Bir kolun bedeli 30 milyon TL
Mahkeme, yere yakın çekilen yüksek gerilim hattına çarparak sol kolunu tamamen kaybeden Hüseyin Müjdeci’ye TEDAŞ’ın 30 milyon lira tazminat ödemesini kararlaştırdı.
Türkiye’de ihmal sonucu sakat kalan mağdurların sorumlular hakkında açtıkları davalarda komik tazminatlar alması artık sıradan bir hal aldı. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşayan Hüseyin Müjdeci(24), yüksek gerilim hattı yüzünden kaybettiği bir kolu ile bir ayak parmağı karşılığında TEDAŞ’a açtığı davadan sadece 30 milyon lira tazminat aldı.
12 yıldır Gaziantep 1 No’lu Sulh Ceza Mahkemesi’nde devam eden ve geçen ay tamamlanan dava sonucunda kendisine sadece 30 milyon lira verilmesine üzüldüğünü söyleyen Müjdeci, “12 yıl önce, at üstünde eve giderken ata vurmak için sol elimi havaya kaldırdım. O sırada kolum yüksek gerilim hattına değdi. Yüksek gerilim hattının yere yakın yerden geçmesi hayatımı kararttı. Sol kolum omuzdan itibaren alındı. TEDAŞ’a dava açtım. 30 milyon lira komik bir tazminat ödediler ve ben o paraya bir inek bile alamadım. Türkiye’de bir kolun bedeli 30 milyon lira mı?” diye konuştu.
Karar AİHM yolunda
Kararı temyiz için Danıştay’a gönderdiklerini, oradan da bir sonuç çıkmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını anlatan Müjdeci, hukuk mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğini söyledi. Anne Fatime Müjdeci ise, bu kusuru yüzünden hiçbir ailenin evladına kız vermeye yanışmadığını dile getirdi. Hüseyin Müjdeci’nin avukatı Ali Yüzen de, “Gerekirse AİHM’ye başvururuz.” dedi. (Mithat ŞENGÖZ / Şanlıurfa CHA)
Halk Bankası eski yöneticilerine ceza yağdı
Halk Bankası’nın Fon Yönetim eski Müdürü Şakir Yırdıcı ve yardımcısı Leyla Tatar, “KKTC’de kurulan Everest Bank’a 2 milyon mark repo hesabı açılmasında görevlerini kötüye kullandıkları” gerekçesiyle 1 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı.
Bankanın eski Genel Müdürü Sezgin Taşkıran ve Genel Müdür Yardımcısı Rıfkı Metin Selçuk ise aynı suçlamadan dolayı beraat etti. Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü karar duruşmasında, Cumhuriyet Savcısı Mustafa Nuri Sılaydın, esas hakkındaki mütalaasında, Şefika Demirel’e ait olup, Hacı Ali Demirel’in oğlu Yahya Kemal Demirel, Murat Arulat ve Emin Şirin tarafından yönetilen Kıbrıs Yatırım Bankası ile hissedarları Muzaffer Hiçyılmaz, Ahmet Cenap Duran, Derya Kadir Bilen ve Ayten Köksal olan Everest Bank’ın kuruluş amaçlarının organize olarak Halk Bankası’nı dolandırmak olduğu anlaşıldığından, bu kişiler hakkında Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.
Özmen ve Yüksel'e sağlam raporu
Umut operasyonu kapsamında yakalanan ve Ankara DGM tarafından tutuklanarak Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne konulan Ferhat Özmen ve Necdet Yüksel, dün sağlık kuruluna girdiler.
Güvenlik önlemleri altında Eskişehir Devlet Hastanesi’ne getirilen Özmen ve Yüksel, 7 uzman doktordan oluşan sağlık kurulu karşısına çıktılar. Yapılan değerlendirmeden sonra Özmen ve Yüksel için akıl hastası olmadıkları ve savunma yapmalarını etkileyecek ruhsal bir hastalıkları bulunmadığına karar verildi. Özmen ve Yüksel daha sonra Özel Tip Cezaevi'ne götürüldü. Ankara 2 No'lu DGM’de görülen davada, geçen pazartesi günü Özmen ve Yüksel’in, Eskişehir’de psikolojik tedavi veren tam teşekküllü bir hastanede muayene ettirilerek, savunma yapmalarını etkileyecek ruhsal bir hastalıklarının bulunup bulunmadığı yönünde sağlık kurulu raporu alınmasına karar verilmişti.
