Kim daha çok yaramaz
Kırmızı Bisiklet Çocuk dergisi, ekim sayısını yaramaz çocuklara ayırmış. Bisiklet'le masal ve çizgi dünyasına pedallamak için hazır mısınız?
Çocuklar için yayınlanan Kırmızı Bisiklet Çocuk Dergisi ekim sayısıyla “merhaba” dedi çocuklara. 17. sayıya ulaşan dergi, bu ay çok farklı bir konuya ayırmış sayfalarını; yaramaz çocuklara.
Yaramazlığın tanımı ve ne olduğuyla ilgili açıklamaların yapıldığı bir yazıyla sayfalarını araladığımız Bisiklet şu soruyu soruyor okurlarına: Yetişkinler mi, çocuklar mı daha yaramaz? Çocukların yaptığı ufak yaramazlıkların sıralandığı yazıda yetişkinlerin yaptığı yaramazlıklara da değiniliyor. Ve buradan bizim anladığımız şu: Büyükler çok daha yaramaz...
“Siyah Benekli Elma” bir masal. Melek Çe’nin yazdığı ve Dağıstan Çetinkaya’nın resimlediği bu dokuz sayfalık masalı, elma yer gibi keyifle okuyabileceksiniz. Zz’den 'Sahicin' isimli şiir bu ayın tek şiiri. 22’nin bilimkurgu öykülerinin 13’üncüsü yer alıyor bu sayıda. “Başlangıçların Sonu” adını taşıyan öykü, Pitu’nun yeni maceralarıyla sürüyor.
Nurcan kitap oldu!
Nurcansever okurlara bir müjdesi var Bisiklet’in. Afacan kahraman Nurcan’ın bütün maceraları kitap oluyormuş. Timaş Yayınları tarafından çıkarılacak Nurcan kitabı Nurcankolikler için iyi bir kahkaha makinesi olacağa benziyor. Sıkı durun!..
Çizgili Bisiklet!
Çizgiye büyük önem veren Kırmızı Bisiklet’in bu sayısı yine nefis çizgilerle rengarenk. Ali Fuat Saruhan’ın bir kolaj çalışması, Sevgi İçigen’in “Çizgili Öyküler”i, Dağıstan Çetinkaya’ın iki nefis çizgisi ve Böcekistan’ı, Fatih Erdoğan’ın “Çocuktum Ufacıktım”ı, Yavuz Turhan’ın “Karagöz”ü ve Bilal Özcan’ın Nurcan çizgi romanı bu ayın çizgilerinden. Son sayının kapak çizgisi de Bilal Özcan’a ait.
Eğlencelik Bisiklet!
Kırmızı Bisiklet’in 14 sayfalık bilmece–bulmaca ekinde bir yenilik var bu ay. Cin Ali artık Eğlencelik Bilmece’ye taşınmış. Yavuz Turhan’ın çizdiği Ormanya ile Rüzgârdakiler çizgi öyküleri bütün neşesiyle devam ediyor yine.
Kırmızı Bisiklet’le her ay birlikte pedallamanız için abone olmanız ya da gazete bayiine uğramanız yeterli. Bisiklet’e bulunduğunuz yerdeki Zaman Gazetesi bürolarından abone olabilir ya da 0212–639 34 50'den dahili 163'ü arayabilirsiniz.
Haydi arkadaşlar şenliğe!
Tatil bitti; ama şenlikler devam ediyor. Bugün yine çok güzel bir şenlik var İstanbul’da. Kırmızı Bisiklet Çocuk Şenliği’nde bütün İstanbullu çocuklar çok eğlenecekler bugün. Şenlikte neler mi var? Ooo neler yok ki! Orhan Kurt’un Kukla gösterisi, Dağıstan Çetinkaya’nın Böcekistan çizgileri sergisi, Selâhattin Sevi’nin fotoğraflarından oluşan Çocuk Yüzleri sergisi, dia gösterisi, piyesler, korolar, oyunlar, masal, hikaye ve şiirler, hediye çekilişleri.
