Başörtüsü
İlâhiyat kökenli Muğla Üniversitesi Rektörü’nün, “Bir metrelik bez parçasını, dinin sembolü haline sokmak İslâm’a ihanettir” sözü üniversitelerdeki başörtüsü sorununu yeniden alevlendirirken, bu yıl imam hatip liselerinde de başörtüsü yasağı getirilmesi toplumsal sancıyı şiddetlendiriyor.
ANAP Genel Başkanı Yılmaz’ın, “İmam hatip liselerini meslek statüsüne sokup sorunu çözelim” önerisi de, Başbakan Ecevit’in, “İslâm’da kızlar imam olamıyorlar, kızlarla ilgili imam hatip okulları nasıl meslek okulu oluyor, onu anlamak zor..” cevabı ile ortada kaldı.
MHP’de ise tıs yok.
Anlaşılan kadarıyla ANAP ve MHP, kendilerini aşan (demokratik bir ülkede bu lâfı etmek ne acı) bir durumla karşı karşıyalar.
Ülke yönetimine hakim olan bürokratik irade, devlet ilahiyatçılarıyla kendi çözümünü, diğer alanlarda olduğu gibi dayatıyor. Toplum ilâhiyatçıları ise bu dayatmanın, milletin büyük kesimi ile devleti barıştırmayı sabote ettiğini düşünüyorlar.
Sayın Ecevit’in geçtiğimiz hafta CNN Türk’te Sayın Taha Akyol’un sorularına verdiği cevaplarda ilginç noktalar var. Diyor ki Sayın Başbakan:
“Siyasal amacı olmayan başörtülü öğrenciler, ‘din istismarcıları’nın kurbanı oldular. Bazı siyasî çevreler, üniversitelerdeki kız öğrencilerin başörtülerinden ellerini çekselerdi, şimdi bunlar Türkiye’de sorun olmazdı...”
Bu yaklaşıma iki itirazımız olacak.
Birincisi, kabahatin gerçekten ‘istismarcılar’da olduğunu kabul edelim. Ama Sayın Ecevit de itiraf ediyor, masum öğrenciler kurban ediliyor. Kim kurban ediyor? Ya da onların kurban edilişlerini kim seyrediyor? Eğer bu soruların cevapları Sayın Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Yılmaz’ın vicdanlarını rahatsız etmeyecekse kimin vicdanını rahatsız edecektir?
İkinci itirazımız, başörtüsünü istismar edenler olmasa da, bu konu devletle millet arasında bir rahatsızlık sebebi olarak varlığını sürdürecekti. Çünki temelde, Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında ciddi bir problem var. Birtakım vehimlerle, iç tehdit değerlendirmeleriyle bu ülkede asıl birey hakları yok sayılıyor.
Başörtüsü konusu, ne acıdır ki, sosyolojik analizler yerine, siyasî yorumlar ile ele alınıyor. (Körük sallayan eski komünistleri unutmayalım).
Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Göle, sorunu temelden ele alarak ortaya şöyle koyuyor:
“Farklılık ve çoğulculuk talepleri, evrensel ve birleştirici ilkelerle nasıl bir arada yaşatılabilir sorusu, bugünkü demokrasilerin en önemli sorusu olarak karşımıza çıkıyor. Bir arada yaşayabilir miyiz, eşit ve farklı?” (İslâm’ın Yeni Kamusal Yüzleri, Metis Yayınları)
Başörtüsü ve tesettür, dindarlar açısından inancı yaşamaktır. Bugün Türkiye’de dindarlar kimsenin yaşam tarzına karışmadıkları gibi, lâf da etmemektedirler. Ancak kendi yaşam tarzlarına saygı gösterilmesinin, lütûflara bağlı kaldığını görmekten de son derece rahatsızdırlar.
Medyanın da yardımıyla başörtüsünü siyasal bir sembol gibi gösterme çabaları ise beyhudedir. Çünki doğru değildir.
Sosyoloji doktoru Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun tespiti çok çarpıcıdır:
“Başı örtülüyken sonradan başını açmış insanlar var. Onların bir bölümü, başı örtülü birine göre çok daha fazla zühd ve takva içinde bir hayat sürdürüyor. Ama başını açtıktan bir hafta sonra mini etek giyenler de var. Fakat bu iki uç tipi ortak bir çizgide buluşturan bir nokta var. O da şu: Hayatlarında başörtüsü daima bir milât olarak kalıyor. Başörtüsünden evvel, başörtüsünden sonra diye. Ve başlarını açtıktan sonraki hayat her iki uç için de asla ‘dün kadar güzel’ olmuyor. Başörtüsü bir sembol olsaydı, hayatı keskin bir bıçak gibi ikiye bölmezdi. Sembolleri takarsınız, sonra çıkarırsınız, dışa aittir...” (Kamusal Alanda Başörtülüler, İz Yayıncılık.)
Birey ve toplum öne çıktıkça; etnik, kültürel ve dinî kimlik talepleri elbet artacaktır. Önemli olan bu taleplere, toplum mühendisliği yaparak, baskı ve dayatmalarla karşılık vermek değil, farklılıkları zenginlik kabul edip demokrasi ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde çözüm bulabilmektir.
Problemin bam teli burasıdır...
h.gulerce@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
29/
08/
2000...
Kirlenmiş yapı ve Gülen'in vazifesi
31/
08/
2000...
Bir yanda yolsuzluk, bir yanda yoksulluk...
05/
09/
2000...
Gülen dâvâsı, hayırlara kapı açacaktır
07/
09/
2000...
İki Sami hepsine bedel!..
12/
09/
2000...
O kaset...
14/
09/
2000...
Sun'î gündemde sıra Erbakan'ın
19/
09/
2000...
AB yolunda bindiğimiz dalı mı kesiyoruz?
21/
09/
2000...
Ahlâk, adalet ve saydamlık
26/
09/
2000...
Michael Johnson'u seyrederken...
28/
09/
2000...
Baykal'ın dönüşü
|