'Kulaksızlar çetesi' DGM'de
İzmir’de gerçekleştirilen “çete” operasyonunda gözaltına alınan ve aralarında, kapatılan Bayraklı Ülkü Ocağı’nın eski başkanının da bulunduğu 12 sanık, DGM’ye sevk edildi.
Emniyet yetkilileri, sanıkların sorguları sonucunda, Mehmet Kulaksız’ın, çetenin elebaşısı olduğunun belirlendiğini, “çıkar amaçlı suç örgütü oluşturarak adam kaçırma, darp, işkence, haraç alma, senet ve çek imzalatma” eylemlerini gerçekleştirdiklerinin tespit edildiğini kaydettiler. Sanıkların, özellikle okul ve işyeri taşımacılık ihalelerine giren firmalar üzerinde baskı kurup tehditle ihaleden çekilmelerini sağladıkları, kendi adlarına bu ihaleleri aldıkları belirtildi. Sanıklarla birlikte değişik çap ve markada 2 tabanca, 60 mermi, 72 adet alacaklısı belli olmayan 29 milyar 610 milyon liralık senet ele geçirildi. Çete elebaşı Kulaksız, DGM’ye giderken suçsuz olduğunu öne sürerek, MHP İzmir Milletvekili Yusuf Kırkpınar’ı suçladı. Kulaksız, “Bunlar Yusuf Kırkpınar’ın oyunu... Onların yaptığı servis işine ben de girdiğim için başımıza bu olaylar geldi. Ben suçsuzum.” dedi. İzmir CHA
Yasa zaten var
Alemdaroğlu, başörtüsü yasağı için 'Ben yasayı uyguluyorum. Meclis yasayı değiştirsin, uygulayayım.' dedi. Alemdaroğlu'nun yasak için yasayı öne sürmesine partiler tepki gösterdi. Milletvekilleri, başörtüsünü serbest bırakan yasanın zaten var olduğunu hatırlattılar.
Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile ‘özgürlük’ tartışması yapan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Meclis’i bu kez suçladı. Dün bir gazetenin sorularını cevaplayan Alemdaroğlu, ‘’Koysunlar yasayı uygulamazsak bize o zaman hesap sorsunlar.” dedi. Konunun dini yönden önemini tartışmayacağını belirten Alemdaroğlu, bu konuda ‘başörtüsünü bir parçalık bez’ diye nitelendiren Muğla Üniversitesi Rektörü Fığlalı’ya atıfta bulundu. “Ben bu konuda Anayasa ve yasaları konuşabilirim.” diyen Rektör Alemdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Parlamentoda onlar var, türban mı başörtüsü mü koymak istiyorlar, otursunlar yasayı çıkarsınlar, koysunlar. Bunu yapamayıp ondan sonra yöneticilerle öğrencileri karşı karşıya getirmek hangi anlayışa sığar? Parlamentodan çıkan bir kararı biz uygulamazsak o zaman bize hesap sorabilirler.” şeklinde konuştu.
Alemdaroğlu’nun yasa yok eleştirisine parlemontoda temsilcisi bulunan partilerden tepki geldi. İşte vekillerin görüşleri:
MHP: Zaten serbest
MHP İstanbul Milletvekili Bozkurt Yaşar Öztürk, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun ek 17. maddesinde zaten kılık kıyafet serbestliği olduğunu hatırlattı. Öztürk, “Uygulayacaksa bunu uygulasın. Kendisi bastırdığı kitapçıkta bu maddeyi sildirdi. Türkiye sınırlarında bayanlar için kılık kıyafet yasağı yok. Yorumdan yorum çıkarıyorlar. Yasağa, siyasi simge bahanesi uyduruluyor. İnsanın kafasının içindekini okumak mümkün mü? Cumhuriyetin temel ilkelerine ters nokta yok başörtüsünde. Siyasi fikir kullanananlar ayırtedilebilir. Devletin görevi, yaşla kuruyu ayırmaktır. Hepsini bir arada yakmak değildir. Mevcut yasaları adil bir şekilde uygulasınlar, mesele kalmaz. Türkiye rahatlar.” dedi.
