GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


HABERLER 


Camiler Haftası'nda hasar utancı

Depremin hasar verdiği camiler yürek sızlatıyor. Vakıflar, ödeneksizliği gerekçe gösteriyor. 'Biz yaptıralım.' diyen cemaat ise bürokrasiye takılıyor. Depremin yıkamadığı camileri ilgisizlik yıkmak üzere.

Camiler Haftası'nın sembolik bir şekilde kutlandığı ülkemizde depremde hasar gören tarihî camilerimizin içler acısı hali yürekleri sızlatıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ödeneksizlikten, cemaatin bürokrasiden dolayı el süremediği tarihî camiler, depremde ayakta kalmayı başardı, ancak, ilgisizlik karşısında bunu başarabilecek mi bilinmiyor.

2 bin 500'ü aşkın cami bulunan İstanbul'da hasar gören 176 cami tamir edilmeyi bekliyor. 99 rakamlarına göre ağır hasar gören 34 cami için 6,5 trilyon liraya ihtiyaç olduğu belirtilmişti. Hasar gören eserlerin en meşhurları Fatih, Beyazıt, Hırka–i Şerif, Mihrimah Sultan, Küçük Ayasofya, Eminönü Mahmut Paşa, Atik Ali Paşa camileri.

Bu bakış açısı değişmeli

İstanbul Müftüsü Necati Tayyar Taş, devamlı ödenek sıkıntısından bahsedildiğini belirterek, "Bu konuya bakış açısı değişmeli. Vakıf'taki hukuki yapı günün şartlarına göre yeniden düzenlenmeli. Eski eserler haritası yeniden ele alınmalı." dedi.

Türkiye'deki tarihî eserlerin yüzde 70'ini barındıran İstanbul'u ayrı ele almak gerektiğini vurgulayan Taş şöyle devam etti: "İstanbul Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı. Türkiye'ye gelen İstanbul'a geliyor. Vakıf hepsine yetişemiyor. Ama yapıdaki hantallık yüzünden vatandaşa da kolaylık gösterilemiyor. Bazı vakıf camilerinde cemaat, 'Bize kolaylaştırıcı düzenleme yapılsın, biz camimizi ihya ederiz.' diyor. Bürokrasiyi aşamıyorlar. Mesela bazı zenginler gelip her şeyini yapayım, demiştir. Adama fırsat verememişizdir. Vakıf personeli yoksa takviye etsin, sivil teşekküllerden destek alsın ya da camileri bize teslim etsin. Kendi camilerimizin bakımını en güzel şekilde yaparız. Kontrolünü yine yapsınlar. Çatlaklara zamanında müdahale kolay ve ucuz. Ama geç kalındığında maliyet birkaç katına çıkıyor."

Fatih Camii'nin dramı

Fatih Camii'nin durumuna da değinen Taş, "İstanbul deyince Fatih Sultan, Fatih Sultan denince Fatih Camii akla gelir. Pilot camidir. Vatandaş ibadet, turist ziyaret için burayı tercih eder. Bu camimizin maruz kaldığı muamele bir dramdır. Bir sene önce kurulan iskele hâlâ duruyor. Bugünlerde ufak tefek bir şeyler yapılıyor; ancak sadra şifa değil." diye konuştu.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne de sorularımızı yönelttik. Onlar da genel müdürlükten izin alıp cevap vermek istediler. Ancak fakslarında bir haftadır süren arıza sebebiyle bölge müdürlüğüyle genel müdürlük arasında izin problemi çözülemediği için haberi yayına verdiğimiz saate kadar hâlâ cevap gelmemişti.

Küçük Ayasofya Camii (527)

1473 yılın yorgunluğunu taşıyan cami, 17 Ağustos'ta bir darbe daha alarak ciddi hasar gördü. Kubbede ve yan duvarlarda belirgin çatlak ve yarıklar var. Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden gelen uzmanlar 3 trilyon lira hasar tespit edip gittiler. Ondan sonra hiçbir şey yapılmadı.

Camiyi ilgisizliğin yanı sıra hemen yanından geçen tren yolu da tehdit ediyor. 10–15 dakikada bir geçen tren her seferinde 2–3 arası deprem etkisi oluşturuyor. Bu yüzden caminin tren yoluna doğru 35 cm. kaydığı belirtiliyor.

Cemaatten İdris Türüdü (56), "Göz göre göre bir eser gidiyor. Bir gün kubbenin üzerimize çökmesinden endişe ediyorum. Halbuki vatandaşa bırakılsa mabet ihya olur." derken, Ahmet Karataş (70) "Tren yolunun titreşimi yıpratıyor. Tramvay olsa şiddet azalır." dedi.

