Tantan'ın MİT'e bakışı
Öteden beri tek başına yolsuzluk kelimesini kullanmayı tercih etmeyen, bu olayın meşru ekonomik düzene alternatif bir sistem haline dönüştüğünü belirtip yolsuzluk ekonomisi deyimini ortaya atan İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, bu kez "inanç fakirliği" gibi ilginç bir kavramı dile getirdi.
<ş> Dün Tantan'a, bu deyimin ne anlama geldiğini sordum. Ama önce, üç gün önce Ankara'da gazeteciler önünde söylediği şu sözlerine özetle bakalım:
"Bütün terör örgütleri faaliyet alanlarını, güçlerini yolsuzluk ekonomisinden almaktadır. Eğer yolsuzlukla mücadeleyi toplu bir mücadeleye dönüştüremezsek dini, bölücü örgütlerle mücadelede de yetersiz kalırız. Bunu sağladığımız zaman, halkımızın yoksulluğu ortadan kalkacaktır. İnanç fakirliği, zihinsel fakirlik ortadan kalkacaktır. Çünkü, yolsuzluklar insanları yoksullaştırıyor, yoksulluk cahilleştiriyor, cahillik onları terör örgütlerinin kucağına atıyor."
Yolsuzlukları Türkiye'nin güvenliği için birinci öncelikli tehdit olarak gördüğünü belirten, diğer iki öncelikli tehdit olan "bölücü terör" ve "irticanın" kaynağı olarak da yolsuzlukları gösteren Tantan, irtica—yolsuzluk ilişkisini işte bu "inanç fakirliği" deyimi ile anlatıyor. Dün, "inanç fakirliği" kavramını şöyle anlatıyor:
"Yolsuzluklar, gelir dağılımında haksız kazanç ortaya çıkarıyor. Sadece çoluk çocuğunun geçimini, evine götüreceği ekmeği düşünen bir insanın inanç açısından da kendisini geliştirmesi mümkün değil. İnanç sadece Kur'an okumaktan, namaz kılmaktan ibaret değil. İnancın da bir felsefesi var. Bu yoksul insanlarımızın cemiyetten de alacağı hiçbir eğitim yok. Aslında inanç fakirliği bütün İslam ülkelerinde var. İslam'ın bize vermiş olduğu o zenginliğin fakir üyeleriyiz."
Tantan'ın, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın daha çok "dış istihbarata" yönelmesi gerektiğini söylemesinin de aslında bu konuyla ilişkisi var. Resmi gezi için gittiği Gürcistan'da söylediği şu sözlerin bütünlüğünden de bu anlamı çıkarmak mümkün:
"İnsanların, inançlarını iyi öğrenemedikleri zaman birtakım illegal istihbarat örgütlerinin de desteğiyle yanlış kutuplaşmalara girerek kendi ülkeleri için bir tehdide doğru gittiklerini gözlemliyoruz. O açıdan bakıldığında 21. yüzyıl, istihbarat örgütlerinin tamamen bir psikolojik savaşı şeklinde geçecektir. Bizim ülkemizde de kaçınılmaz olarak MİT'in dış istihbarat teşkilatı olarak yeniden örgütlendirilmesi ve nitelikli olarak geliştirilmesi, iç istihbaratın yeniden örgütlendirilmesi gerekiyor."
Tantan dün, "MİT'in iç istihbarat ile ilgili yetkilerini mi istiyorsunuz?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Zaten Emniyet'in iç istihbaratı nitelik olarak çok gelişmiş vaziyette. Hangi kurum olursa olsun, bütün kurumlar ne kadar güçlü olursa işimiz o kadar kolaylaşır. Kurumlar, teknolojik olarak, nitelik olarak ne kadar güçlü olursa güvenlik ortamının sağlanması o kadar kolaylaşır."
Aslında Tantan, bir süre önce İstanbul'daki bir toplantıda da bu konuya değinmişti. Türkiye'de yıllardır kapalı ve örtülü bir savaş verildiğini, devlet kurumlarının kendilerine göre bu savaşa karşı büyük mücedele verdiğini belirtmiş, ancak koordinasyonsuzluktan yakınmıştı:
"İç ve dış güvenlik açısından ülkemizde bir koordinasyonsuzluk mevcut. 1965—80 arası ülkemizde yaşanan iç kavgada, 1980—2000 arası bölücü hareketlere bakıldığında ne acıdır ki, bu olaylara sebep olan unsurları araştıran bir ilmî araştırma yapılmamıştır.''
Üç farklı yerde ve üç farklı zamanda kullandığı bu cümlelere baktığımızda, güvenlik kurumlarının kendi ana görev alanlarında çok daha aktif olmaları ve koordinasyona önem verilmesi arzusunu dile getirdiği ortaya çıkıyor.
Aslında şu cümlesiyle de bu ahenge ulaşmanın o kadar zor olmadığını belirtiyor: "Güvenlik güçleri, nitelik, lojistik ve teknolojik olarak olağanüstü şartlara ihtiyaç duymadan bütün bu operasyonları yapacak seviyeyi aşmış vaziyette."
Tantan, "Yolsuzlukla mücadelede daha işin başındayız, bazı kurumlar henüz bu mücadeleye hazır değil" sözlerinin, bu konuda ortak bir devlet iradesi yokluğu anlamına gelmemesi gerektiğini belirtiyor:
"Yolsuzluk yapanların kullandığı bilgi ve tekniğin aynısını geliştirmek gerekiyor. Kurumlar bugüne kadar klasik çalışıyordu, gelen bir ihbarı değerlendiriyordu. Oysa ortak ve uzmanlaşmış bir düşünce lazım. Cumhuriyet savcıları ve diğer kurumların birlikte çalışması, bu çalışmanın kurumsallaşması lazım."
Emniyet'in kurumsallaşma yolunda bugüne kadar attığı adımlara ilaveten dün şöyle diyor:
"Yazı dizinizde polis akademisinden, kurmaylık eğitiminden bahsediyorsunuz. Bugün basın toplantısı yaptım. Polis akademisini üniversiteye, polis okullarını meslek yüksekokuluna dönüştürdük."
f.mercan@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
01/
07/
2000...
Sözünde durdu desteği hak ediyor
08/
07/
2000...
Çankaya'daki bir randevu
15/
07/
2000...
Cep defterindeki ölüm listesi
19/
08/
2000...
Şam'dan Adana'ya takip: Fehriye'nin son anda kaçışı
26/
08/
2000...
Karargâhın adı: Konur sokak, numara 40
02/
09/
2000...
Keyfî telefon dinlemenin sonu
09/
09/
2000...
Bir liste, bir gazeteci...
16/
09/
2000...
Bütün mesele o iki cümlede
23/
09/
2000...
7 milyar dolar öder miyiz?
30/
09/
2000...
Sadece bir başlangıç
|