FP: Kanun var
Fazilet Partisi milletvekilleri İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun sözlerine tepki göstererek, “Zaten başörtüsü kanunen serbest” diyorlar. Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz, “Böyle bir kanuna ihtiyaç yok. Problem uygulamadan kaynaklanıyor.” dedi. Bitlis Milletvekiili Zeki Ergezen ise, Alemdaroğlu’nun kanun çıkarlıması teklifini bir taktik olarak değerlendirerek, “Zaten böyle bir kanuna ihtiyaç yok. Kaldıki Üniversiteler kanun çıkarmaya gerek kalmadan demokrat ve özgür olmaları gerekir” diye konuştu.
DYP: Kanuni yasak yok
Yürürlükte bulunan hiçbir kanunun üniversite öğrencileri için bir yasaklama getirmediğini anlatan DYP Grup Başkan Vekili Turhan Güven, “Başörtüsü ile ilgili düzenleme yapan için kanun çıkarmak gerekmiyor. Bu MEB ve YÖK’ün kendi iç düzenlemesi ile olur.” dedi. TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Sebahattin Karakelle de, kanunlarda başörtüsü yasaklayan hiçbir düzenlemenin bulunmadığının altını çizdi. Karakelle, “Sayın Alemdaroğlu hukukun üstünlüğüne inanmıyor. Kanunlarda olmayan şeyleri yaparak suç işliyor, hukuku hiçe sayıyor” dedi. DYP Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay da, “üniversitelerde öğrencilerin kılık–kıyafetini yasaklayıcı kanuni bir engel yok. Yasaklamalar, anlayışlarına bağlı. Bir akademisyenin bakışı bu olmamalı.” dedi.
Haber Merkezi
İkinci bombayı koyamadı
Harbiye Orduevi’ne atacağı bombanın patlaması sonucu ölen DHKP–C militanı Hüsamettin Çınar’ın, aynı gün Beyoğlu Adliyesi’nde patlayan bombayı yerleştiren şahıs olduğu öğrenildi.
1975 Artvin ili Hopa ilçesi Kuledibi köyü nüfusuna kayıtlı Hüsamettin Ciner’in Ankara’da DHKP/C’nin ‘gençlik yapılanması’ içerisinde faaliyet gösterdiği, daha önce Kayseri’de düzenlenen operasyonlarda yakalandığı ve çıkarıldığı DGM’ce tutuklandığı kaydedildi. Serbest bırakıldıktan sonra Ankara DGM tarafından hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Ciner’in, bir ara Kocaeli’de yakalanarak tekrar tutuklandığı belirtildi. Açıklamada, Ankara’da serbest bırakıldıktan sonra İstanbul’a geldiği sanılan Ciner’in, ‘F tipi cezaevi uygulamasını protesto amacıyla, Harbiye Orduevi’ne yönelik patlayıcı madde koymak için eylem hazırlığı içerisinde olabileceğinin değerlendirildiği’ bildirildi. (İsmail SARIMEHMET / İstanbul ZAMAN)=-
Özgür tartışma özlemi
Dicle Üniversitesi’nin 26. eğitim ve öğretim yılının açlışına katılan bakanlar, üniversitelerin özgür tartışma ortamını hem kendi aralarında hem de toplumda oluşturan kurumlar olması gerektiğini vurguladılar.