Fatih Camii (1471)

17 Ağustos depreminde iç kubbelerde çatlaklar oluştu. Ana kubbedeki pencerelerin alçı kısımları döküldü. Sol minarenin 2. şerefesinin yukarısında çatlak var. Şadırvandaki kubbelerde ciddi hasar var. Henüz buralara başlanmadı. Depremden sonra yapılan incelemede 500 milyar lira hasar tespiti yapıldı. 20 milyar lira tahsis edildi. Cami içine Ramazan ayında iskele kuruldu. Yaklaşık 1 sene bekleyen iskelede geçtiğimiz günlerde tahsis edilen 80 milyar lira ile faaliyet başladı.

Şimdi yukarıdaki kurşunlar değişiyor. İçerde sıvalar dökülüyor. Ancak çalışmalar yetersiz. Camiyle ilgilenilmediğinden şikâyet eden cemaat, tamiratın yıllar süreceğinden endişe ediyor.

Gazi Atik Ali Paşa Camii (1497)

Bursa ekolünden İstanbul ekolüne (çok kubbeden tek kubbeye) geçişin örneği. Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra ilk yaptırdığı ve şu an bulunmayan caminin kopyası olarak inşa edilen Atik Ali Paşa Camii yıkılma riski taşıyor.

En tehlikeli hasarlar son cemaat mahallinin solundaki sütundaki 10 cm'lik kayma ve ön sağ kubbedeki hasar. Fil ayağının tuttuğu duvarda ve revakların tepelerinde de çatlaklar göze çarpıyor.

Uzmanların o dönem 300 milyarlık hasar belirlediği camiye ödenek ayrılmadı. Ancak cemaatin gayreti ile acil olarak son cemaat mahallindeki kayık sütun çelik bağlantıyla tutturuldu. İyi ki de tutturuldu; çünkü çok geçmeden gelen 5,8'lik artçıda sütun sarsıldı ama devrilmedi. Son cemaat mahalli kubbelerinin yükünü taşıyan sütun devrilse idi diğer sütunlar da onu takip edecekti.

Beyazıt Camii (1501-1506)

Depremden sonra caminin içi üstten dökülen toz ve sıvayla doldu. Din görevlileri Eminönü Belediyesi'nin yardımıyla 80 çuval toz temizledi. Acil müdahale edilmediği için 5,8'lik artçıda hasar arttı. Halıların üstü yine tozla kaplandı. Tekrar temizlendi.

Mihrap tarafındaki kemer yarıldı, kubbeye doğru uzandı. Denge kulesi yıkıldı. Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri gelip hasar tespiti yaptı. Gerekli miktarın (1999 tespitine göre) 600 milyar lira olduğu belirtildi. Daha sonra geleceğiz dendi. Son cümleleri "Ödenek bekliyoruz." oldu. Ancak hiçbir şey yapılmadı.

O kadar ki ana caddeden her gün on binlerin gördüğü ön dış sağdaki denge kulesi bile devrildiği yerde kaldı.

Acilen denge kulesi, üst kubbenin kurşunları, orta ve sol küçük kubbe, büyük kubbeye yakın pencerelerin elden geçirilmesi gerekiyor.

(Onur KAYA / İstanbul ZAMAN)




Teslim edemeyen yandı

Depremzedeler bir kışı daha geçici konutlarda geçirmeye hazırlanıyor. Konutların yetişmesi zor. Bakan Aydın, konutları zamanında teslim etmeyen müteahhitlerin teminat mektuplarının yanacağı uyarısında bulundu.

Bir kışı çadırkentlerde ve prefabrike konutlarda geçiren depremzedeler, yaklaşan yeni bir kışın tedirginliğini yaşıyor. Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın, Türkiye’nin en büyük projelerinden birini gerçekleştirdiklerini söyledi. Kalıcı konutların ihalesini 150 gün süre koyarak yaptıklarını belirten Bakan Koray Aydın, bu süre zarfında konutları bitiremeyen müteahhitleri cezai işlemlerin beklediğini söyledi. Gecikme halinde müteahhitlerden alınan teminat mektubunun yanacağını kaydeden Aydın, “150 günlük süreyi kabul eden müteahhitler işin sorumluluğundadırlar. Çünkü gecikme cezaları ve müteahhitlerden alınmış teminat mektubu miktarları müteahhitleri bitirmeye mecbur tutmaktadır. Onlar da bu işin sorumluluğunu bilerek işe girmiş ve sorumluluğu bilmektedirler.” dedi.

Şehirlerin geleceğini kurtardık

Aydın, deprem bölgelerinde inşa edilen kalıcı konut tiplerinin modern mimari anlayışı ile Selçuklu–Osmanlı mimari tarzının bir sentezi olduğunu ve 50 çeşit tipte inşa edildiğini kaydetti. Bakan Aydın, 1943 ve 1967 depremlerinden hiçbir ders alınmadığını ve depremin olduğu bölgeye yeni kalıcı konutların yapıldığına dikkat çekerek, “Türkiye bu yanlışları yapa yapa buralara geldi. Ama biz bakanlık olarak yaptığımız jeolojik ve jeoteknik çalışmalar sonunda, en güvenli bölgeler seçildi ve şehir oraya kaydırıldı. Artık Sakarya eski yerinde değil. Artık Düzce eski yerinde değil.” dedi.