Ücretsiz olarak bütün çocukların anne babaları ya da abi–abla gibi büyükleriyle katılabilecekleri şenlikte herkese balon ve Kırmızı Bisiklet dergileri de hediye edilecek. Bugün saat 14.00’te Çemberlitaş Fırat Kültür Merkezi (Beyazıt)’nde yapılacak olan Kırmızı Bisiklet Çocuk Şenliği'ni sakın kaçırmayın! Haydi bakalım, şimdi doğru şenliğe. Marş marş!
Ahvah BABA / Tükürük meselesi
Sevgili Ahvah Baba;
İki yıldan beri sizin yazılarınızı gazeteden takip ediyorum.
İlk kez size “yazmak” nasip oluyor. Benim önemli bir derdim yok. Kafama takılan şu problemi belki açıklığa kavuşturursunuz diye düşündüm.
Sorunum şu, atasözündeki “Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık” konusu. Bence bu bir genellemedir.
Bıyığı ve sakalı olmayan bayanlar ile baylar ne olacak? Sadece sakalı ve bıyığı olanlar mı bu sözü kullanacak? Şöyle demeleri lazım olmaz mı? “Yukarı tükürsem burun, aşağı tükürsem çene.”
Tavsiyelerinizi ve düşüncelerinizi bekliyorum. Saygılar.
İsmail Erşahin Erzurum
Değerli okurum;
Bahsettiğin atasözü senin de isabetle belirttiğin gibi bir genelleme. Genellemeler, adı üstünde genelleme olduğu için özel durumları kapsamak ve onlarla bire bir uyuşmak zorunda değillerdir.
Aslında kılı kırk yararak düşünürsen senin önerdiğin atasözü de bir genellemeye dönüşebilir. Çünkü sen gördün ya da görmedin bilemiyorum; ama burunsuz ve çenesiz insanlar da var dünyada. Yani sayıları abartılı bir yekûn tutmasa da böyle insanlar var.
Bunun ötesinde tükürük bezi çalışmayan ve bu sebeple tükürüğü olmayan ve yine bu sebeple ne aşağıya ne de yukarıya tükürme imkanından mahrum insanları da unutmamalıyız di mi...
Aslında, tükürme imkanına sahip insanlar ve lamalar için ne demeli biliyor musun? Aşağı tükürsen yeryüzü, yukarıya tükürsen gökyüzü...” Bak buna kimse bir şey diyemez herhalde... Ama sivri akıllının biri çıkar uçağa biner, camı açar ve aşağı doğru tükürüp, “Aaa, Ahvah Baba aşağı tükürsem yeryüzü diyordu; ama ben aşağı tükürüyorum orası da gökyüzü” diyebilir. Ama tükürüğünü takip etse, o tükürüğün eninde sonunda yerçekimi sebebiyle yere düşeceğini görür.
Demek ki yerçekimini de hesaba katarak bu atasözünü en doğru şekilde şöyle söyleyebiliriz: “Aşağı da tükürsen, yukarı da tükürsen yeryüzü, en iyisi hiç tükürme, ağzında kalsın...”
Ayy, ne kadar da çok bahsetmişiz şu tükürükten... Başka konu yok mu âlemde efendim. Ne! Tükürük köftesi mi? Hay Allah!
Gezip gördüğümüz güzel ormanımız
Bir gün ormana gidiyorduk. Orman çok güzeldi. Çiçekler, ağaçlar çok güzeldi. Nefis bir kokusu vardı. Kuşların cıvıldayışı bir hoştu. Giderken küçük bir dere gördüm. İçinde küçük küçük balıklar vardı. Ama yanımda kardeşim, annem ve arkadaşım vardı. Onlar da ormanı çok beğendiler. Bir sürü ağaçlar vardı. Ağaçların yeşilliğinden gökyüzü görünmüyordu. Çok güzel bir hava vardı. Arkadaşım bana seslendi:
– Baksanıza bir kertenkele ve kırkayak.
– Evet, çok güzel.
Sonra biz gezerken bir sürü şey daha gördük. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Son bir kez “Güzel ormanımız.” diyerek oradan uzaklaştık.
Yazı ve çizgi: Didem Çam – Manisa
Savaşın çocukları
Üstümüze yağıyor
Mermi, top, bomba...
Üstümüze yağıyor ölüm.