Açılışta ilk konuşmayı yapan Devlet Bakanı Yüksel Yalova, Türkiye’nin geleceğe yönelik büyük hedefleri olduğunu dile getirerek, "Bu hedefler her gün hatırlanmalı ve taviz verilmemelidir. AB bizim için hedef değil araçtır. Mihenk taşımız çağdaşlık, gelişmişliktir. Hedefimiz örnek ve önder bir ülke olmaktır.” dedi. Türkiye’nin hedefinin Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak olduğunu söyleyen Devlet Bakanı Edip Safter Gaydalı ise, laiklik, özgür düşünce, demokrasi ve bilimsellik doğrultusunda hedefe ulaşılacağını vurguladı. Gaydalı, “Üniversitelerde eğitimin kalitesine önem vermek zorundayız. Çünkü üniversiteler bir ülkenin kale duvarlarıdır.” diye konuştu. Çevre Bakanı Fevzi Aytekin ise, öğrenciler ve gençlere karşı büyüklerin anlayışlı olması gerektiğine dikkat çekerek, “Birbirimizi anlayarak sağlıklı, çağdaş ve eğitimli bir toplum oluşturabiliriz.” dedi. Demokratik çıkışlarıyla dikkat çeken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in telgrafı davetlilerce uzun bir süre alkışlandı. (Kerbela ASLAN/Mehmet GÖKÇE / Diyarbakır CHA)
Bilim ideoloji kurbanı
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu bugünlerde yine gündemde. Bugüne kadar ünivesitedeki öğrenci eylemleri, hocalara uygulanan baskılar, öğretim elemanlarının üniversiteden kaçışı, üniversitede yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlükler gibi daha sayabileceğimiz pek çok sebeple devamlı ülkenin gündeminde boy gösteren Alemdaroğlu, şimdi de üniversite açılışında Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile girdiği söz düellosu sebebiyle gündemde.
Alemdaroğlu, bir gazeteye verdiği demeçte lafı döndürüp dolaştırıp yine başörtüsü konusuna getirmiş. Alemdaroğlu topu siyasilere atıyor ve 'Onlar yasa çıkardı da biz uymadık mı?' demeye getiriyor. Önce, bilimin bayrak olduğu bir kurumun nasıl ideolojik saplantılara kurban gittiğine birkaç örnek vermek istiyorum. İstanbul Üniversitesi’nin kökü Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra kurulan Fatih medreselerine kadar uzanıyor. Bilimin beşiği olması gereken bu kurumda Alemdaroğlu, üniversite hocalarına iki yıl önce şöyle talimat vermişti: “Başörtüsü ile mücadele için gerekirse bilimsel çalışmalarınıza bile ara vereceksiniz”. Dünyanın hiçbir üniversitesinde bilim, böyle bir ideolojiye kurban edilmez. Üniversitedeki bilim adamlarına uygulanan baskılar, bilimsel çalışmaları engellemeler ise cabası. Alemdaroğlu, daha geçtiğimiz hafta bilimsel bir kongrede tebliğ sunmak için izin isteyen bir bilim adamına izin vermedi. Üniversite hocalarının kitaplarını SEKA’ya gönderen de kendisi. Bu hareketinden dolayı ünü sınırlarımızı aşan Alemdaroğlu’na Almanya’nın en saygın gazetesi, Frankfurter Allgemeine Zeitung ‘kitap düşmanı’ dedi. Ayrıca, bir cerrah olan Alemdaroğlu’nun uluslararası bilim camiasında da hiçbir tanınırlığı yok. Uluslararası dergilerde yayınlanan bir bilimsel makalesini de hatırlamıyorum. Koskoca 5 bin civarında öğretim elemanı olan İstanbul Üniversitesi’nin 1999 yılında Science Citation Index’e giren yayın sayısı kaç biliyor musunuz? Sadece 439.
