GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

04/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


HABERLER 


Yasak eve girdi

YÖK'ün başörtüsü yasağı inanılmaz boyutlara ulaştı. Başörtüsü yasağıyla öğrencilerin eğitim hakkını elinden alan YÖK Başkanı Gürüz, kampus lojmanlarında kalan öğretim üyesi yakınlarına da aynı yasağı getirdi.

Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) üniversitelerde on binlerce gencin eğitim hakkını elinden alan başörtüsü yasağı uygulaması inanılmaz boyutlara ulaştı. YÖK Başkanı Kemal Gürüz imzası ile yayınlanan ve rektörlere gönderilen bir genelge ile kampus içerisindeki lojmanlarda sürekli ikamet edenlerin kılık kıyafet ile ilgili mevzuata aykırı davrananlar hakkında gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.

Genelgenin uygulanması halinde, üniversite kampusü içerisindeki lojmanlarda ikamet eden öğretim üyeleri ile bunların eş ve çocukları başörtüsü takamayacaklar.

'Süratle Tunus'laşıyoruz'

Genelgeye insan hakları dernekleri ve hukukçular sert tepki gösterdi. MAZLUM–DER İstanbul Şube Başkanı Av. Ahmet Selamet, üniversitelerin Belene Kampı'nı geçtiğini ifade ederek, "Hürriyetler duvara dayandı. Bu antidemokratik uygulamalarla kamu–özel ayrımı o hale getirilecek ki, belediye otobüsleri kamunun malıdır, diye başörtülüleri bindirmeyecekler. Süratle Tunus'laşıyoruz. Birileri AB'ye giriş sürecini engellemek istiyor. Bu yapılanmayla değil AB'ye, Afrika'ya bile giremeyiz. Bu tutum siyasi ve sosyal barışı zedeler." dedi. Devletin giyim kuşama yönelik yaptırımının olamayacağını belirten İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin de "Bu yapılanlar o kadar inanılmaz ve o kadar hayret verici ki. Bu uygulamalar militarist yapılanmanın en iyi göstergesidir. Oldu olacak, bari bu insanları Türkiye'den çıkarsınlar! Önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili tepkimizi üniversite önünde yapacağımız eylemle de dile getireceğiz." diye konuştu.

'Hukuka aykırı uygulama'

Hukukçular Derneği Genel Başkanı Avukat Hüsnü Tuna da, genelgenin hukuk dışı olduğuna dikkat çekti. Tuna, şunları söyledi: "Devlet memurlarıyla ilgili düzenleme yasalarda vardır. Burada eşi, dostu, kardeşi, kızı yoktur. Memurun kendisiyle ilgili düzenlemedir. Cezasız suç olmaz. Bu hukuk anlayışına aykırıdır. Abesle iştigal ediyor! Bu insanlar herhalde yaptıkları hukuksuzlukların cezasını bir gün görmeyeceklerini sanıyorlar." (Orhan YILDIRIM / Birol AYDIN / Erzurum-İstanbul ZAMAN)




İlahiyat'ta yasağa devam

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde bayan öğrenciler iki gündür derslerine giremiyorlar.

YÖK'ün almış olduğu karar çerçevesinde başörtülerini çıkartarak derse girmeleri doğrultusunda kendilerine baskı yapılan bayan öğrenciler başörtülerini açmak yerine derslere girmemeyi tercih ediyorlar. Öğrenciler, eylemlerini sessiz bir şekilde sürdüreceklerini ve gerekirse devamsızlıktan okuldan atılıncaya kadar beklemeye kararlı olduklarını söylediler. AÜ Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz ise başlatılan eylemin azınlığı oluşturabilecek küçük bir grubun provokatörlüğünden kaynaklandığını öne sürdü. Güvenlik güçleri kampus içerisinde ve İlahiyat Fakültesi çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı.

Orhan YILDIRIM - Erzurum ZAMAN




Belediyelere haciz yağmuru

SSK borçları yüzünden Bingöl Belediye Başkanı'nın hesaplarına haciz kondu. SSK borçlarını ödeyemeyen Erzincan ve ilçe belediye başkanlarına icra geldi. Aydınlı belediye başkanları da aynı akıbetle karşı karşıya.

Ekonomik darboğazda olan belediyeler, Sosyal Sigortalar Kurumu'na (SSK) olan borçları yüzünden haciz ve icra ile karşı karşıya. Bingöl Belediye Başkanı'na SSK'ya olan borçları nedeniyle bankadaki hesaplarına haciz konulurken, Erzincan merkez ve 13 ilçe ve belde belediye başkanına SSK'ya olan borçlar sebebiyle icra geldi. Aydın'da da merkez dahil SSK'ya borçlu 42 belediyeden 34 belediye başkanının maaşının, borcun 15 gün içinde ödenmemesi halinde haciz işlemine tabi tutulacağı bildirildi.

'Taksitlendirilsin'

Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaarslan, SSK'ya faizleriyle birlikte 400 milyar lira borçlu olduklarını, borçların taksitlendirilmesi taleplerinin SSK yetkililerince kabul edilmediğini söyledi. Belediyenin toplam 1 trilyon 200 milyar lira borcu bulunduğunu anlatan Karaarslan, işçilerin eylül maaşını ödemek için bankadaki hesaba para yatırdıklarını ve bu paradan 75 milyarı SSK'nın kendi hesaplarına aktardıklarını kaydetti.

Erzincan'a SSK borcu olan belediyeler: Çayırlı, Çukurkuyu, Uluköy, Geçit, Yoğurtlu, Yaylabaşı, Karakaya, Altunkent, Üzümlü, Tercan, Otlukbeli, Demirkent ve Erzincan Merkez Belediyesi. Aydın'da SSK borçlusu belediyeler: Merkez, Kuşadası, Nazilli, Acarlar, Söke, Karpuzlu, Kuyucak, Umurlu, Atça, Koçarlı, Bıyıklı ve Yenipazar. (Abdullah ÇELİK / Burhan TORUNLAR / Bingöl/Erzincan ZAMAN)




Atıklar balıkları vurdu

Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bulunan Hacı Hıdır Barajı'nda kirlilik sebebiyle toplu balık ölümleri yaşanıyor.

Siverek Sağlık Grup Başkanlığı Çevre Sağlık Teknisyeni Sinan Dakalı, endüstri atıkları ve kanalizasyon suyunun baraj suyuna karışmasından dolayı binlerce balık ölüsünün kıyılara vurduğunu söyleyerek, Hacı Hıdır Barajı'nın su kirlilik oranının araştırılması için harekete geçtiklerini belirtti. Öte yandan bölge çiftçisinin bir zamanlar umut kaynağı olan Hacı Hıdır Barajı'nda su seviyesinin yaklaşık 15–20 metre düşmesi sulu tarım yapan çiftçileri kara kara düşündürüyor. Mehmet DENER / Şanlıurfa CHA




Büyükelçilerin Ege çıkarması

Sivil Düşünce ve Demokrasi Hareketi Derneği'nin davetlisi olarak Ege Bölgesi'ni gezen 11 ülkenin Ankara büyükelçileri, Türkiye'nin medeniyetlerin buluşmasını sağlayabilecek konumda olduğunu söylediler.