Türkiye'nin prestij projesi

Konutlar üzerinden yürütülen çalışmayı ‘Türkiye’nin prestij projesi’ olarak nitelendiren Aydın, projeye kredi desteği veren firmaların, ortaya konan organizasyonu, dünyaya örnek göstermeye hazırlandıklarını belirtti. Aydın şöyle konuştu: “Bu projelerle Türkiye prestij kazanacaktır. Projeye kredi desteği veren firmalar, bölgeye gönderdikleri elemanları ile yapmış oldukları tespitlerde projenin yürüme hızına ve bu işin yapılmasındaki organizasyona hayranlıklarını ifade ederek, bu projeleri dünyaya örnek olarak gösterebileceklerini söylüyorlar.” (Selim KUVEL / Ankara ZAMAN)




Düzce'de Yangın korkusu

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerini büyük kayıplarla atlatan ve deprem sonrası il unvanını alan Düzce, ikinci zorlu kışa hazırlanıyor.

Geçtiğimiz kışın büyük bir kısmını çadırda geçiren Düzce’de, halen bin 702 aile çadırda yaşıyor. Valilik küçük çadırkentleri kaldırarak, depremzedeleri iki büyük çadırkentte topluyor. Merkezde 5 bin kadar prefabrike konut ve konteyner bulunuyor. İl olduğundan dolayı yeni gelen memur ve özellikle öğretmenlerin birinci problemi barınma. Kalıcı konutlar ihtiyacı karşılamayacağı gibi, önümüzdeki bahara da tesliminin mümkün olamayacağı belirtiliyor. Depremden sonra en büyük çadır ve baraka yangınlarına sahne olan Düzce’de, vatandaşlar tedbir alınmadığı takdirde, yine aynı felaketlerin yaşanabileceğini kaydediyorlar.

Ortak problem ısınma

Prefabrike konutların altyapısının yetersiz olmasından dolayı su baskınlarının yaşandığını söyleyen Düzceliler, her yağmurda kolayca içine su alan bu çadırların ısıtılmasının da kışın kolay olmayacağını belirtiyorlar. Soba yakmanın yasak olduğu prefabrike konutlarda LPG veya elektrikle ısınmanın ise pahalı olduğunu kaydeden vatandaşlar, yetkililerin kış gelmeden buna bir çözüm bulması gerektiğinin altını çiziyorlar. Düzce’de diğer illerde olduğu gibi geçtiğimiz yıl çadır ve prefabrikelerden elektrik ücreti alınmadığı gibi önemli miktarda yakacak yardımı da yapılmıştı. (Birol DOLUNAY / Düzce CHA)




Zor günler bekliyor

Kocaelililer bu kışı da geçici konutlarda geçirmeye hazırlanıyorlar. İzmit merkez ve Gölcük’teki 5 çadırkentte kalan 5 bin kişi ve prefabrikelerde kalan on binlerce depremzede, geçen yıl kötü geçen kış şartlarında zor anlar yaşamışlardı.

Kocaeli bölgesinde yapılan 18 bin 643 kalıcı konutun bu yıl için yetişmesinin zor olduğu belirtiliyor. Geçen yıl verilen sözün yerine getirilmesi için gelişigüzel yapılan prefabrike konutlar üzerinden daha bir yıl geçmeden dökülmeye başladı. Prefabrike alanlarda yapılan altyapı eksikliği nedeniyle konutların sular altına kalması, çatılarının uçması ve yer yer çatlaklıklar oluşmasını gören depremzedeler, yapılan kalıcı konutların akıbetinin de aynı olacağının korkusunu yaşıyor. Bölgenin çok yağış alması sebebiyle özellikle Uzunçiftlik bölgesinde yapılan prefabrikeler ve Doğukışla çadırkentinde kalan çadırlar sular altında kalıyor ve depremzedeler zor anlar yaşatıyor.

