Bilim, tarih ve müze
Yıllar önce bir dergide 'Klâsik Türk musıkisinin kaderi uzun vâdede ya bilimsel araştırma malzemesi, ya tarihsel ve kültürel bir arka plân ya da düpedüz müze konusu teşkil etmektir.' diye yazdığım zaman çok yadırganmıştım. Hakaretlere dahi mâruz kalmıştım.
Oysa tüm klâsikleşmiş müzik türleri gibi, geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi de bugün artık yeniden üretilemeyen bir müziktir. Ait olduğu dönem geçmiş olan, büyük çapta tarihe, kültürel mirasa ait bir müzik. Geleneğin bizzat kendisi dahi o kadar evrilmiştir ki artık tamamen farklılaşmıştır. Bugün artık kimse "Dede Efendi gibi" beste yapmaz, yapamaz, yapmaya teşebbüs etmesi de gülünç olur. Kimsenin "Ludwig van Beethoven gibi" beste yapmayı denemediği gibi. Peki bu müzikler artık çalınıp dinlenmeyecek mi? Elbette ki çalınacak ve dinlenecek, onları çalan ve dinleyen hep olacak ve belki de elle tutulur bir meraklı kitlesi dahi bulunacak. Ne var ki, her şeye rağmen bunlara "yaşayan müzik" demek zor.
Bu aşamada bulunan bir müzik geleneğinin kaliteli bilimsel araştırmaya, ciddî müzikoloji araştırmalarına konu olması, tarihinin ve evriminin kültür ve müzik tarihçilerince enine boyuna tartışılıp incelenmesi, gerek eserlerinin gerekse malzemenin, çalgılarının müzelerde sergilenmesi bir zül olarak değil, bilâkis ona yapılabilecek en büyük iltifatlardan biri olarak görülmeli. Bu müzik geleneğini en iyi tanımanın ve tanıtmanın yolu da onu ciddî araştırmacıların, müzikologların, bilgili ve bilinçli kültür tarihçilerinin ve müzecilerin eline vermektir belki de. Cehaletle sıvanmış ve dünyaya kapalı tutucu görüşlerin bir geleneksel müziğe kültürel kurtarıcı gibi körü körüne sıkıca sarılması o müziği yaşatmaz, bilâkis onu tecrit eder, boğar, öldürür.
Türkiye'de bu konuda ilginç fakat nedense uzun ömürlü olamamış bir girişimi hatırlıyorum. 1980'li yılların sonlarına doğru (yıl 1988 veya 89 olmalı) İstanbul'da bir Türk Musıkisi Çalgıları Müzesi kuruldu. Bu müze idari açıdan Millî Saraylar Müdürlüğü'ne bağlıydı. Tahsis edilen mekân ise bu müdürlüğün tasarrufundaki büyük bir köşk: Büyük besteci ve musikişinasların koruyucusu Sultan Üçüncü Selim'in bir dinlenme ve sohbet mekânı olarak yaptırdığı Aynalıkavak Kasrı, Haliç sırtlarında kat kat bahçeler içinde gerçekten muhteşem bir köşktür bu. Aynalıkavak Kasrı o yıl tamir ve restorasyon görmüş, yeni bir kullanım, yeni bir işleve hazır gibiydi. Kasrın içindeki gerçekten çarpıcı şeylerden biri de büyükçe altıgen bir sofayı tavana yakın bir yerde çepeçevre kuşatan Yesârî Mehmet Es'at Efendi'nin lâcivert zemin üstüne nefes kesici güzellikteki zerendûd cel'î tâlik yazılarıydı.
İşte bu binanın alt katı bir "Türk Musıkisi Çalgıları Müzesi" olarak düşünülmüş ve hazırlanmış, bunu ilân için de gayet şık bir broşür bastırılmıştı. San'at yönetmenliğini Ersu Pekin'in yaptığı bu müze düzenlemesi henüz yeni olduğu için pek zengin değildi. Vitrinler içinde sadece birkaç çalgı sergileniyordu. Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, birçok müzede bölük pörçük sergilenen tarihî değeri haiz Osmanlı/Türk musıkisi çalgılarını derlemek kolay değildi elbette. Duvarların büyük bölümünü ise Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nde bulunan musıkisiyle ilgili çeşitli yazma eserlerden (Edvar'lar, Surname–i Hümâyun'lar vs.) derlenmiş ve büyütülmüş çalgı ve çalgıcı resimleri kaplıyordu. O gece kasrın bahçesinde bir de konser vardı; sanırım bu konser İstanbul Festivali kapsamındaydı. Seçkin bir saz heyeti eşliğinde rahmetli Bekir Sıdkı Sezgin (1936–1996) aklımda kaldığı kadarıyla Evcârâ ve Hüzzam eserler okuduydu.
Hem müze hem de kasır için muhteşem bir açılış yapılmış oluyordu. Fakat bunun arkası gelmedi nedense. Müze ve kasır kaderlerine terk edildiler ve bu olumlu girişim gelişip serpilemedi. Şimdi "on küsur sene önceki bu başarısız girişimde ne var ki?" diye sorulabilir. Şu var: Müzik müzelerinin son derece başarılı, yaratıcı ve ilgi çekici örnekleri mevcut. Bunların en önemlilerinden biri olan Paris'teki "Musée de la Musique"ten (Müzik Müzesi) başka bir yazıda ayrıntılı olarak söz etmek gerekiyor.
c.behar@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
28/
07/
2000...
Gurur ve nostalji: Alâeddin Yavaşça
04/
08/
2000...
Saz ve söz
11/
08/
2000...
Darüşşafaka ve Türk musıkisi-I
18/
08/
2000...
Darüşşafaka ve Türk musıkisi-II
01/
09/
2000...
Musıkinin adı...
08/
09/
2000...
Bilen ve bilmeyen
15/
09/
2000...
Makama arz edilir
22/
09/
2000...
Demirel'in huyu
29/
09/
2000...
Paris'te bir "Gırnatacı"
|