Kritik 3 ay
Türkiye, bu haftadan itibaren kritik bir üç ayın içine giriyor. Meclis ‘in açılması, başkanlık seçimleri gibi rutin gündemin yanı sıra bu üç ayı önemli kılan nokta; Türkiye–AB ilişkilerinin seyrini değiştirecek hadiselerin yaşanacak olması.
Kopenhag’dan sonra 8 Kasım’da Nice’de alınacak kararlar tarihî önem taşıyor. Türkiye ile AB arasında katılım ortaklığı anlaşması imzalanırsa, Türkiye–AB ilişkileri yeni bir döneme girecek.
* * *
Nice’ye kadar Türkiye’nin, Kopenhag kriterleri çerçevesinde atması gereken adımlar var. Avrupa Birliği siyasî, hukukî ve ekonomik her gelişmeyi büyüteç altına almış durumda. Olumlu her adım Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne biraz daha yaklaştırırken, olumsuz her gelişme de AB’den uzaklaştıracak.
Yeni yasama döneminde, Meclis, Anayasa ve kanunlardaki antidemokratik maddeleri ayıklarken; yürütme ve yargı organlarının da Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sicilini bozabilecek uygulamalardan özenle kaçınması gerekiyor.
* * *
Türkiye’nin ekonomik alanda bir zorluğu yok. Aday ülkeler içinde ekonomik açıdan avantajları olan bir ülkeyiz. Gümrük Birliği’ni uyguluyoruz. Türkiye’yi zorlayacak iki konu var: 1– AB muktesabatına uygunluk: Birçok yasa çıktı, ancak Türkçeye çevrilmeyen binlerce sayfa mevzuat hâlâ duruyor. 2– Siyasi gerekler: Asıl zorluğumuz burada. Demokrasi, düşünce ve fikir hürriyeti önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor. Demokrasi ve insan hakları alanında atacağımız adımlar AB’ye üyelikte kaderimizi belirleyecek.
* * *
Türkiye’de, Avrupa Birliği’ne üyeliğe mesafeli; hatta karşı çevreler var. AB için yapılması gerekenler konusunda devletin zirvesinde tam bir mutabakat yok. Bazı parti ve etkili odaklar, demokratik açılımların ülke için risk olduğunu düşünüyor.
AB–Türkiye ilişkilerinden sorumlu Mesut Yılmaz, geçen hafta İzmir’e yaptığı ziyaret sırasında AB karşıtlarını bir kere daha ilan etti. Yılmaz, hükümetin engel olamadığı bazı uygulamaların da ülkenin imajını nasıl zedelediğini anlattı:
“Fikir ve ifade hürriyeti önündeki engelleri kaldırmayı düşünürken, uluslararası anlaşmalar imzalanırken öyle uygulamalar oluyor ki; Türkiye yine zor duruma düşüyor. Anlaşmak, anlaşmalar imzalamak yeterli değil, uygulamalar demokrasi ve hukukun ruhuna uygun olmalı. İşkence konusunda imza atmadığımız anlaşma kalmadı, ama hâlâ başımız ağrıyor.”
* * *
Toplumda AB’ye tam üyelik konusunda konsensus var. Bütün anketlerden üyeliğe destek çıkıyor. AB’ye açıktan karşı çıkan marjinal sol ve sağ çevreler bile bugün AB’ye girmemizi istiyor. AB bir takvim yapmış. 2003 yılına kadar aday ülkeler ile tam üyelik müzakerelerine başlamayı hedefliyor. 2003’te genişleme defteri kapanacak.
* * *
AB’ye üyeliğe görülmeyen engeller var.
Bu kritik süreç içinde hükümet iyi niyetle olumlu adımlar atsa bile ülkeyi zora sokabilecek gelişmeler olabilir. Örneğin 3 aylık dönemde “irtica” yeniden hortlayabilir. AB’ye üyeliğe karşı çıkan çevreler, toplumu ve hükümeti “irtica”ile korkutarak AB yolunda atılacak adımları engellemek isteyebilir. 16 Ekim’de Ankara’da çok önemli bir dava var. Geçtiğimiz yıllarda medya kullanılarak yargısız infazlar yapıldığı, mahkemelerin baskı altına alındığı unutulmamalı. Böyle davalarda mahkemeye yapılacak baskılar, ülkenin hukuk devleti imajını zedeleyebilir.
Bu üç ay, AB taraftarları ve karşıtlarının mücadelesine de sahne olacak. Hadiselere bir de bu açıdan bakmakta yarar var.
i.gursoy@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
29/
08/
2000...
Türkmen öğrenciden mesaj
31/
08/
2000...
Gönen
05/
09/
2000...
Karamsar tablo
07/
09/
2000...
Ankara çözüm değil, korku üretiyor
12/
09/
2000...
Kimi şanslı, kimi şanssız
14/
09/
2000...
Okullara gözaltı
19/
09/
2000...
Halil Mutlu’ya kulak verin
21/
09/
2000...
İzmir, İzmir
26/
09/
2000...
Silahlı tehditler
28/
09/
2000...
Sabatyacılar neden gizleniyor?
|