Enerji sıkıntısı

Depremzedelerin bir diğer sorunu da yapılan prefabrike konutların kuru yakıta göre hazırlanmaması. Soba kullanılmaya müsait olmayan prefabrikelerde kullanılan elektrikli ve katalitik sobalar prefabrike bölgelerde yapılan elektrik şebekelerinde yüklenme yapacak ve bunun sonucuda yine yangınlar gündeme gelecek. Ayrıca enerji krizi nedeniyle elektrik kesintilerine karşın kışı nasıl geçirileceği ise merak konusu. Bu arada İzmit Gaz Dağıtım Aş (İZGAZ) Genel Müdür Yardımcısı Asaf Tuncay, elektrik kesintilerinde etkilenilmeyeceğini, dağıtım yapılan merkezlerde jeneratör ve diğer enerji kaynaklarının devreye gireceğini açıkladı. Merkezî sistem yerine kombi kullanan konutların doğalgaz kesintisi sırasında ısıtılamayacağını belirten Tuncay, “Prefabrikelerde kalan binlerce depremzede elektrikli ve LPG ocakları ile ısındığı için yapılacak elektrik kesintileri deprem bölgesinin özelliklerine göre yapılmalıdır.” dedi. (Fikri KAYA / Kocaeli ZAMAN)




Adapazarı'nda Kış kâbusu

Marmara depreminden en fazla etkilenen Adapazarı’nda, havaların soğuması ve yağışların başlamasıyla birlikte depremzedelerde ‘kış kâbusu’ başladı.

Prefabrike konutlarda oturan depremzedeler, şimdiden bu yapılarda kışı nasıl geçireceklerini düşünmeye başladılar. Kalıcı konutlardan ümidi kesen depremzedeler, geçtiğimiz yılın aksine, devletin elektrik ve yakıt yardımını da kesmesiyle birlikte, kışı nasıl geçireceğini düşünüyor. Adapazarı’nda yaptırılan kalıcı konutların kış aylarına kadar bitirilemeyecek olması sebebiyle yaklaşık 10 bin prefabrike konutta yaşamını sürdüren 30 bin depremzede, önümüzdeki kışı da prefabrike konutlarda geçirmek zorunda kalacak. Depremden sonra, kısa sürede bitirilen prefabrike konutlar ise üzerinden daha bir yıl geçmeden dökülmeye başladı. Adapazarı’nın çok yağış alması sebebiyle prefabrike konutlar su alırken, çatılarda da çatlaklar oluştu. Ayrıca altyapıda da problem çıkması ve sağanak yağışlarda prefabrikelerin çevresinin göl haline gelmesi, depremzedeleri daha kış gelmeden endişeye sevk etti.

Yaptırılan konutların büyük bir bölümünün bacasız olması sebebiyle elektrik ya da katalitikle ısıtılması gereken prefabrike konutların elektrik şebekesinin de bu yüklenmeyi kaldıramayacağı belirtiliyor. Nitekim geçtiğimiz kış boyunca onlarca prefabrike konut yanarak kül olmuştu. Prefabrike konutlardan elektrik parası da tahsil edileceğinden ve bu konutlarda oturanların çoğunun işsiz olması elektrik paralarının nasıl ödeneceği, depremzedeleri düşündürüyor. (Duran SAVAŞ / Sakarya CHA)




Çadırda kalacaklar

17 Ağustos’ta meydana gelen deprem felaketinden sonra kurulan 13 çadırkentten bir çoğukaldırılarak kış için dört çadırkentin bırakılması düşünülüyor.

Okulların başlaması ile birlikte çocuklarını çadırkent yakınındaki okullara kaydettiren veliler, kaldırılması düşünülen çadırkentlerden çıkmama kararı alarak eylem yapmaya başladılar. Havaların soğumaya başlaması ile birlikte kış hazırlığı yapmaya başlayan depremzedeler, hasarlı olan evlerini onarmak için büyük çaba sarf ederken, onarım ruhsatından doğan sıkıntılar nedeniyle vatandaşlar zor durumda kalıyor. Bolu’da 900 konutun onarılması gerekirken, depremin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen hasarlı meskenlerin yüzde 10’u onarılmaya başlandı. Bunun yanında sınırlı sayıda binanın sağlam olması kira fiyatlarını artırdı. Kira fiyatları binanın kat sayısına göre değişiyor. 4–5 katlı binalarda daire kirası için ortalama 150 milyon istenirken, 23 katlı binalarda ortalama 200 milyon kira isteniyor. Tek katlı evlerde ise kira paraları döviz üzerinden değerlendiriliyor. Tek katlı evlerde kira paraları ise ortalama 400 $.

Aileden çok öğrenci

Bolu genelinde ailelerden fazla öğrenciler evlerde kalıyor. Daha önce apartmanlarda öğrencilere ev verilmezken, depremden sonra aylarca evleri boş kalan vatandaşlar, aileler kiralamayınca apartman yönetimindeki kararı bozup öğrencilere vermeye başladılar. Düzce’de kış yakacağı için kömür dağıtılması Bolu’daki depremzedeleri de harekete geçirdi. Vatandaşlar, belediye ve kriz merkezine giderek kömür istemeye başladılar. Bolu’da vatandaşların kışın nerede kalacakları konusunda kesin bir sonuç olmamasından dolayı vatandaşlar kış hazırlığı için de kararsız durumdalar. Kalıcı konutların Ocak'ta teslim edileceği açıklanırken, depremzedeler bu söze ihtiyatlı yaklaşıyor. (Mehmet GÜLER / Bolu CHA)




Yalova daha şanslı

Marmara depreminden en fazla etkilenen iller arasında yer alan Yalova’da soğuklar kendini yeni yeni hissettirirken, halk konutlarını tamir ederek kışa hazırlanıyor.