Helsinki Zirvesi öncesinde Sivil Düşünce ve Demokrasi Hareketi Derneği'nin (SDH) davetlisi olarak Ege Bölgesi'ne gelen Avustralya, Danimarka, İrlanda, İspanya, İsviçre , Kore, Macaristan, Belçika, Yeni Zelanda, Slovenya ve Kanada'nın Ankara büyükelçileri, Türkiye'nin AB'ye girebileceğinin sinyallerini verdiler. Büyükelçiler eşleriyle birlikte, SDH'nin 'Medeniyetler Beşiği Ege' gezisinde 5 gün boyunca bölgenin tarihi ve turistik mekanlarını gördüler.

İzmir'de kutsal mekanlardan San Policarp Kilisesi, Hisar Camii, Bed İsrael Sinogogu'nu gezen büyükelçiler daha sonra Selçuk'ta Meryemana Evi'ni ve Efes harabelerini ziyaret ettiler. Daha sonra Muğla'ya geçen 11 büyükelçi ile eşleri Muğla'nın Dalyan beldesinde yat gezisi yapıp, tarihle iç içe olan Kaunosa'da caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktıkları sahili gezdiler. Denizli Valisi Yusuf Ziya Göksu'nun verdiği akşam yemeğine katılan büyükelçiler, daha sonra Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden biri olan St Jean Kilisesi ile dünyada ilk parayı basan Kreyzus'un bölgesi Sart şehrini gezdiler.

''Dünyanın en güzel bölgesi''

Gezinin sonunda büyükelçiler adına bir konuşma yapan Avustralya Büyükelçisi Ian Kenneth Forsyht şöyle konuştu:

''35 ülkeyi gezdim gördüm, vazifeler yaptım. 4 gün boyunca burada gördüklerimden Ege'nin sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en iyi ve güzel bölgesi olduğunu anladım. Fevkalade mutlu eden yoğun bir programı bize yaşatan SDH'ye çok teşekkür ederiz. Türkiye medeniyetlerin beşiği olduğu gibi bu gezide gördük ki ülkeniz medeniyetlerin buluşmasını sağlayabilir.'' (Ramazan ERCAN / İzmir CHA)




Bursa'da 8 trilyonluk zehir

Bursa polisi 123 kilo eroin ele geçirdi. Emniyet Müdürü Aydın Genç, ''Esas malın, İstanbul'da villalarda şaşaalı hayatını devam ettiren, maalesef tüm operasyonlarımıza rağmen yakalayamadığımız kişiyle irtibatı var.'' dedi.

Bursa Narkotik polisi, yaş meyve sebze kasalarının arasına zulalanıp İstanbul'dan getirilerek deniz yoluyla yurtdışına götürülmek istenen piyasa değeri 8 trilyon lira olan 123 kilo 500 gram eroini ele geçirdi. Eroinle birlikte üç kişi yakalanarak gözaltına alındı.

Bir ay önce İnegöl'de 105 kilogram saf eroin yakalandığını hatırlatan Bursa Emniyet Müdürü Aydın Genç, yapılan operasyonda, Gemlik'ten denizyoluyla yurtdışına sevk edilmek istenen 123,5 kilogram eroinin başarılı bir çalışmayla yakalandığını bildirdi. Aydın Genç şunları söyledi: ''Aradığımız önemli birkaç kişi var. Esas malın, İstanbul'da villalarda şaşaalı hayatını devam ettiren, maalesef tüm operasyonlarımıza rağmen yakalayamadığımız; ama her an yakalama ihtimalimiz olan kişiyle irtibatı var. Bunlar ele geçtiği takdirde, sadece yakalanan uyuşturucunun üzerinde değil, bunu Türkiye'de pazarlayan, getiren, Avrupa'ya sevk eden ve belirli boyutlarda önemli kişilik ifade eden kişilerin foyası ortaya çıkacak.'' Gemlik'te düzenlenen operasyonda gözaltına alınan Abdüllatif K., Şevket Ç. ve Hasan D., emniyet müdürlüğündeki sorgulamalarının tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. (Fatih KARAKILIÇ / Bursa CHA)




Uçaklara kadın eli

Havacılık ve uzay devi Boeing'in yeni uzun menzilli uçakları, dünyanın ilk kadın jumbo jet pilotu tarafından test ediliyor.

26 yıldır Boeing'de çalışan Suzanna Darcy, 777–200/–300'lerin test uçuşlarını gerçekleştiren ekipte görev yapıyor. Washington Üniversitesi mezunu Suzanna Darcy, havacılık kariyeri boyunca pek çok ''ilk''e imza attı. Boeing'de 7 yıl mühendis olarak çalışan Darcy, 1985'te ilk kadın test pilotu olarak havacılık tarihine geçti. Darcy ayrıca, dünyanın en büyük ve en uzun menzilli uçakları Boeing 747 ve 777'lerin kaptanlığına yükselen ilk kadın pilot unvanını aldı.

Darcy, geçtiğimiz günlerde, Kadın Havacılar Kurumu'nun (Women in Aerospace Organization) ''Üstün Liderlik Ödülü''ne layık görüldü. Havacılık ve uzay alanında çalışan 6 kadına daha çeşitli ödüller veren kurum, geçtiğimiz yıl, Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) konusundaki başarılı çalışmalarından dolayı, Boeing Uzay ve Havacılık Destek Sistemleri'nden Ginger Barnes'ı ''Uluslararası Öncülük Ödülü''ne layık görmüştü.




Sanal doktor diyor ki!

Her alanda ihtiyaca cevap veren İnternet'te en çok sağlık konuları yer alıyor. Bir hastalığın tedavisi konusunda yeni gelişmeleri ve ilaçları da İnternet'ten takip etmeniz mümkün.

İnsanlar artık işlerini bilgisayar başında yürütmeye çalışırken; sağlık sorunlarına da yine aynı yolla çözüm arayabiliyorlar. Sağlık sitelerinde uzman doktorlara ulaşabiliyor, gripten kansere kadar her türlü hastalık hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Her ne kadar sanal ortamda tedavi olmanız mümkün olmasa da, hastalığınız konusunda geniş bilgilere ulaşmak ve doktorların tedavi önerilerini öğrenmeniz mümkün. Mesela ilk yardım konusunda bir şeyler öğrenmek istiyorsunuz www. ilkyardim.org hizmetinizde. Sağlık konusunda farklı bilgilere ulaşmak isterseniz www.revir.com; psikoloji konusunda yardımcı olacak birisinini ararsanız o zaman www.pedam.com size yardıma hazır. Böbrek yetmezliğini merak ediyorsanız www.medyatext.com/tbv'yi görmenizde fayda var. Tıp Bilişimi Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kitapçı, İnternet'te yer alan bilgilerin yüzde 40'ının sağlık konularını içerdiğini söyledi.

Abdullah DİRİCAN / İstanbul ZAMAN




Zeugma kurtuldu

Zeugma'nın su altında kalacak B bölgesindeki çalışmalar başarıyla tamamlandı. Şehrin yüzde 70'ini oluşturan C bölgesindeki kazılar ise ileriki zamanlarda yapılacak. C bölgesinde su tehdidi yok.

