bütünü itibariyle ele alındığında olumlu bir konuşmadır.” dedi. Andican, bir soru üzerine, toplantıda “türban konusunun” gündeme gelmediğini, “bu konunun hükümet ortakları ile değerlendirildiğini” söyledi. (Ömer ŞAHİN / Ankara ZAMAN)




'AB üyeliği için ilk hedef 2001'

ANAP lideri Mesut Yılmaz, Türkiye’nin AB’ye uyum yasalarını 2001 yılının sonunda çıkarması gerektiğini bildirdi.

İki Almanya’nın birleşmesininin 10. yıldönümü, sebebiyle dün Ankara'da düzenlenen toplantıda konuşan Yılmaz, Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda din ve kültür farklılığı bahanesinin arkasına saklanan Alman politikacıları eleştirdi. AB'nin, 2003'te yapacağı genişleme hamlesinden sonra uzun bir süre genişlemeye ara vereceğini hatırlatan Yılmaz, şöyle konuştu: "Türkiye’ye AB adaylık perspektifi veren mevcut Alman yönetimini pişman etmemek için Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyumu bir an önce gerçekleştirmesi lazım.'' Yılmaz, AB’ye üyelik için idam cezasının kaldırılması gerektiğini, ancak, öncelikli olarak yapılmasının şart olmadığını vurguladı. Ankara ZAMAN




Özgürlükte iskonto olmaz

FP Genel Başkanı Recai Kutan, AB’nin özgürlüklerde Türkiye’nin özel şartları gerekçesiyle “iskonto” kabul etmediğini söyledi.

Geçen hafta çıktığı Avrupa turuna ilişkin dün bir basın toplantısı düzenleyen Kutan, Türkiye’de bazı kesimlerin, ‘Ülkemizin özel şartları var. Buna paralel olarak insan hakları, özgürlükler ve demokrasi tam olarak uygulanamayabilir.’ dediğini hatırlattı. Kutan şöyle konuştu: “Onlar da, ‘İnsan hakları demokrasi ve özgürlüklerde iskonto kabul edemeyiz. Türkiye’de evrensel standartlara uygun bir tatbikat olmalıdır.’ diyorlar.” şeklinde konuştu.

Avrupa’da görüştüğü bir parlamenterin ‘Eğer FP kapatılırsa Türkiye AB’ye girmeyi aklından çıkarsın.’ dediğini de vurgulayan Kutan, partisinin radikal–fundamantalist akımların önünde bir engel olduğunu ifade etti. Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Recai Kutan, idam cezasının kaldırılmasından yana olduğunu açıkladı. Avrupa’daki görüşmelerinde de konunun gündeme geldiğine işaret eden Kutan, Türkiye’nin idam konusunda bir karar vermek zorunda olduğunu ve bunun için Anayasa değişikliğinin gerektiğini söyledi. Ankara ZAMAN




BBP 'Varım' diyecek

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, partisinin 18 Nisan seçimlerinden sonra kendini yenilemiş ve hazırlanmış olarak tekrar kamuoyu karşısına çıktığını belirterek, "Ben varım, bu ülkenin meselelerine hakimim ve bu meselelerinin çözümü vardır” sloganı ile tekrar siyasi arenada yer alacaklarını kaydetti.

4. Olağan Kurultay'ını 8 Ekim'de yapacak olan BBP, dün düzenlediği kahvaltıda projelerini basın mensuplarına anlattı. Başkanlık Divanı üyeleriyle birlikte gazetecilerin karşısına çıkan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, seçimden bu yana aldıkları mesafeyi ve siyasetteki duruş noktasını değerlendirmek üzere kurultaya gittiklerini belirtti. Partisini, “Kararlı ve liyakatli, tam demokratik, Türkiye’yi kucaklayan ve meselelere doğrudan yaklaşan şeffaf bir siyasi hareket” olarak tanımlayan Yazıcıoğlu, bazen lisan ile anlatılmayanların hal ile, hal ile anlatılmayanların da zaman ile anlatıldığını söyledi. FP, DYP, ANAP ve MHP’li seçmenlerin aynı zamanda kendi tabanları olduğunu anlatan Yazıcıoğlu, “Son dönemlerde DSP’den ve CHP’den de partimize katılımlar var.” dedi. Ankara ZAMAN



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.