Depremden etkilenen diğer illerin aksine, Yalova’daki çalışma dikkat çekiyor. İldeki kalıcı konutların bu yıl sonunda bitirileceği belirtiliyor. Depremzede vatandaşlar, hasarlı evlerini bir an önce onarıp içine girmek için inşaat işlerinin bitmesini bekliyor. Yalova’nın Çınarcık bölgesinde bin 602, Soğucak bölgesinde 952 ve Subaşı Çavuş Çiftliği’nde 2 bin 952 adet konut olmak üzere toplam 5 bin 506 konut hak sahiplerine teslim edilecek.

Onların ‘bakan’ı var

Yalova’da kalıcı konutların kontrolör firması UBM Proje Müdürü Metin Dalgıç, halkın rahat, huzurlu ve en önemlisi sağlam binalarda oturması için 10 bine yakın işçinin geceli gündüzlü çalıştığını söyledi. Dalgıç, bu üç bölgenin seçilmesinin zemin etütlerinden sonra tespit edildiğini belirterek, konutların üç katlı ve villa gibi rahat ve güvenli olduğunu, yapıların yıl sonunda teslim edileceğini belirtti. Vatandaşlar, Yalova’daki çalışmanın hızlı gitmesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın etkisi olduğunu söylüyorlar. (Aycan ARAS / Yalova CHA)




Diyanet'e yine az kadro

Maliye, 20 bin personele ihtiyacı olan Diyanet'e sadece 4 bin kadro verdi. Bu sebeple 'Hizbulvahşet'ten sonra gündeme gelen 'dinin doğru öğretilmesi' olayı yine askıda kaldı.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, özellikle Hizbullah terör örgütünün faaliyetlerinin açığa çıkarılmasından sonra istediği "kadro talebi", Maliye Bakanlığı tarafından uygun görüldü. Ancak tahsis edilen sayı yine yetersiz.

Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan aldığımız bilgiye göre, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü'nün yazısı üzerine Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün iznine istinaden, 110 vaiz, 1 cezaevi vaizi, 25 murakıp, 3288 imam–hatip, 42 müezzin–kayyım olmak üzere toplam 4 bin personel alınacak. Ancak şu anda Diyanet'in gerçek kadro ihtiyacı 17 binin üzerinde. Ülke genelindeki camilerin Diyanet'e bağlanmasından sonra bu ihtiyaç 20 bin civarına çıkacak. Bu durumu değerlendiren uzmanlar, ülke genelinde, özellikle güneydoğuda çok sayıda caminin hâlâ kadrosuz olduğunu, bunların acilen doldurulmaması durumunda, bu bölgelerde "din istismarı" endişesinin her zaman sözkonusu olabileceğini belirtiyorlar.

DMS'yi kazanmayan atanmayacak

Öte yandan, Diyanet'e tahsis edilen sözkonusu 4 bin kişilik kadroya sadece Devlet Memurluğu Sınavı'nda (DMS) başarılı olanlar atanacak. Daha önce bizzat Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imtihana tabi tutulup kazanan ve uzun süredir atama bekleyen ancak DMS'ye girmeyenlerin müracaatları kabul edilmeyecek.

Tahsis edilen 4 bin personelin alım işleminin, ne zaman ve nasıl olacağını Devlet Personel Başkanlığı açıklayacak. (Nedim YALÇIN / Ankara ZAMAN)




Şampiyonlara Kazak ödülü

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'den sonra Eğitim Bakanı Köşerbayev de, uluslararası bilim olimpiyatlarında başarı gösteren Kazak Türk Liseleri öğrencilerini ödüllendirdi.

Kazakistan'a birçok madalya kazandırdıkları için öğrenci ve öğretmenleri kutlayan Köşerbayev, Kazak Türk Liseleri'nin eğitim seviyesinin çok yüksek olduğunu ve bundan da memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Köşerbayev, bu okullarda yetişen çocukların Türkçe, Rusça, İngilizce ve Kazakça bildiklerini, bunun da çok büyük bir şans olduğunu vurguladı. Köşerbayev daha sonra öğrencilere ödüllerini dağıttı. Bakan Köşerbayev, okulun bağlı olduğu Uluslararası Eğitim ve Kültür Vakfı'nı da (KATEV) ödüllendirdi. Bakan Köşerbayev, vakıf başkanı Ali Tokul'a üstün başarı plaketi verdi. KATEV Genel Başkanı Ali Tokul, Kazakistan'da 'KATEV'e bağlı 25 okul bulunduğunu belirterek, Kazakistan'ın 2000 yılı dünya olimpiyatlarında toplam 10 madalya aldığını, bunun 8 tanesini Kazak Türk Liseleri'nin kazandığını bildirdi. Ufuk SERT / Astana (CHA)




Belediyeler iş bırakıyor

Sorunlarına çözüm için hükümete 1 Ekim'e kadar süre veren belediyeler, isteklerinin yerine getirilmemesi üzerine, gelecek hafta toplanarak eylem kararı alacaklar.