Uluslararası kamuoyunun ilgiyle takip ettiği antik kent Zeugma’nın B bölgesindeki çalışmalar tamamlandı. Zeugma’nın alt kısımları tamamen su altında kaldı.

Başta Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi olmak üzere 9 yerleşim merkezi ile 36 tarım alanını da etkileyen Birecik Baraj gölü altında kalan bölüm, gelecek nesil arkeologlarının incelemesi için korumaya alındı. Kazı için toplanan 5 milyon dolarlık yardımın büyük kısmı kullanıldı. Su tehdidinden uzak, şehrin yüzde 70’ini oluşturan C bölgesindeki kazılar ise ileriki zamanlarda sürecek. Haziran 2000’den bu yana Zeugma’da GAP İdaresi’nin koordinasyonunda dünyanın en iddialı kazı ve kurtarma çalışmalarından biri yapılmış; Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan 100’ün üzerinde uzman bir araya gelmişti.

'Amacımıza ulaştık’

Gaziantep Müze Müdürü ve kazı başkanı Kemal Sertop, aşırı ilgiden mutlu olduklarını, gönüllü ve bilimsel yardım yağdığını söyledi. Zeugma’yı Ekim 99—Nisan 2000 kazılarının ortaya çıkardığını anlatan Sertop, “Amaca ulaştığımıza inanıyorum. Kendimi 2. Dünya Savaşı’ndaki ordunun yönetiminden biri gibi gördüm. Her gün yeni bir şeyle karşılaşıyorduk.” dedi. GAP İdaresi Zeugma Kazı Koordinatörü Sinan Özden de hiçbir buluntunun işlenmeden koruma altına alınmadığını, bilimsel bir metot izlendiğini söyledi. Zeugma’yı suyun altına iten Birecik Barajı’nın Şantiye Müdürü Saffet Atıcı ise arkeolojik çalışmaları başından beri desteklediklerini, şimdiye kadar yaptıkları katkının 500 bin DM’yi geçtiğini söyledi.

Yap—işlet modeliyle yapılan Birecik Barajı’nın ilk ünitesi ağustos ayında devreye girdi. Birecik Barajı’ndan etkilenen yerleşim merkezi Şanlıurfa’nın en eski ilçesi Halfeti oldu. Halfeti’nin yüzde 40’ı sular altında kaldı. Yaşayan 2 bin 200 kişiden bin 200’ü ilçeyi terk etti.

50 bin kişi yaşıyordu

Zamanın büyük bir ticaret merkezi olan Zeugma’da 50 bin kişi yaşıyordu. Çıkan arşivden büyük bir medeniyetin varlığı anlaşılıyor. Fırat’ın bereketinin peşinde yerleşen Zeugma, Antakya’dan Çin’e uzanan İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olarak ticaretin, haberleşmenin, yazışma ağının köprüsüydü. Zeugma’nın B bölümünde yönetsel birim ve arşiv binası bulunuyor. Alt kısımlar konut ve mahallelerden oluşuyor. (İbrahim KARAYEĞEN / Ankara ZAMAN)




İmayı yapan delirmiştir

Süleyman Demirel köstebek suçlamalarının hatırlatılması üzerine "Eğer en ufak bir ima varsa bana ait, o imayı yapan çıldırmıştır, aklını kaybetmiştir, delirmiştir." dedi.

Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kuleli Sokak'taki çalışma ofisinden Güniz Sokak'taki evine giderken gazetecilerin, yeğeni Murat Demirel'in tutuklanmasına ilişkin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, “Söz konusu bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmesine yönelik kararnamenin imzalanması sürecinde köstebek olduğu iddiaları var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorusuna Demirel, şu karşılığı verdi: “Bu kararname benim önüme geldiği zaman hiç beklememiştir. Zaten Köşk’teki bütün muamelesi yarım saat içinde tamamlanmıştır. Yani ben bu kararname ile Murat Demirel’i korumak istesem, Egebank’ı korumak istesem orada tutardım. Ben devlet işi görürüm. Köstebek meselesine gelince o tartışmaya girmem. Gayet tabii bir iddia varsa, iddianın ispatı, vesikası gerekir. Eğer en ufak bir ima varsa bana ait, o imayı yapan çıldırmıştır, aklını kaybetmiştir, delirmiştir.”

Demirel, “yeğenine ilişkin kararın kendisini üzüp üzmediğine ilişkin” bir soruya “30 senedir bu çeşit işlere maruzum. Gayet tabii ki beni üzer.” karşılığını verdi. Demirel, “yeğeni ile herhangi bir iletişim kurup kurmadığı” konusundaki bir başka soruya, Murat Demirel ile dolaylı ya da dolaysız iletişim kurmadığı, gerek de duymadığı yanıtını verdi.

Aliyev'e mektup yazdım

Demirel, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’e Murat Demirel ile ilgili yazdığı bir mektubun hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi: “1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin dışa açılması lazımdı. Bu vesileyle ben Türkiye dışında çalışan, iş yapanların hepsine destek verdim. Bu devlet adamlarına birçok mektup yazdım. Mektup bir tane değildir, birkaç yüz tanedir. Böylece Türkiye 51 ülkede tutunur hale geldi, çalışır hale geldi. Murat Demirel için de yazdım. Çünkü Murat Demirel, bir Türk vatandaşıdır. Herkes için yazıp, Murat Demirel için yazmamak benim gördüğüm görevi ayrım yapmak suretiyle iyi görmediğim anlamına gelirdi. Yazdığım mektupta da bir şey yoktur. Tamamlanmış bir muamelenin bitirilmesidir. Bunların demagoji konusu olabileceğini biliyorum, bilerek yazdım. Yaptığım iş doğrudur.”




Doğramacı yalnız kaldı

Günümüzde Rektör Seçimi ve Atama Krizi” adlı yeni çıkardığı kitabında rektörlerin eskiden olduğu gibi atamayla belirlenmesini isteyen YÖK’ün kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya önce Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, ardından da eğitimcilerden olumsuz yanıt geldi.

Önceki gün Ankara Üniversitesi’nin eğitim–öğretim yılının açılışında konuşan Sezer, “üniversite yöneticilerinin seçimle işbaşına gelmelerinin demokrasinin en temel ve vazgeçilmez kurallarından” olduğuna işaret ederek, “Üniversite öğretim üyeleri gibi toplumun en iyi yetişmiş, birikimli, seçkin kişilerinden oluşan kadroların yöneticilerini seçebilmeleri, tersi düşünülmemesi gereken bir olgudur.” dedi.

Türk Üniversite-Sen Genel Başkanı Doç. Dr. Şükrü Koç ise, öğretim üyelerinin rektörlerin seçimle işbaşına gelmesini istediğini belirterek, “Rektörler kesinlikle seçimle belirlensin ve en çok oyu alan atansın.” dedi. Rektör seçimlerine YÖK ve Cumhurbaşkanı’nın müdahalesini gereksiz bulduklarını kaydeden Koç, “Bir kimse aday olamayacaksa önceden belli olmalı. Seçildikten sonra sakıncalı denmesi öğretim elemanlarına bir hakarettir. Çünkü öğretim elemaları yanlış bir iş yapmış konumuna düşürülüyor.” şeklinde konuştu.