Gelelim başörtüsü konusuna. Alemdaroğlu’nun siyasilere atıf yaparak, ‘yasa çıkarsınlar uyalım’ demesi demagojiden başka bir şey değil. Zaten yasa var. 2547 Sayılı YÖK Yasası’nın ek 17. maddesi şöyle diyor: “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak şartıyla yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir.” İşte yeni bir yasa çıkarmaya gerek yok. Kanun açık. Üniversitelerde başörtüsünü yasaklayan bir kanun var mı ki? Ama Sayın Alemdaroğlu ve onun gibi düşünenler bu kanunu yok sayıyor. Hatta Alemdaroğlu 1998 yılında üniversitenin bastığı ‘Yüksek Öğretim ve İstanbul Üniversitesi Mevzuatı’ isimli kitapta ek 17’nci maddenin bulunmasını hazmedememiş ve piyasadaki bütün kitapları toplattırarak 279’uncu sayfasında yer alan ek 17’inci maddenin çıkarılmasını sağlamıştı. İşte 1990 yılında çıkan bu yasanın iptali istenmiş; ancak Anayasa Mahkemesi davayı reddetmişti. Pek çok mağdur başörtülü öğrencinin açtığı davalarda ek 17. maddeyi gerekçe göstererek öğrencileri haklı bulan mahkeme üyelerinin başına gelenleri de unutmayalım. Çünkü lehte karar veren mahkeme üyelerinin hepsi kararı verdiği günün hemen sonrası sürgün edildi. Ek 17. madde hâlâ yürürlükte ve yeni bir yasaya gerek yok. Yeter ki yasama yetkisini elinde bulunduranlarda irade olsun.(Tuncer ÇETİNKAYA / Haber Analiz)
Polisin lojmanı da yok
Ekonomik durumları hayli kötü olan polislerin en büyük sıkıntılarının başında lojmanların yetersizliği geliyor. 178 bin kişilik teşkilat, yalnızca personelinin yüzde 19’una lojman imkanı sunabiliyor. Ankara’da ise bu oran yüzde 8.
Ek zam tasarıları defalarca Bakanlar Kurulu’ndan dönen polislerin mesai ücretlerine verilen zam da polisin derdine deva olmadı. Özellikle büyük şehirlerde görev yapan polisler, kira ücretleri altında eziliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren İnşaat Emlak Dairesi Başkanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görevli 178 bin 500 polis için, yalnızca 35 bin lojman bulunuyor. Kısacası teşkilat, polislerin yalnızca yüzde 19’una lojman imkanı sunabiliyor. Metropol illerde ise bu oran yüzde 8’lere kadar düşüyor.
Ankara’da görev yapan polislerin yüzde 8'i, İstanbul’da görev yapan polislerin yüzde 13’ü ve İzmir’de görev yapan polislerin ise yüzde 12’si lojman imkanından faydalanıyor. Metropol illerde ise yüzde 8’lere kadar düşen bu oran bazı illerde ise, yüzde 65’lere kadar ulaşıyor. Bingöl’de bulunan polislerin yüzde 65’i, Bitlis’te görev yapan polislerin yüzde 64’ü ve Edirne’de görev yapan polislerin ise yüzde 53’ü lojman imkanından faydalanabiliyor. (Sema ÖZCAN / Ankara ZAMAN)
Elektrik kaçağına hapis cezası
Kaçak elektrik kullanımının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde önemli boyutlarda artması, yetkilileri caydırıcı önlemler almaya yöneltiyor.
Iğdır’da, 24 saat denetim yaparak kaçak elektrik kullananları belirleyen TEDAŞ yetkilileri kaçakçılara para cezası keserken; Iğdır’da son iki yıl içinde kaçak elektrik kullanmak suçuyla savcılığa sevk edilen 17 kişiden 12’sinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği öğrenildi. TEDAŞ Iğdır kaçak kontrol takip şefi Burhan Tekaltı, kurulan ekiplerin vardiyalı çalışarak kaçak elektrik kullanımının önüne geçmeye çalıştıklarını belirterek, “1997 yılında Iğdır ilinde elektrik kayıp oranı %86’lardaydı. Yaptığımız kontroller sonucu kayıp elektrik oranını 1998 yılında % 51’e düşürdük. 2000 yılında bu oranı % 30’lara indirmeye çalışacağız.” dedi.