Biz savaş çocuklarıyız
Kimimiz öksüz,
Kimimiz yetim.
Biz istemedik böyle olsun.
Bize sormadı kimse.
Körpe bedenlerimiz toprakta
Umutlar, sevinçler, yarınlar
Bir kurşunla yok olmakta.
Dün Bosna’da, Azerbaycan’da
Bugün Çeçenistan’da, Filistin’de
Yarın karanlık,
Yarın yok.
Biz savaş çocuklarıyız
Kimimiz öksüz,
Kimimiz yetim.
Erhan Sert / Kartal-İstanbul
Yeter artık!
Geçen hafta Dünya Çocuk Günü’nü kutladık. Ama ne sevinç çığlıkları atarak ne de gülümseyerek. Bütün dünyanın gözü önünde üstelik böyle bir günde tüylerimiz diken diken oldu. İsrailli askerler küçük bir çocuğu Filistinli Rami’yi kurşun yağmuruna tuttular. Üstelik babasının yanında. Bütün dünya bu vahşet sahnesini televizyonlarından izledi.
Bilmiyorum kaç kişi o sırada kolasını yudumlamaya devam edebildi? Kaç kişi ağzına aldığı lokmayı bir an duraksamadan yuttu? Kaç kişi ekrana boş gözlerle, film izler gibi bakıp başka kanallara zap yaptı? Kaç kişinin kalbi burkuldu da gözlerinden yaş geldi?
Ölen sadece küçük Rami değildi. Ölen bütün insanlıktı. Atılan o iğrenç kurşun bütün dünya çocuklarını vurdu. Bütün dünya çocukları bir kez daha öldü geçen hafta. Kayıtlara belki "Tek çocuk öldü" diye geçti ama kayıtlara geçmeyen milyonlarca çocuk vardı.
Yeter artık demenin zamanı gelmedi mi? Ne zaman bitecek bu savaşlarınız? Çocuk ölümleri ne zaman duracak? İğrenç bombalarınız, acımasız kurşunlarınız ne zaman susacak? Barışı savunan örgütler, dünya barışı için nutuk çeken büyükler, ya siz ne zaman konuşacaksınız?
Artık sizlere inanmıyoruz! Nutuklarınıza, yaptığınız antlaşmalara, barış görüşmelerine inanmıyoruz. Dünya üzerinde sergilediğiniz kanlı senaryolara da karnımız tok. Mazlum halkların ve çocukların yakasından düşün artık!
Sevgili arkadaşlarım, Filistinli Rami için dualarınızı gönderin siz de. Biliyoruz ki, o hiçbir acı duymadan melekler tarafından aramızdan uçuruldu. Ve dua edin ki, bir daha ölmesin çocuklar!
Furkan Çınar–7.sınıf–İstanbul
Mektubu Gelenler
Adana'dan Kerem Gül. Ankara'dan Şennur Akan, Hasan Talha Akkan (3 mektup), Çağlar Altıparmak (3 mektup), Ecenur Bekme. Bursa'dan Gizem Gözgü, Mert Özen, Alperen Altaş, Gülşah Aydın, Anıl Kağan Küçük, Utku Şentürk, Oğuzcan Gül. Elazığ'dan Fatma Şener. Eskişehir'den Emcet Tekkoyun. Isparta'dan Sümeyye Özçoban. İstanbul'dan Emine Açıkel, Nuran Gül, Erhan Sert (2 mektup), Zafer Zehir. İzmir'den Gülşah Karan. Kars'tan Hüsna Baytar. Kastamonu'dan Fatma Gülce Döner. Kırşehir'den Fethi S. Yılmaz. Konya'dan Şükrü B. Karagöz. Manisa'dan Didem Çam. Tokat'tan Tuba Duran, Merve Kaşık. Van'dan Fatma Erdinç.
Hediye Kazananlar
Tuba Batül Özyurt (kitap), Hasan Talha Akkan (kaset), Onur Şenocak (kitap), Fatma Gülce Döner (kaset), Muhammet Uçar (kitap), Mehmet Ay (dergi), Ali Öksüz (kitap), Aydın Gün (kitap), Sevim Akpınar (kaset), Bilal Ballı (kitap).
|