"Mutlaka seçim olmalı"

Üniversitelerde mutlaka seçim olması gerektiğini kaydeden Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan da, “Seçimden geri dönüş mümkün değil. Bu zamanda atamayı istemeyi anlamak mümkün değil.” dedi. Üniversitelerdeki seçimlerin daha geniş bir kesimi kapsayacak şekilde yapılmasını öneren Özcan, yapılacak seçimde de mutlaka birinci gelenin atanmasını istedi. Özcan, “Seçim olsun, üçüncünün içinden birini atayalım deniyorsa bu da olmaz, o zaman seçimin bir manası kalmaz.” diye konuştu.

Eğitim-Sen Basın Yayın Sekreteri Nazım Alkaya ise, demokratikleşmenin ve Avrupa Birliği’ne üyeliğin gündemde olduğu bu süreçte bilimin yuvası sayılan üniversitelerde atamayla rektör yerleştirilmesini savunmanın 12 Eylül hukukuyla ilgili olduğunu söyledi. Savunduğu fikir ile Doğramacı'nın "demokratik bir anlayıştan ne kadar yoksun olduğunu gösterdiğini” savunan Alkaya, "21. yüzyılda üniversitelerde atamayı savunmak yerine bağımsız, özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulmasını savunmak çok daha anlamlıdır.” dedi. (İbrahim ASALIOĞLU / Ankara ZAMAN)




'Özel kasam yok'

Yahya Murat Demirel, DGM'ye verdiği ifadede "Özel eşyalarım dışında bankadan para aldırmadım ve bankada özel kasam da yoktur." dedi.

Ankara 1 No'lu DGM Yedek Hakimliği’nce önceki akşam 4 kişi ile birlikte tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’ne konulan Yahya Murat Demirel’in, Hakim Rüstem Çiloğlu’na verdiği ifadenin muhtevası belli oldu. AA'nın haberine göre Egebank sanıkları özetle şunları söylediler:

Yahya Murat Demirel: Avusturya’da bankaya el konulduğunu öğrendim ve sekreterime telefon açarak bankadaki özel eşyalarımı ve Yeni Zelanda başkonsolosu olmam nedeniyle burası ile ilgili eşyalarımı toplayıp evime göndermesini istedim. Bunun dışında bankadan para aldırmadım ve bankada özel kasam da yoktur.

Mevduatlardaki faiz artışı karşısında bankanın ödemek zorunda kaldığı faiz oranlarındaki artış, bizi zarara uğrattı. Ancak Egebank’ın teslim alındığında dahi 200 trilyon lira miktarında derhal ödeyebileceği parası mevcuttu. Ödeme güçlüğü içine düştüğü iddialarını kabul etmiyorum.

Gökalp Baştürk: Egebank’a el konulmasından sonra İktisat Bankası’nda bulunan 10 milyon doların, 5 milyon dolarını Demirel’in talimatı ile Dina ve Yonni şirketleri adına vekaletname ile çektim. 2 milyon doları şoförü Bekir Özer’e, 2 milyon doları Ayhan Tatlıgil’e, 1 milyon 800 bin markı da Erdal Er’e verdim. Kalan 4 milyon doları da bankada bloke edildi.

Şaban Ayhan Tatlıgil: Baştürk, Egebank’a el konulmasından önce İktisat Bankası’ndan çektiği 5 milyon dolardan 2 milyon doları Yahya Murat Demirel’e vermek üzere bana teslim etti. Ben de bu parayı Demirel’in evine bıraktım.




Türk gemisi karaya oturdu

Portekiz’deki işlek bir limanın girişinde kereste yüklü bir gemi karaya oturdu. Çanakkale adlı gemi dün Portekiz’in Aveiro Limanı’ndan ayrılırken, 878 tonluk yükü düzgün yüklenmediği için su almaya başladı.

Gemi Lizbon’un 240 kilometre kuzeyindeki Aveiro Limanı girişinde yan yatınca, 8 kişilik mürettebat gemiyi terk ettikten sonra havadan yapılan operasyonla kurtarıldı: Kaptan ise cankurtaran sandalıyla tahliye edildi. Aveiro Limanı yetkilisi Raul Martins, geminin çok miktarda su aldığını ve kıç kısmının karaya oturduğunu söyledi.




43 yıllık su sırası

Sivas’ın Suşehri ilçesine bağlı Yaygınsöğüt köyü, 43 yıldır su problemi yaşıyor. 43 yıldır köydeki tek bir çeşmeden su ihtiyacını karşılayan köylüler, hemen her gün su sırası yüzünden birbirleriyle kavga ediyorlar.

24 saat boyunca çeşme başında su doldurmak için sıra beklendiğini belirten köylüler, mahkeme kararı ile kazandıkları su hakkının Akıncılar köylüleri tarafından engellendiğini ve su şebekelerinin de yine Akıncılar köylülerince yok edildiğini söylediler. Faruk KARA / Suşehri CHA




İçişleri’nde 348 atama

İçişleri Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Kararnamesi, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kararnameye göre, 107 vali yardımcılığı ile 241 kaymakamlığa atama ve yer değiştirme yapıldı. İçişleri Bakanlığı’nda bazı genel müdür yardımcılıkları ve daire başkanlıklarına da atama yapıldı. Bu atamalar şöyle: Eğitim Dairesi Başkanlığı’na APK Daire Başkanı Cengiz Kalkandelen, Personel Genel Müdür Yardımcılığı’na Personel Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mustafa Yiğit, Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcılıklarına Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Daire Başkanlarından Mevlüt Atbaş ile M. Kemal Çokakoğlu, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Daire Başkanlıklarına Havran Kaymakamı A. Hikmet Şahin ile Kangal Kaymakamı K. Akın Gözel, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı’na Sivas Vali Yardımcısı Osman Tural, APK Daire Başkanlığı’na Diyarbakır Vali Yardımcısı A. Sait Kurnaz, Hukuk Müşavirlikleri’ne Yenimahalle Kaymakamı Orhan Kırlı, Doğanhisar Kaymakamı Mustafa Ünlüsoy, Eskişehir Vali Yardımcısı A. Murat Pınar, Yumurtalık Kaymakamı Sırrı Uyanık, Sultanhisar Kaymakamı Y. Ziya Çelikkaya, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğü’ne Bozova Kaymakamı Abdullah Korkmaz, İller İdaresi Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğü’ne Ladik Kaymakamı Şentürk Uzun atandılar.




Ekim senaryoları

'Türkiye karışacak. Faili meçhuller olacak. Gülen, FP ve HADEP hedefte'. AB, Türkiye'ye vereceği notu ekimde şekillendirecek. AB karşıtlarının bu ay içinde Türkiye'yi karıştıracağını öne süren aydınlar, çeşitli senaryolar öne sürdüler.