Iğdır'da geçtiğimiz yıl kaçak elektrik kullanan 941 kişiye toplam 104 milyar lira para cezası kesildiği kaydedildi. Iğdır CHA
Viraja hızlı girdi: 6 ölü
Mustafa İncebacak yönetimindeki yolcu minibüsü, Karabük’ün Yenice ilçesi Örenköy mevkiinde dikkatsizlik nedeniyle virajı alamayarak uçuruma yuvarlandı.
Kazada, sürücü Mustafa İncebacak, Mehmet Ustaoğlu, Hatice Ustaoğlu, Muhammet Ballı (53), Burhan İncebacak (27) ve Şaziye Ustaoğlu (50) kaldırıldıkları Karabük Devlet Hastanesi’nde yaşamlarını yitirdi. Bu arada Bolu’nun Mudurnu ilçesinde önceki akşam saat 23.00 sıralarında 14 EU 532 plakalı kereste yüklü kamyon ile 52 EB 005 plakalı özel araç, Taşkesti yolu 4. kilometrede hatalı sollama sonucu çarpıştı. Kazada, özel araçta bulunan Mehmet Ay (45), Ömer Sarpkaya (29), Yakup Akkurt (14) ve Mehmet Yılmaz (40) öldü.
Bin başkana haciz
SSK, bin belediye başkanının maaşına haciz işlemi uyguladı. Başkanların şahsi eşyalarına da el konuyor. Başkanlar isyanda.
SSK Genel Müdürlüğü, belediyelerin sigorta prim borcunu ödemeyen belediye başkanlarının maaşları ve belediyelerin sahip oldukları gayrimenkullere haciz işlemi uyguluyor.
SSK yetkilileri, belediyelerin kuruma yaklaşık 240 trilyon lira sigorta prim borcu bulunduğunu belirterek, yaptıkları çeşitli uyarılara rağmen, bu borçların ödenmediğini bildirdiler. Borçların ödenmesi amacıyla 1 Eylül 2000 tarihinde sigorta il müdürlerine gönderdikleri genelgede, prim borcunu ödemeyen belediye başkanlarının maaşları ile şahsi mal varlıkları ve belediyelerin sahip oldukları gayrimenkullere haciz işlemi uygulanmasını istediklerini anlatan yetkililer, aradan geçen 1 aylık sürede prim borcunu ödemeyen toplam 1000 belediye başkanının maaşına haciz işlemi başlattıklarını kaydettiler.
Ev ve arabalarına da haciz
Tapu dairesi ile trafik müdürlüklerine de birer yazı göndererek, borçlu belediye başkanlarının şahsi gayrimenkulleri ile araçlarına da haciz işlemi uyguladıklarını vurgulayan yetkililer, maaşlarına haciz işlemi uygulanan bazı belediye başkanlarıyla yaptıkları görüşmenin ardından, prim borçlarının ödenmesi konusunda bir uzlaşmaya vardıklarını belirttiler.
SSK’ya primlerini düzenli ödeyen ve kuruma borcu bulunmayan belediyelerin ise daha çok büyükşehir belediyesi olması dikkat çekiyor. Borcunu düzenli ödeyen bu belediyelerden bazıları şöyle: Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Adana Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Samsun Büyükşehir Belediyesi ile Mersin Büyükşehir Belediyesi.
Tek çarem kapıya kilit vurmak
Belediyenin tüm alacaklarına, borçları nedeniyle el konuldu. Belediyemizin yaklaşık 1 trilyon lira borcu var.
Buna karşılık belediye İller Bankası’ndan aylık 5 milyar lira alıyor. Borçlarımız nedeniyle alacağımız bu gelirin tümüne el konuldu. Belediyede toplam 77 personel görev yapıyor, personele maaş ödeyemiyoruz. Çalışanların sosyal hakları da 14 yıldır ödenmiyor. SSK’ya 50 milyar lira borcumuz var. Bu kuruma, alacaklarının taksitlendirmesi konusu için başvurduk. Ancak, kabul edilmedi. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Yapabileceğim tek şey; belediyenin kapısına kilit vurmak. Ama o da yasak olduğu için yapamıyorum. İlgililerden destek bekliyorum.