Ekonomik sıkıntı nedeni ile görevlerini yapamayacak hale gelen belediyeler, iş bırakıyor. Hükümete 1 Ekim’e kadar süre vermelerine rağmen mahalli idarelerle ilgili kanun hükmünde kararnamenin (KHK) çıkmaması üzerine Türkiye Belediyeler Birliği önümüzdeki hafta Ankara’da olağanüstü toplanıyor. Toplantıya radikal tedbirlerle hazırlanan birlik üyesi başkanlar, bir günlük iş bırakma ve gerektiğinde mazbata bırakma önerisini sunacaklar. Türk Belediyeler Birliği eylül ayında İstanbul’da yaptığı toplantıda, mahalli idarelerle ilgili kanun hükmünde kararnamenin 1 Ekim’de çıkmaması halinde sert tedbirler alınacağını duyurmuştu. Ancak, kararname bu tarihe kadar Köşk’e sunulmadı. Üstelik Anayasa Mahkemesi de hükümetin KHK yetkisini iptal etti.

Nevşehir Belediye Başkanı Yalçın Demir, Belediyeler Birliği’nin kararına uyacaklarını açıkladı. Demir, bütün kamuoyunun, belediyelerin geldiği noktadan haberdar olması için kendi önerisinin bir günlük iş bırakma olacağını söyledi. Belediyelerin artık duvara dayandığını kaydeden İzmir Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü de, halka hizmet götürebilmek için bu eylemin şart olduğunu vurguladı. Toplantıya iş bırakma önerisiyle giden Aksaray Belediye Başkanı Osman Ertuğrul, çevre belediyelerle birlikte Ankara'ya yürüyebileceklerini söyledi. Hükümetin konuya yaklaşımının genelde olumlu olduğunu öne süren Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Kırşehir Belediye Başkanı Metin Çobanoğlu, değişikliğin bu yıl içerisinde kanun olarak çıkması için gayret edeceklerini kaydetti.

'Hükümet bindiği dalı kesiyor'

Türk Belediyeler Birliği Başkanı ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak da, yerel yönetimlerle ilgili kanun hükmünde kararnameyi (KHK) Cumhurbaşkanı’na sunmakta geciken hükümetin, kendi bindiği dalı kestiğini söyledi. Durak, yaptığı açıklamada, "50 milyon halkın temsilcisi 3 bin 216 belediye başkanının sıkıntısını bir nebze de olsa giderecek yerel yönetimlerle ilgili KHK’ya öncelik verilseydi, hükümet ve Köşk arasındaki gerginliğin giderilmesine vesile olurdu." dedi. (Birol AYDIN-Kamil OĞUZ / İstanbul ZAMAN)




Perinçek, kasap Miloseviç'e üzüldü

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Sırp kasap Slobodan Miloseviç'in devrilmesine üzüldü. İşçi Partisi'nin yayın organı olan Aydınlık dergisi, kasap Miloseviç'in iktidardan gitmesini bir emperyalist oyunu olarak yorumluyor.

ABD'nin, seçimi kazanan Devlet Başkanı Kostunica'ya 77 milyon dolar yardım ettiği iddialarına yer veren Aydınlık dergisi, Kostunica'nın Rusya tarafından tanınması ile adeta yıkıldı.

Kasap Miloseviç'in hile yapmaması için Batılı devletlerin aldığı önlemleri içlerine sindiremeyen Aydınlık, söz konusu önlemleri müdahale olarak değerlendirdi. Diktatör Miloseviç taraftarları, İşçi Partisi üyelerini ve Aydınlık dergisi yazarlarını Yugoslavya seçimlerine gözlemci olarak Belgrad'a davet etmişlerdi. İstanbul CHA




Diyanet Vakfı'nda tasfiye

Diyanet Vakfı’nın yeni yönetimi, ilk toplantısında vakfın bazı şirketlerdeki iştiraklerinin tasfiye edilmesini kararlaştırdı.

Olağanüstü genel kurul yapan Türkiye Diyanet Vakfı’nda yeni mütevelli heyet belirlendi. Vakfın doğal Mütevelli Heyet Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın başkanlığındaki ilk toplantısında, Halit Güler mütevelli heyet 2. başkanlığına getirildi. Toplantıda, ayrıca vakfın yarar sağlamayan bazı şirketlerdeki iştirak hisselerinin tasfiye edilmesi kararlaştırıldı. Buna göre, vakıf, İhlas Sigorta, İhlas Finans ve Süt Endüstrisi Kurumu' ndaki hisselerini satacak. Diğer 5 şirket de, genel kurullarını bir an önce yapacak.