Avrupa Birliği (AB) kasım ayı başında, yani yaklaşık bir ay sonra açıklayacağı Katılım Ortaklığı Belgesi ile hem Türkiye’ye not verecek, hem de yeni ödevler. AB karşıtlarının bu nedenle ekim ayı içinde atağa geçeceğini ifade eden aydınlar, AB sürecinin önünü kesmeye yönelik olaylara ilişkin çeşitli senaryolar üretiyorlar. Bu senaryolara göre AB ile ilişkilerde hassas konular olan düşünce özgürlüğü, HADEP ve Kürt sorunu, FP’nin kapatılması, MGK’nın sivilleştirilmesi vb. konularda Türkiye’yi zor durumda bırakacak uygulamalar yapılabilecek.

Türkiye’deki AB karşıtı lobinin gücünü hafife almamak gerektiğini ifade eden ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İhsan Dağı, “AB’ye üyelik tamamen iç siyasal çekişmelerin bir uzantısı haline geldi. AB adı altında Türkiye’de değişik toplumsal siyasal güçler birbirleri ile vuruşuyor.” tespitini yaptı.

Dağı’nın endişeleri

Doç. Dağı endişelerini şöyle sıraladı: “Birinci konu hükümetin istikrarı meselesi. Hükümet devam edecek mi, etmeyecek mi? Erken seçim ufukta görülüyor mu? Devam konusu daha çok MHP ile ilgili. Kıbrıs ve Apo’nun idamı noktasında MHP tabanı kışkırtılabilir. Ya da FP kapatılır ve erken seçime yol açılır. Kıbrıs ve Güneydoğu konularında her an yeni gelişmeler olabilir. HADEP’li başkanlara daha önce yapılanın bir benzeri ile karşılaşabiliriz. Şu an AB sürecinde bir ileri, iki geri adım durumu söz konusu. Siyasi kararlılık yok. Hükümetin zikzakları AB karşıtlarını güçlendiriyor. Hiçbir AB ülkesinde veya aday ülkeden AB için %80 kamuoyu desteği yok. Bu desteğin hızla değerlendirilmesi gerekiyor.”

Hukuk ayak bağı görülüyor

Emekli Hakim Albay Ümit Kardaş, AB’ye karşı bir direnç olduğunu ve bunun önümüzdeki günlerde çeşitli şekillerde tezahür edeceğini kaydetti. Türkiye’de AB için açılım yapabilecek ne bürokratik ne de siyasal kadroların olmadığını vurgulayan Kardaş, hükümetin Cumhurbaşkanı Sezer krizini tekrar ısıtmasını eleştirdi. Siyasi iradenin hukuku ayak bağı olarak gördüğü tespitini yapan Kardaş, Cumhurbaşkanı’nın kuşatılmış pozisyonuna işaret etti.

Karşı senoryolar da var

Prof. Mehmet Altan ise Türkiye’de AB karşıtı çok etkin güçler olduğunu belirterek, “Onlar rahatlarını bozmak istemez.” dedi. Altan’ın tespitleri şöyle: “Ama onların ne yapabileceğini ABD ve Avrupa da gözlüyor. Artık içine kapalı bir toplum değiliz. Dış dinamikler AB’yi çok istiyor. Karşı senaryorlar da var. AB süreci için oyun oynamaya kalkacak olanların dosyaları da çıkacaktır. Bu kadar kontrolsüz bir alan değil. Bir avuç insana bırakılamaz. Eskisi gibi işleri kolay değil. Senaryolar doğru olsa bile güçleri yetmez.”

FP kesin kapatılacak

Türkiye üzerine ilginç tespitleri ile her zaman ilgi çeken Verso Kamuoyu Araştırma Şirketi Başkanı Erhan Göksel, AB sürecinin gittikçe ısındığı bugünlerde yine muhtemel gelişmelere yönelik tahminlerde bulundu. FP’nin kendi hataları nedeniyle kesin kapatılacağını iddia eden Göksel, AB Katılım Ortaklığı Belgesi’nin (KOB) askıya alınmasının söz konusu olmadığını savundu. Müesses nizamın AB lehinde olduğunu savunan Göksel, şöyle devam etti: “Ancak bazı uygulamaların belirli zamanda olmasını istiyorlar. KOB belgesinde bir takvim yazılırsa AB bunu kabul eder. Siz şimdi kalkar da Genelkurmay’ın MSB’ye bağlanmasını ortaya koyarsanız müesses nizamı ayağa kaldırırsınız. Bunu 1. sıraya koyduğunuzda geriye Kopenhag Kriteri falan kalmaz.” şeklinde konuştu. Türkiye’de AB’yi istemeyenlerin bürokrasi, siyasiler ve büyük sermaye olduğunu savunan Göksel, bu gruplardan sabote girişimleri beklenmesi gerektiğini ifade etti. Haber Merkezi




Ankara karışacak

AB karşıtlarının muhtemel senaryoları noktasında somut tespitler ortaya koyan Hürriyet gazetesi yazarı Dr. Cüneyt Ülsever, tespitlerini madde madde özetle şöyle anlattı:

Muazzam sıcak bir kış yaşayacağız ve Ankara karışacak.

FP iddianamesinde, başsavcı genel kurulu sonradan ekledi. Yani kapatılan partinin devamı olmak meselesi güçlendi. lHADEP’in üzerine gidilebilir.l312 konusunda MHP üzerinden epey gürültü koparılacaktır.

MGK'nın sivil asker oranının değişmesine razı olacağı ama 312’ye dokundurtmayacağı da kulislerde konuşuluyor.

Cumhurbaşkanı Sezer hakkında, 'iyi adam ama Türkiye’ninönünü tıkıyor. Bu işi beceremiyor’ propagandası ile kriz çıkarılabilir. Sezer istifaya zorlanabilir.

Allah korusun ama hep korktuğum faili meçhullerdir.İnsanlara korku salmak için bir dış kaynaklı cinayetler işlenebilir. Kurdun pusuda ne yapacağı bir şey olmaz.

Eğer Fethullah Hoca yargılanmak için Türkiye’ye gelirse onun çerçevesinde de kışkırtma olabilir. Bu ülke bu tür olayları çok gördü. Geldiği gün havaalanına 100 tane çapulcuyu getirtip şeriat isteriz diye bağırttırırsın ve bütün Türkiye’yi birbirine katabilirsin. Onun için Hoca, Türkiye’ye gelmesi yönünde kışkırtılıyor. Söz vermiştin erkeksen gel anlamında.

Fethullah Hoca davasından her aşamada yeni deliller iddiası ile flaş haberler ortaya çıkarılabilir. Çeşitli örgütlerle bağlantısı iddia edilebilir.




Onlar arşive baksın

42 yıllık gazeteci Ünal İnanç, polisin ve savcının "kanın izini" süremediklerini belirtip şöyle diyor: Bundan öncekilere hiç kimse bir şey sormadı, niye arşivlere bakmadınız zamanında?”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Kan Yerde Kalmaz mı?” adını taşıyacak kitabı, 1950’lerde başladığı gazeteciliği bazı zorunlu aralıklar dışında günümüze kadar sürdüren ve halen Ankara’da bir araştırma merkezinin direktörlüğünü yapan 42 yıllık gazeteci Ünal İnanç hazırlıyor.