Vekiller bizi rakip görüyor
Eylülde Türkiye Belediyeler Birliği toplantısında yaptığı çıkışla herkesin dikkatini çeken Mardin Belediyesi, iflasın eşiğinde.
Bugün Türkiye’de bulunan 3 bin 215 belediyenin 215 tanesi mutluysa 3 bin tanesi benim gibi mutsuz. Türkiye’deki belediyelerden en az bin tanesi benim belediyemle aynı dumunda. Milletvekilleri, belediye başkanını kendisine rakip olarak gördüğü için başarılı olmasını istemiyor. Bölgeciliği, bölücülüğü Ankara’daki falan değil gene biz yapıyoruz. Bizim seçtiğimiz siyasiler yapıyor. Bu çekişme arasında ne yazık ki olan halka oluyor. 795 milyon lira olarak belirlenen maaşın büyük bölümünü ben alamıyorum. Bir başka kamu kurumundan ödünç aldığım arabayı makam aracı olarak kullanıyorum. Politikaya girdiğime pişmanım. Belediye başkanlığı görevine bir daha asla talip olmayı düşünmüyorum.
Eski başkanlar da hacizli
SSK, prim borcu bulunan belediyelerde daha önce belediye başkanlığı yapmış şahısların mal varlıklarına da haciz uyguladı.
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın da Fatih Belediye’sinin eski borçları nedeniyle maaşına haciz geldiği iddia edildi. Maaşlarına haciz gelen belediye başkanları araasında konuşulan bu iddiayı sorduğumuz İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, bu konuda herhangi bir bilgisinin olmadığını söyledi Bu konuda en göze çarpan diğer bir örnek de Eminönü eski Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya. Ahmet Çetinsaya, kendisine SSK tarafından ödeme emri geldiğini belirterek “Devlet kendine ait hakları, devleti soyanlardan alamazken, eski başkanlardan almaya çalışıyor. Bunlar ancak Uganda Cumhuriyeti’nde olur. Ben kendi dönemimde 1989–1997 arasındaki SSK borçlarını ödedim. Devlette devamlılık esastır. Şu anda başkan değilim. Son derece gülünç işler yapılıyor. Devlete hizmet ettik, karşılığında bunu görüyoruz.” diye konuştu. Çetinsaya, haciz işlemlerine karşı hukuki girişim başlattığını ifade etti.
Bari kapatsınlar
Devlet para vermiyor, hem de para toplama yetkisini kısıtlıyor. Bari belediyeleri kapatsınlar, vali ve kaymakamlarla idare etsinler.
1985’te 900 belediyeye bütçeden yüzde 10’luk pay aktarılırken, 2000 yılında 3215 belediyeye bütçeden yüzde 5,25’lik pay veriliyor. Ankara istiyorsa kendi atamalarıyla gönderdiği vali ve kaymakamlara bizim görevlerimizi versin. Böylece telefonla talimat vererek işleri yürütürler. Daha dün yayınlanan genelge ile Bayındırlık Bakanlığı Çemişgezek’te dahi yapılacak bir binanın imar izni yetkisini kendisi aldı. Çay ocaklarını dahi denetleyemiyoruz. Kamuoyu ne şartlar altında hizmet ürettiğimizi bilmeli.
Yasa hemen çıksın
125 belediyenin üye olduğu Mahalli İdareler Sendikası ve Çankırı Belediye Başkanı Ahmet Dukan: SSK’nın uygulamalarına karşılık borcu olan kamu kurum ve kuruluşlarının sularını kesme gibi bir uygulama bazı belediyelerde söz konusu olabilir.
Belediyeler yıllardır bu tür tehditvari uygulamalarla karşı karşıya. Bu nedenle Mahalli İdareler Yasası en kısa zamanda çıkarılmalıdır. Belediyeler, yeni hak ve imkanlar ararken her gün aleyhte uygulamalarla zor durumda bırakılıyor. Belediyelerin borçları faizler nedeniyle günden güne artıyor. Biz bu borçların en azından faizlerinin silinip ana paraların 36 ay vadeyle İller Bankası payından kesilmesini beklerken sigorta prim borçları için getirilen bu uygulama bizi daha da zor durumda bırakacak.