Korkut Tuna’nın kaleme aldığı Diyanet Vakfı tarafından satışı yapılan “Batılı Bilginin Eleştirisi Üzerine” adlı kitabın ise yayından kaldırılması kararlaştırıldı.

Yeni atama yok

Öte yandan, 15 Ekim'de yaş haddinden emekliye ayrılacak olan Diyanet Vakfı Genel Müdürü Mehmet Kervancı’nın yerine ise olağan genel kurulun yapılacağı Mart 2000 tarihine kadar yeni atama yapılmayacağı öğrenildi. Kervancı’nın yerine genel kurula kadar vekaleten bir atama yapılacak.

Mütevelli heyet ayrıca, Vakıf Genel Müdür Yardımcısı Süreyya Balkış’ın da görevine son verdi. Türkiye Diyanet Vakfı Yönetim Kurulu, Halit Güler, Lütfü Şentürk, Avni Kurt, Şükrü Öztürk, İrfan Yücel ve Zeki Karakaya’dan oluşuyor.




Adincevaz'ın kanser bilmecesi

Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde ölümlerin yüzde 90'ı kanserden. Olayın Çernobil ve 1959'da düşen İngiliz uçağı ile ilgisi hâlâ araştırılmadı.

1983'te Çernobil'de yaşanan nükleer patlamanın ardından çevreye yayılan radyasyonla birlikte binlerce insan hayatını kaybetmiş, radyasyon bütün bölgeyi olduğu gibi Karadeniz'i aşarak Türkiye'yi derinden etkilemişti. Edinilen bazı bilgiler bu olayın Türkiye'yi ilgilendiren boyutlarının son derece tehlikeli noktalara ulaştığını gösteriyor.

Örneğin Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde ölümlerin yüzde 90'ı kanserden kaynaklanıyor. Bölge halkı seslerini duyuramamaktan şikâyetçi. Özellikle son 15 yılda gırtlak ve mide kanserlerinde görülen olağanüstü artışa rağmen bölgede hâlâ hiçbir çalışmanın yapılmaması şaşırtıcı bulunuyor.

Edindiğimiz bilgilere göre bu konuyla ilgili tek araştırmayı yapan VAN 100. Yıl Ünv. Arş. Hastanesi doktorlarından Doç. Dr. Kürşat Türkdoğan ve birkaç uzmandan oluşturulan bir ekip bölgede bireysel denebilecek bir araştırma gerçekleştirmiş. Ortaya çıkan sonuçlar ise son derece vahim. Örneğin Van Gölü havzasında her 100 endoskopinin en az 7'sinde mide ve gırtlak kanserine rastlanıyor. Adilcevaz'da bu oran daha da büyük. Toprakta nikel, cadmium gibi elementler fazla, silisyum az ve radyasyon had safhada. Beslenme tezek yakılmasından dolayı is bulaşmış yiyeceklerle yapılıyor. Kırtlama denilen usulle çay içimi kansere etken olarak gösteriliyor.

Bölgedeki kanser oranındaki artışın sebepleri acaba ne olabilir? Çernobil faciasının etkisi ne kadar? Bu konuyla ilgili yetkililer tam anlamıyla sessizlik içinde.

Ancak bir başka ihtimal daha var.

İlçe sınırlarında bulunan 4058 rakımlı sönmüş volkanik yanardağ olan Süphan Dağı'na 1959 yılında bir İngiliz uçağı düşüyor. BRT muhabiri Güray Değerli tarafından çekilen görüntülerde uçağın parçaları açıkça görülüyor. Uçakta sayıları 14–17 arasında değişen subayın bulunduğu, kaza sonrasında tümünün öldüğü, uçağın yükünün ve rotasının bilinmediği ileri sürülüyor. Olayın ilginç tarafı uçağın düştüğüne dair tek bir resmî kayıt yok. İngilizlerin cesetlerini bile almamış olmaları olayla ilgili şüpheleri daha da artırıyor. Ancak olayın daha da ilginç tarafı şu: O dönemde dağın eteklerinde bulunan köylerden enkaza gidenlerin ve oradan uçak parçası getirenlerin hepsi kanserden hayatlarını yitirmiş durumda.

Peki Türkiye bu konuyla ilgili herhangi bir girişimde bulunmuş mu? Cevap elbette hayır.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Adilcevaz Kaymakamı Ufuk Seçilmiş resmî kayıtlarda olmasa da söz konusu uçak olayını doğruluyor; ancak bu konuyla ilgili bilimsel bir çalışmanın olmadığı gerekçesiyle tam olarak 'ne olduğunu söylemenin' zor olduğunu ifade ediyor. Ufuk Seçilmiş kanser ölümlerinde yaşanan artışın sadece Adilcevaz'a özgü olmadığını bütün Van Gölü havzası için geçerli olduğunu belirtiyor.