Bu çalışmanın ne anlama geldiğini İnanç’ın şu sözleri yeterince ortaya koyuyor: “Büyük Millet Meclisi döneminde Mustafa Suphi ve 13 arkadaşı öldürüldü. Katil belli, Kahya diye bir adam. Trabzon kayıkçılar kahyası. Topal Osman oraya gidiyor ve canını alıyor, cezalandırıyor. İkinci olay, Ali Şükrü Bey diye bir milletvekili var. Mustafa Kemal’in ezeli ve ebedi muhalifi. Onu boğuyorlar ve Gölbaşı’na atıyorlar. Topal Osman tarafından yapıldığı öğreniliyor. Topal Osman teslim olmuyor, çatışarak ölüyor. O da cezalandırılıyor. 1944 yılında Ankara’da doktor Neşet Naci diye birisi öldürülüyor. Katil belli, silahıyla yakalanmış, Reşit Mercan. Takrir–i Sükun Kanunu var, örfi İdare (sıkıyönetim) var, İkinci Dünya Savaşı sürüyor. Halk diyor ki, ‘Reşit Mercan kim, bunu Haşmet öldürdü.’ Haşmet kim, önemli bir devlet büyüğünün (Orgeneral Kazım Orbay) oğlu. Halk, ‘Vali Nevzat Tandoğan olayı kapatıyor’ diyor. Haşmet yakalanıyor, mahkeme tutukluyor. Babası en iyi avukatı tutuyor, tutuklamaya itiraz ediyor. Ve mahkeme bu itirazı reddedince babası istifa ediyor. Kim bu adam, Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetlerinin başkomutanı olan Genelkurmay başkanı. Bu üç olayı anlatıyoruz. Dördüncü olay, demokrasi gelmiş. Ahmet Emin Yalman Malatya’da suikasta uğruyor. Devrin başvekili (Adnan Menderes) oraya koşuyor, tahkikata müdahale ediyor, yakalattırıyor. Hüseyin Üzmez (suikastçı) yakalanana kadar orada kalıyor. Son olaya geniş yer vereceğiz. Erol Güngör diye bir milletvekili var, oğlu Mustafa Güngör öldürülüyor. Bu arada ben, “Bir milletvekili var, onunla konuşuyorum, bu olayda senin, onun oğlundan ve evindeki medrese talebesinden bahsediliyor.” diye yazdım (6 Ağustos 1991), gazetedeki işimi kaybettim. Şimdi Erol Güngör bir milletvekili, çocuğum öldü diyor. Herkese başvuruyor, başvurmadığı hiç kimse yok. Hiç kimse dinlemiyor, hiçkimse iplemiyor, marşa basan olmuyor...”

Tantan'ın gazetecilere 'arşive bakın’ sözleri

Polisin ve savcıların, esas yapmaları gereken işlerin dışındaki görevlere boğdurulduğunu, “kanın izini sürmek” ve vatandaşın can güvenliğini sağlamak görevini yerine getiremediğini belirten İnanç, mayıs ayında yapılan ve önemli faili meçhul olayları aydınlatmayı amaçlayan Omut Operasyonu için şöyle diyor:

“Bugüne kadar yakalanmamaları, oturup da Hizbullah’a, Hüseyin Velioğlu’na biz şu işi de yaptık demese (yakalanan Yusuf Karakuş’un Hizbullah’a verdiği özgeçmiş raporunda Uğur Mumcu suikastından söz etmesi), bu disket olmasa gene yakalanacağı yoktu. Devlet güçleri araştırmış da bulmuş değil, tesadüf. Demek ki tesadüfen yaşıyoruz, tesadüfen yakalıyoruz... Ne var ki herkes görevini savsaklayan, ihmal eden değil, işte birileri açmış bu disketleri. Sadettin Tantan, arşivlere bakın derken belki de Umut Operasyonu’yla ilgili olarak söyledi o lafları. Arşivlere kim bakacak, ben mi bakacağım? Bundan öncekilere hiç kimse bir şey sormadı, niye arşivlere bakmadınız zamanında?”

İnanç’a göre, bir kişiyi öldürecekleri zaman, bir şeyi ortadan kaldıracakları zaman toplumda iz bıraksın istiyorlar. Ona göre, sürekli bir polisiye takiple bu izlere her zaman ulaşmak mümkün:

“Bir Mareşal Fevzi Çatmak’ın cenazesi, bir Türkeş Bey’in cenazesi, bir de Uğur Mumcu’nun cenazesi. Devlet hiçbir zaman bu kalabalıkların dörtte birini bile toplayamadı. Ama hiç kimse mesajı almıyor. Bir tanesi Menderes’in yaptığını yapmıyor. Malatya’da çıkıp, bu adam gelecek, demiyor.”

Velioğlu'nu arayan mı varmış?

Söz Hizbullah olayına geldiğinde, “Hüseyin Velioğlu’nun 10 yıl boyunca izini kaybettirebilmesi normal mi?” sorusuna ise şu cevabı veriyor:

“Bunu soracağına dünyanın her tarafında aranan, İnterpol’de üç numaradan aşağıya hiç düşmedi, Avni Musullulu, şurada (Altınoluk’ta Rıza Ekşioğlu) yedi sene yaşadı. Sarı Avni’nin pozisyonu on tane Velioğlu’na bedeldir. Amerika’da pizza connection operasyonu yapıldı. 30 tane baba, hepsinin onar, on beşer askeri olsa, bir imparatorluk çökmüştür. İtalya’da Torino operasyonu yapılmıştır, 58 kişi mahkum olmuştur. Bunların hepsi dede, baba cinsinden adamlardır. İsviçre’de olay olmuştur. Sarı Avni’ye kim, hangi soruyu sormuş, ne yaptın, ne ettin diye bir soru soran mı olmuş? Velioğlu niye yakalanmamış? Zaten tesadüfen yakalandı, bilinçli olarak da yakalanmadı. Velioğlu’nu arayan mı varmış yani?.. Türkiye’de her zaman birtakım tehlikeler var. Tehlike, en yakın kimi görüyorsan odur. Hizbullah’ın mezarevleri ortaya çıkınca dünya sarsıldı, Türkiye değil. Türkiye hafif bir kaşındı. Peki bununla ilgili Hizbullah’ın içine sızmış hangi MİT ajanı var, hangi eleman var?”

Velioğlu belki de aranmıyordu diyorsunuz?

“Bakın, Ermeni teröristler geldi. Esenboğa Havaalanı’nı bastı. Teröristlere tembih edilen şu. Aman yavaş gidin, aman trafik kaidelerine uyun, kurallara uyun. Yakalanırsanız, başınız belaya girerse trafik polisleri yakalar sizi, çevirmede yakalanırsınız. Adam bunu ifadesinde anlatıyor. Şimdi şunu sor, de ki, 18 sene önce bu adamlar yakalandı, birini astık, birini öldürdük. Buna karşı ne önlem aldınız, ne yöntem geliştirdiniz? Yok böyle bir şey. Bilmem anlatabildim mi?” (Faruk MERCAN)




32 bin dosya, 40 bin bilgi notu

Deniz Astsubay Okulu'ndan ayrılan Ünal İnanç, Demiryolu Meslek Okulu’nu bitirdikten sonra 1958’de Akis dergisinde “muhbir” olarak gazeteciliğe başladı.