Sıkıntı daha da büyüyecek
Marmara Boğazları Belediyeleri Birliği Başkanı Ahmet Bahadırlı: Belediyelerin içinde bulunan mali sıkıntı her geçen gün artıyor. Yerel demokrasi zedeleniyor. Durumu protesto ediyorum. Önümüzdeki aylarda sıkıntı daha da büyüyecek. Başkanların öz mal varlıklarına haciz yöntemi her şeye zarar verir.
Devlete arsa verelim
Erzincan Üzümlü İlçe Belediye Başkanı İhsan Akbaş: Devlet bizleri keriz yerine koymasın. Devlet faizleri kaldırsın. Biz de ana borca karşılık arsa ve bina verelim. SSK borçları maaşlara konulacak olan haciz ile ödenmez.
Eyüp BOĞAZKESEN / Habib GÜLER / Murat UÇAR / Şeyhmus
EDİS / Burhan TORUNLAR / AA
Bakan Gemici, hukuka takıldı
Devlet Bakanı Hasan Gemici’ye bağlı bulunan Aile Araştırma Kurumu ile Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün kanun hükmünde kararname (KHK) ile lağvedilmesi çalışmaları Anayasa Mahkemesi’nin Yetki Kanunu iptaline takıldı.
Kararname, Gemici tarafından hazırlanarak Başbakanlığa gönderildi. Fakat Bakanlar Kurulunda imzaya açılmaya hazırlandığı sırada Yetki Kanunu iptal edilince kararname kadük hale geldi. Kulislerde ise lağvedilme çalışmalarının altında kadrolaşma düşüncesinin yattığı iddia edildi. Kararname ile söz konusu iki kurumun lağvedilip, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı Aile ve Çocuk Hizmetleri Bölümü’nde birer şube müdürlüğü haline getirilmesi öngörülüyor. Sadullah ÖZCAN / Ankara
Kasırga'da 9 kritik soru
VAVEK Başkanı Kılıçdaroğlu, Egebank soruşturmasında kamuoyuna gerçek ilgilerin aktarılmasını istedi.
Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği (VAVEK) Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Egebank ile el konulan diğer bankalar için yetkililere 9 soru yöneltti. Kılıçdaroğlu’nun soruları şöyle:
Murat Demirel Egebank’ı devralırken, Hazine Müsteşarlığı, Bankalar Yasası’nın öngördüğü koşulları aradı mı? Bu izin kimlerin imzasıyla verildi?
Egebank, Türk Ticaret Bankası, İnterbank ve Bank Ekspres dahil, el konulan bankalar için Yeminli Murakıplar kaç rapor düzenledi, akıbetleri ne oldu?
Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan suç duyurusu ile bankalara el konulduğu tarihe kadar geçen sürede, Hazine Müsteşarlığı görevini neden yapmadı?
Egebank’a 22 Aralık’ta el konulurken Murat Demirel, ablaları ve Gökalp Baştürk’ün malvarlıklarına ancak 30 Aralık’ta tedbir konuldu. Bu gecikmenin kamuya maliyeti ne olmuştur?
Demirel'e hangi kamu bankaları, hangi şartlarda ne kadarlık kredi açtı? Bu bankaların yöneticileri hakkında daha önce yapılmış suç duyuruları var mı? Kimler, genel müdürlerin yargı önüne çıkmasını engelliyor?
Demirel’le ilgili yapılanlar, aynı durumdaki diğer banka yönetici veya sahipleri için neden yapılmıyor?
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, el konulan 8 bankaya ne kadar para aktardı?
5 bankaya el konulurken Yaşarbank’a niçin ayrıcalıklı davranıldı?
Banka operasyonlarıyla ilgili, bürokraside bir inceleme ya da soruşturma açıldı mı?
|