Üniformasite
Türkiye’de herkes konuşuyor. Konuşanların susturulmak istenmesine, cezalandırılmasına rağmen konuşuyor. Susması gerekenler de konuşuyor, konuşması gerekenler de.
Üniversiteler açılırken problemler dağ gibi yığılmış bekliyor. Rektörler ahkam kesiyor. Problemleri görmezden geliyor. Üniversiteyi babalarının çiftlikleri gibi yönetmeye kendilerini yetkili görüyorlar. Bolu’da çadır yurtlarda kalacak öğrenciler şaşkınlıklarını üzerlerinden atmaya çalışıyor.
İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu, militan bir partinin taraftarı gibi kürsüden haykırıyor. Adını anmaya değmeyecek partinin başkanı “Kemalist Cumhuriyet irtica üzerinde devrimci diktadır.” diyor çünkü. Rektör de üniversite üzerinde “devrimci dikta” olma gayretinde. Göreve geldiğinden beri de, kimsenin gözünün yaşına bakmadan dikta davranışlarını sürdürüyor. Gücünü kimden alıyorsa artık, en yakınlarını harcamaktan çekinmiyor. Dikta baskısını sürdürebilmek için, gerekirse bilimsel çalışmalardan taviz verileceğini açıkça gösteriyor.
Derslikleri depremden harabeye dönmüş üniversitenin rektörü, bunlarla ilgilenmek yerine, bir bakanın 10. Yıl Marşı’nı yüksek sesle söyleyip söylemediğini denetleme gibi çok önemli bir misyon üstleniyor. Çünkü bunların hayatı ajite.
Bakan Erkan Mumcu, baskıcı rektöre özgürlük ve insanlık dersi veriyor. Hiç sanmıyoruz ama, yine de anlayabildiyse...
Ellere var da...
DYP lideri Tansu Çiller artık semt pazarlarını gezip, esnafın dertlerini dinliyor. Her gittiği yerde de dilinden eksik etmediği sözler var. Çiller, “Bu ülkede yokluk vardır, kıtlık vardır, pahalılık vardır. Ama sabredin, sandığa kadar sabredin.” diyor. Sayın Çiller, biz ülkede nelerin olmadığını iyi biliyoruz. Asıl neler var, siz onlardan haber verin.
Meşru mu?
Kaçırılan paralar uçup gitse de, Murat Demirel tutuklanıp cezaevine gönderildi. Okuyucularımız şeyi merak etmiş: Neyi mi? Batırılan Egebank’ın “Filan şehrin nesi meşhur” reklamını yapıp trilyonları götüren medya kuruluşlarını.
Kim ne aldı? Kim ne çaldı? Giden para geri gelmeyecek; ama hiç olmazsa bilelim de çenemizi yoralım.
Sınır etmeyin
Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 482 milyon 275 bin liraya yükseldi.
Bu Türk–İş’in her ay yaptığı araştırmanın bu ayki sonucu. Af adersiniz ama hangi sınırdan bahsediyorsunuz? Ortada sınır filan mı kalmış? Hangi işçi, hangi memur ya da hangi emekli ayda 482 milyon 275 bin lira kazanıyor? Buna düpedüz, “Hepimiz fakiriz.” deseniz ya! Edebiyat yapınca sanki gerçekler değişiyor, hayat standardımız yükseliyor mu?
Bir şeycik olmaz
Bir iki gündür, sanatçı Fatih Ürek’in Kıbrıs’a giderken, devlet adamlarının ve parlamenterlerin kullandığı VIP (Çok Önemli Kişi) Salonu’ndan uçağa binmesi tartışılıyor. Ürek, VIP’ten geçmeyi Semra Özal’ın maiyetinde olduğu için başarmış. Hoş, normal prosedüre göre Semra Özal’ın bile VIP Salonu’nu kullanmaya hakkı yok ya, o başka bir konu.
Gazetelerde haberler çıktı, yazarlar eleştirdi. Neymiş efendim o kadar sanatçı varken, VIP’i kullanmak Fatih Ürek’e mi kalmışmış? Ne olmuş yani? Ürek, bir kerecik VIP’i kullanmış. Ona da çoktan pişman olmuştur zaten. Bir daha isteseniz bile o kapıdan geçmez. Belki canı çekmiştir. Olamaz mı yani?
İti-bar
İşadamı Bülent Eczacıbaşı, siyasi partilerin her seçimden önce verdikleri sözleri, işbaşına gelmelerinden sonra unutmalarından şikayetçi. Konu bankaların özelleştirilmesi. Eczacıbaşı, “Bankaların özelleştirilmesini engellemek için adeta direniyorlar. Siyasiler, yasal düzenlemeleri yapmayarak daha fazla itibar kaybetmemeliler.” diyor.
Var mıydı ki?
Alo Galaksi Taksi!
Türk Telekom, borcundan dolayı telefonları hizmete kapatıyor. Buna bir şey dediğimiz yok. Ama Telekom’un borç listesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü baş sırada yer alıyor. Türk Telekom yetkilileri yaptıkları yazılı açıklamada, şunları söylüyor: “Türk Telekom İstanbul Yakası İl Müdürlüğü’ne borçlular listesinde ilk sırada yer alan Emniyet Müdürlüğü’nün süresinde ödenmeyen borçlarına ait telefonları tarafımızca görüşmeye kapatıldı. ”
Düşünsenize bir. Acilen polise ihtiyacınız oluyor. Hemen alıyorsunuz telefonu. Alo Polis İmdat’ı arıyorsunuz ve karşınızda şöyle bir ses : “Sayın abonemiz bu bir teyp kaydıdır. Bu abonenin telefonu borcundan dolayı kapalıdır. Lütfen kapatıp birkaç ay sonra deneyin!”
Ne sürpriz olurdu değil mi?
|