(O dönemde gazetecilik görevleri muhbir, muhabir ve muharrir olarak ayrılıyordu). Akis’in ardından Tasvir gazetesinde çalışan Ünal İnanç, 27 Mayıs darbesinden sonra, Kasım 1960’tan sonra askeri cezaevine düştü. 1961 Nisan’ında askeri cezaevinden Bakırköy Akıl Hastanesi’nde adli servise nakledilen İnanç, o günleri şöyle anlatıyor: “Bu servis, yeraltı dünyasıyla ilgili bir okul gibiydi. Ben de oranın işletmecisi gibiydim. Yani otelin sahibi gibiydim. Hasan Cevahiroğlu’nu tanıdım. Kemal Uzun’u tanıdım. Onların ziyaretine gelen yeraltı dünyasının en ünlü adamlarını tanıdım.” Bu macera 1961–65 arası dört yıl boyunca sürdü. 1966’dan 1967 ortalarına kadar Bakırköy Akıl Hastanesi’nde ikinci macerasını yaşadı.

Ünal İnanç’ın arşivciliği, akıl hastanesinde tanıştığı yeraltı dünyasının ünlüleriyle ilgili okuduğu eski dosyalarla başladı. Ama 1974 affına kadar mahkeme kararıyla vesayet altındaydı. Vesayetten kurtulunca tekrar gazeteciliğe başladı. Vatan ve Millet gazetelerinde, Yedigün dergisinde, Türk Haberler Ajansı’nda çalıştı. 1980’de kapanana kadar Aydınlık gazetesinde çalıştı, kontrgerilla konulu dizi ve haberler yazdı. 12 Eylül döneminde tutuklandı, bir süre Mamak Askeri Cezaevi’nde yattı. Daha sonra, 1982’ye kadar Türk Haberler Ajansı’nda, ardından üç yıl Milliyet gazetesinde, 1985–91 arası Sabah Gazetesi’nde çalıştı. 1991–94 arası dönemde Türk Haberler Ajansı’nın genel müdürlüğünü yaptı. Halen, üç televizyon kamerası da olan ve Güvenlik Bilgi Birikim AŞ adını taşıyan bir araştırma şirketinin başında olan Ünal İnanç’ın arşivinde neler mi var?: “16 bin kitap, 32 bin dosya, 140 bin kişi ve kuruluş hakkında bilgi notu.” Ünal İnanç, Güvenlik ve Yargı Muhabirleri Derneği Başkanlığı’nın yanı sıra, Çocukları Suç ve Suçlulardan Koruma Vakfı’nın da başkanlığını yapıyor. İnanç, halen STV’de pazar günleri yayınlanan (Aykırı) programını yapıyor.




MIT'te şeffaflık dönemi

MİT Basın Müşavirliği, Ecevit'in katılımıyla hizmete girdi. Müsteşar Atasagun, müşavirliğin basınla daha iyi diyalog için açıldığını söyledi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Basın Müşavirliği, Başbakan Bülent Ecevit’in de katıldığı törenle açıldı. Ecevit, Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcıları Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan’ın hazır bulunduğu açılışa basın yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileri davet edildi. Başbakan Ecevit açılışta yaptığı konuşmada MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve çalışma arkadaşlarını merkezin açılışındaki girişimleri dolayısıyla kutladı. Ecevit, merkezin açılması ile istihbarat ve ulusal güvenlikle ilgili çalışmaların birinci elden elde edebileceğini söyledi. İstihbaratı bazı kimselerin gizli kapaklı bilgi alışverişi şeklinde yorumladıklarına dikkat çeken Ecevit, "Oysa gerçekte istihbarat teşkilatları ne kadar açık biçimde çalışırlarsa o kadar verimli olurlar. Zaten istihbaratın büyük bir bölümü açık istihbarattır." dedi.

İstihbarat örgütleri uyum içinde

Genelkurmay, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet'in de istihbarat örgütleri bulunduğuna dikkat çeken Ecevit, bu dört kuruluşa ait istihbarat örgütlerinin birlikte ve uyum içinde çalışmalarının büyük önem taşıdığını ifade etti. Ecevit, "Son yıllarda bu bakımdan büyük bir gelişme görmenin mutluluğu içindeyim. Bütün istihbarat örgütleri birlikte çalışmaktadırlar. Birbirlerine bilgi aktarıp bilgilerinin daha iyi değerlendirilmesine olanak vermektedirler." diye konuştu.

Başbakan’a brifing

Ecevit’e açılış konuşmasının ardından bölücü, irticai ve aşırı sol faaliyetler ile MİT’in dış operasyonları konusunda brifing verildi. MİT Basın Müşaviri Cem Koca, basın mensuplarına MİT içerisinde kısa bir gezi düzenledi. Gezi sırasında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Koca, "Amacımız köprü kurmaktı. Spekülasyonlardan çok rahatsız oluyoruz. Bu nedenle Basın Müşavirliği’ni kurdurduk. Sizin zaman zaman soracağınız sorular birinci elden yanıtlanacak. Ancak bilgiler makam onayı alındıktan sonra sizlere verilecek. Bütün dünyada bu tür oluşumlar var.” dedi. Koca, daha sonra MİT içinde yapılan gezide Operasyon Başkanlığı, Elektronik Teknik İstihbarat Başkanlığı, Eğitim Başkanlığı, Bilgi İşleme Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı ile MİT mensuplarının alışverişlerini yaptığı MİTPA'yı basın mensuplarına tanıttı.

MİT'çi gazeteciler

Müsteşar Atasagun, gezinin ardından verilen kokteylde bir gazetecinin, MİT’çi gazeteciler ile ilgili sorusu üzerine "Buraya gelmeniz büyük bir cesaret. Biz ülke için çalışıyoruz. Siz de kamu hizmeti için çalışıyorsunuz." dedi. MİT eski mensubu Mehmet Eymür’ün İnternet’te yayınladığı web sayfasıyla ilgili soruyu ise Atasagun, "Bizim meslekte sahneye çıkmak olmaz. Bazı arkadaşlar sahneye çıkmak istiyor. Biz onu hoş karşılamayız. Olay yargıya intikal etti." dedi. (Sedat GÜNEÇ / Ankara ZAMAN)




MİT sessiz kalmayacak

Daha önce sadece ‘MİT manzaralı ev’ sakinlerinin görebildiği Yenimahalle’deki MİT kampusünü dün biz de gezdik. Şimdiye kadar sadece sorgulama yapan MİT’in üst düzey sorumluları medya mensuplarının sorularına muhatap oldu.

Büyük bir alanda yer alan kampusü otobüsle dolaşıyoruz. Basın Müşaviri Cem Koca, kampuste yer alan karargah binası ve başkanlık binalarını gösteriyor. Çevreyle, MİT ve elemanlarıyla ilgili soruları cevaplıyor.

Oldukça neşeli ve esprili bu gezinti esnasında pek kimseye rastlamıyoruz; tek tük kadın ve çocuklar görülüyor.

MİT elemanları, Başbakanlık’a bağlı, sözleşmeli memur olarak çalışıyor. Yılda 4 kez ikramiye alıyorlar. Başarılı memurlar ayrıca, yılda iki maaş ikramiye ile ödüllendiriliyor.

