Amerika'nın imam hatipleri
Devlet, dinî okul açamaz Amerika'da; çünkü o, çeşitli dinlere mensup vatandaşına eşit mesafede durmak zorundadır. O yüzden devlet okullarında (public school) doğrudan din eğitimi yoktur.
Buna rağmen devletin bir görevi de devlet okullarındaki dindar öğrenciye yardımcı olmaktır. Başkan Clinton'ın 30 Mayıs 1998'de yaptığı konuşmada bu açıkça vurgulanıyor. O konuşma, Eğitim Bakanlığı'na ait web sayfasının (www.ed.gov.speeches/08–1995/religion.html) tepesinde hâlâ duruyor.…
Devlet direkt dinî okullar açmadığına göre, çocuklarına dinî eğitim vermek isteyen aileler ne yapıyor, hangi kapıyı çalıyor? Devlet bu görevi cemaatlere devretmiş durumda. Evet yanlış okumadınız; devlet cemaatlere böyle bir misyon yüklemiş; ya da cemaatler böyle bir göreve talip olmuş, devlet de onlara yardımcı oluyor.
Bu düşüncenin hayata ne kadar geçirildiğini anlamak için National Center for Education Statistic (NCES) tarafından her iki yılda bir yayınlanan istatistiklerin sonuncusuna (1998) bir kere göz atmak yeter. Buyrun size oradan birkaç rakam: ABD'de toplam 27.402 özel okul (ilk, orta ve lise) bulunuyor. Bu özel okulların yüzde 48' i Katoliklere, yüzde 30'u da diğer dinî cemaatlere ait. Bunların içinde Müslümanların açtığı dinî okullar da var. Dinî kimlik taşımayan özel okulların sayısı sadece yüzde 22. Bir başka deyişle özel öğretim kurumlarında şu an bulunan 5 milyon 76 bin öğrencinin yüzde 78'i dinî okullarda okuyor. Bir de bu okullardan yıllardır mezun olan milyonları düşünün… Amerika ne kadar büyük bir tehlike altında (!) değil mi?
Cemaatlerin maddi desteğiyle ayakta duran bu okulların mezunları, diplomalarını ellerine alıp kendilerine ilahiyat fakültesi mi arıyor? Hayır. Meslek edinmek için kilise, havra veya cami kapılarını da eskitmiyor bunlar. Çünkü bu okullarda da matematik, fizik, kimya, edebiyat gibi dersler öğretiliyor. Dolayısıyla halkına hizmetle mükellef devlet, onları 'dincisin sen dinci kal'' kıskacına sokmuyor. Böyle olunca ülke elden mi gidiyor, dinciler devleti ele mi geçiriyor?
Artık 'Ama bizim ülkemizin durumu farklı' diye başlayan masalları kimse yutmuyor, yutmayacak da. İnsanlar çocuklarına dinî eğitim vermek isterse ne olacak; devlet bu soruyu cevaplamak zorunda. Ya imam hatiplerde olduğu gibi programını, öğretmenini, müfettişini kendisinin ayarladığı okulların –daha verimli hale getirici düzenlemelerle birlikte– önünü açacak. Ya da bu işi ABD'de olduğu gibi cemiyetlere ve cemaatlere devredip onları sadece denetleyecek; hatta çalışmalarında onlara yardımcı olacak. Bunun şakası bile bazılarının uykusunu kaçırır bilirim. Bir ihtimal daha var; ama onu söylemeye dilim varmıyor: Dinî eğitim anlamsız dayatmalardan ve imha planlarından dolayı yer altına iner, insanlar çocuklarını ruhsatsız ellere teslim eder. İşte asıl kâbus budur ve bunun sorumlusu demokrasiyi yanlış yorumlayıp vatan evladını devletine küstürenlerdir.…
Devlet düşmanlarına özgürlük
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'ya göre 'hiçbir ülkede, düşünceye tam özgürlük olamaz'mış. Gerçekten de öyle mi? Elbette ki hayır, sayın Prof. arkeolojik varsayımlarını genelleyerek dile getiriyor o kadar. İnsan konuşmadan önce dönüp 'O daha çocuk' dediği insanların keşfettiği demokratik dünyaya bir bakar. Mesela Amerika'da devlet düşmanlarının da örgütlenme, propaganda yapma vs. özgürlükleri var. Mesela Survivalists adlı grubun ana düşüncesi devlet düşmanlığı üzerine kurulu. Halkı 'Yeni dünya düzenine' karşı çıkmaya çağırıyor örgüt. Hele bir Militias (Milisler) diye bir grup var ki adamlar silahlandıklarını açıkça söylüyorlar. İnternet'teki web sayfalarını görseniz dudaklarınız uçuklar. Neo– Nazilerin, ırkçı KKK örgütünün askeri kamplarından silahlı gençlerin fotoğraflarına bakmak isterseniz size yüzlerce web adresi verebilirim; evet yüzlerce web sayfası, hatta o sayfalarda mezkur fanatikler bomba yapma tarifleri yayınlıyor. Pek çoğunun belki de ruh sağlığı bozuk; buna rağmen bu adamlar, protesto gösterileri yapıyor, video kasetleri dağıtıyor, kitap, broşür, dergi yayınlıyor. Bu noktaya kadar her şey düşünce özgürlüğü çerçevesinde kabul ediliyor; çünkü bu özgürlük yanlışlara da yaşama hakkı veriyor.
İşin püf noktası, bu örgütlerin fikir aşamasından fiilî suça geçmesinde ortaya çıkıyor. İşte o noktada FBI ya da State Polis enselerinde bitiyor, derdest ediyor ve elindeki delilleri mahkemeye sunuyor.
Bitmeyen efsane: CAT
Amerika'nın en popüler müzik kanallarından biri olan VH–1, yaklaşık bir aydır bir zamanların efsanevî şarkıcısı Cat Stevens'ın hayatını konu eden programını reklam ediyordu. Behind the Music serisi içinde hazırlanan program, 1 Ekim akşamı ekranlara geldi. Şöhretinin zirvesindeyken Müslümanlığı seçen sanatçının hayatı, bir buçuk saati aşkın bir programla gündeme taşındı. Çocukluğundan başlayarak günümüze kadar sunulan biyografide zengin görsel malzeme kullanılmış. Tabii programın en ilginç bölümlerinden biri, sanatçının İslamiyet'i tercih edişi ve Müslümanlıktan anladığı mananın sunuluşuydu. VH–1 objektif medyanın en iyi örneklerinden birini verdi, en küçük bir imada bulunmadığı gibi sanatçının sesinden ezan ve Kur'an dinleme imkânı sundu.
Bizde de müzik kanalları var; acaba kaçının VH–1'nın yayınladığı bu eşsiz dokümanı yayınlayacak yüreği vardır? Müzik bağlamında bile olsa konu din olunca hayatın sınırları daralıyor Türkiye'mde.…
Yazarımızın en son yazıları
23/09/2000... Said'in hikayesi
|