İlk gelenler 6 ay eğitim görüyor. Alınan memurların yüzde 60’ı istihbaratçı, yüzde 40’ı idari memur. Kampusün dış güvenliğini asker sağlıyor.

MİT’teki asker oranı yüzde 1,7. Dışarıdan gelen mensupları için 107 kişilik misafirhane yapılmış. Herkesin tanıtım kartı var.

''Lojmanlarda hiçbir yasak yok. Ancak, hiç kimseyi rahatsız edemezsiniz.'' diyen Basın Müşaviri'ne, ''Rahatsız eden olursa polis mi çağırırsınız?'' sorusu yöneltiliyor kahkahalar arasında. ''Hayır, Acil Müdahale Grubu var.” cevabı geliyor.

Araçtan inip, MİTPA’yı geziyoruz. Panolarda MİT mensuplarının duyuruları göze çarpıyor. Satılık ev, araba, tabanca ilanları...

Kurumda 30 yıldır görev alan Cem Koca devam ediyor: “Her meslek saygın. Biz de basın gibi haber peşindeyiz. Bizim müşterimiz farklı. Biz topladığımız istihbaratı devlete, siz kamuoyuna veriyorsunuz. Yüzde 85 sizden, yani açık kaynaklardan topluyoruz. Ulusal Tv kanallarının hepsini izliyoruz. Hamama giren terler. Biz eleştirilerden korkmuyoruz. Bu devletin müessesesi, hırpalamamak lazım.”

Daha sonra yüzme havuzu bölgesine kurulan kokteylde Müsteşar Şenkal Atasagun ile Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay medyanın sorularını cevaplıyor.

Atasagun yeni konsepti şöyle açıklıyor: “Şartlar bizi bu noktaya getirdi. Sizlerle yarış halindeyiz. Zaman zaman yanlış yorumlar yapılıyor. Biz başka ülkenin insanı değiliz. Utanç duyulmamalı. Milli birlik ve bütünlüğümüz için çalışıyoruz. Övünç duyuyoruz.”

Gizemini bugüne kadar hep koruyan MİT, bundan sonra olayların seyrine göre açıklamalarda bulunacak. Yetkililer sohbet sırasında, açılmaların devamının basında çıkacak haber ve yorumlara bağlı olacağını vurguluyorlar. Dünya konjonktüründeki genel gidişe paralel olarak MİT’in de açılıma gitmesi, son derece olumlu.

Dünyada söz sahibi olma iddiasındaki her ülke mutlaka istihbaratını güçlendirmek zorunda. Türkiye’de zaman zaman yaşanan yanlış uygulamalar sonucu büyük eleştiri alsa da, MİT elemanları Atasagun’un da belirttiği gibi, “bizim kumaşın bir parçası.” (İbrahim Karayeğen)




MİT levhasını astı

MİT şeffaflaşma adımlarının birini daha attı. MİT Müsteşarlığı, Yenimahalle’deki merkezinin girişine levha asarak, “malumu ilam etti”.

Müsteşar Şenkal Atasagun, herkesin MİT’in yerini bildiğini, bütün şoförlerin MİT’in önü, arkası şeklinde tarif yaptığı, gazetelerde “MİT manzaralı evler” şeklinde ilanlar verildiğini hatırlatarak, “Bizim de bu kadarlık hakkımız olmalı.” dedi.

Başbakan Bülent Ecevit'in de katıldığı açılış töreninden önce, basında müsteşarlığa aday oldukları yönünde isimleri çıkan ve kulislerde birbirleriyle ihtilaflıymış şeklinde dedikoduları yapılan müsteşar yardımcıları Mikdat Alpay, Emre Taner ve Sadi Sağdam, Atasagun ile birlikte kameralara poz vererek iddiaları fiilen yalanlamış oldular.

Atasagun ifadesiyle, ''örgüt organı gibi” olmayan basın kuruluşlarının çağrıldığı programda, gazeteciler genellikle Mehmet Eymür ve Sadettin Tantan’ın açıklamaları hakkında görüş almaya çalıştı.

MİT eski mensubu Mehmet Eymür’ün İnternet’teki sitesinden yaptığı ifşaat ve iddiaların, MİT yönetimini önemli ölçüde baskı altında bıraktığı izlenimi edindik. Bir gazetecinin, Eymür hakkında “Yabancı bir istihbarat örgütüne çalışıyor olabilir mi?” şeklindeki sorusuna Atasagun, “Bilmiyorum.” diyerek karşılık verdi.

Müsteşar Şenkal Atasagun, Eymür'e karşı yasal yönden cevap verileceğini, basın yoluyla açıklamaya gidilmeyeceğini vurguladı. Bununla birlikte Atasagun, Eymür'e kızgınlığını da hissettirdi.

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın, kaymakam kararnamelerini Cumhurbaşkanı'nın MİT’ten sordurması üzerine söylediği, “MİT stratejik istihbaratla uğraşsın.” şeklindeki sözleri üzerine de konuşmak istemeyen Atasagun, 'MİT Kanunu’nun gereğine göre hareket ettiklerini’ söylemekle yetindi.

''Kurum olarak özeleştiri yapıyor musunuz?” şeklindeki sorumuza ise, “Her zaman.” diyen Atasagun, bundan sonra basına daha fazla bilgilendirme yapacaklarını kaydetti. Atasagun, “Bunu bir kişiye yapmayız, yapacaksak genelde yaparız. Biz o bir kişiden çok çektik.'' diyerek bundan önce belirli operasyonlarda sadece bir gazeteye açıklama yapılmasındaki yanlışlığa gönderme yaptı.

“MİT açılım olarak dışarda mı, içerde mi daha ağırlıklı?” sorumuza ise Atasagun, “Türkiye’yi ne tehdit ediyorsa oradayız. Tehdit, dışardaysa dışarda, içerdeyse içerdeyiz.” dedi. Bizim, “stratejik istihbarat”ı polisin yapamayacağını ifade etmemiz üzerine, “Kanun, milli bütünlüğe yönelik her türlü tehditten bahsediyor. Şu veya bu şeklinde bir sınırlama yok. Stratejik istihbarat için kadro lazım. Mesela, bir İran’ı etüt edebilecek insanlarınız olması lazım. O lisana vakıf, bütün açık kaynakları takip edebilmeniz lazım. O ülkenin bir sürü yerlerinde sizin olmanız lazım. Bilgi sizin ayağınıza gelmiyor.” karşılığını verdi.

“Bu işi yapabilmeniz için üniversitelerle ilişkiniz oluyor mu?” sorumuza karşılık da, “Bizim herkesle ilişkimiz var. Bizim, uzman olan herkese gidip görüşünü istediğimiz vakidir. Bu gayet normaldir.” dedi.

Hem Atasagun’un hem de yeni atanan Basın Müşaviri Cem Koca’nın ısrarla altını çizdiği konu, MİT’in “milli” bir kurum olduğuydu. Atasagun bunu şöyle ifade etti:

“MİT, Rusya’nın veya Amerika’nın değil, Türkiye’nin çıkarlarına çalışıyor.” (Ahmet Ünal)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.