Kanser, hücre, özellikle, DNA yapı ve fonksiyonunu bozarak

hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasına ve etraf dokuları istila etmesine sebep olan bir hastalık. Yapılan araştırmalar bu istilanın özellikle Karadeniz Bölgesi'nde bir yoğunluk içinde olduğunu gösteriyor.

Çernobil ya da düşen İngiliz uçağı...Sebep ne olursa olsun devletin bir an önce bölge ile ilgili çalışmalarını hızlandırması ve 1978' den bu yana çıkartılamayan kanserle mücadele kanununun çıkartılması gerekiyor. (Aydoğan VATANDAŞ / İstanbul)




100 trilyon nerede?

Bu yılki sınavlar için vatandaştan 100 trilyon lira toplandı. MEB’in 2-4 milyona yaptığı sınavları ÖSYM'nin 13,5-67 milyona yapması kafaları karıştırdı.

Devlet kuruluşları her yıl 50’nin üzerinde değişik sınav yapıyor. Bu sınavlara milyonlarca kişi giriyor. Türkiye’de artık her şey sınavla. Öğrenci seçiminden memur alımına kadar her şeyin sınava endekslendiği bir ortamda, devletin sınav sektöründen sadece bir yıl içinde elde ettiği sınav yapma geliri 100 trilyon lirayı geçiyor. Bu miktar her yıl artarak devam ediyor. Adayların bu sınavlara girmek için yaptığı hazırlıklar ve diğer masraflar da hariç.

Devletin yaptığı sınavların hemen hemen hepsinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) tekeli bulunuyor. Her türlü kamu ve özel sektör, yapacağı sınavları ÖSYM’ye veriyor. ÖSYM’nin tekel olması sınavların fahiş fiyatlara mâl olmasına sebep oluyor. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı, Anadolu ve fen lisesi sınavları ile devlet parasız yatılılık sınavlarını 2 ila 4 milyon liraya yaparken, ÖSYM’nin yaptığı sınavların maliyeti 15 ila 20 milyon lira arasında. İşte devletin yıllık mutat olarak düzenlediği sınavlardan bazıları ve adaylardan aldığı ücretler:

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS): 18 Haziran 2000 tarihinde yapılan ÖSS’ye yaklaşık 1.5 milyon kişi katıldı. Adaylar kılavuz ve başvuru belgesi için 1,5 milyon, sınav için ise 10 milyon lira ödediler. Adaylar ayrıca tercih döneminde kılavuz, tercih formu ve yerleştirme ücreti olarak 5 milyon lira ödediler. Öğrencilerden bir de formları teslim ederken ‘form alındı belgesi’ adı altında 500 bin lira alındı. Bütün bunlara ilave olarak ek yerleştirmeler için kılavuz, başvurma belgesi ve banka belgesi için 1 milyon 250 bin, ek yerleştirme ücreti adı altında da 1 milyon 750 bin lira alındı. Yani ek yerleştirmelere kadar bir öğrenciden toplam 20 milyon lira alındı. Öğrencilerden ÖSYM yaklaşık 30 trilyon lira para topladı.

Dikey Geçiş Sınavı (DGS): Sınava 113 bin aday başvurdu. Adaylar başvuru belgesi ve kılavuz için 1 milyon 500 bin, sınav ücreti için ise 12 milyon lira ödediler. DGS sonucunda, üniversitelerde ayrılan toplam 5 bin 72 kontenjana ancak 4 bin 199 aday yerleştirildi. ÖSYM bu sınavdan 1 trilyon 525 milyar 500 milyon lira para topladı.

Devlet Memurluğu Sınavı (DMS): 17 Ekim 1999’da yapılan sınava, tam 2 milyon kişi başvurdu 1999DMS’de, sınav kılavuzları için adaylar 1,5 milyon lira, sınav ücreti için de 10 milyon lira ödediler. Bu sınavda yaklaşık 23 trilyon para toplandı.

DMS (Öğretmenlik): Sınava 82 bin 397 aday girdi. Adaylar sınava başvuru belgesi ile sınav kılavuzu için 1,5 milyon, sınav için ise 12 milyon lira ödediler. DMS Öğretmenlik’ten yaklaşık 1 trilyon 112 milyar para toplandı.

Orta Öğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OÖKSYS): MEB tarafından gerçekleştirilen sınav 11 Haziran’da yapıldı. Sınava 423 bin 246 ilköğretim öğrencisi katıldı. Öğrencilerden sınav ücreti olarak 4 milyon, kılavuz ücreti olarak da 500 bin lira alındı. Alınan bu paralardan 4 milyonu MEB’in kasasına, 500 bin lira ise okul, ilçe milli eğitim ve il milli eğitim müdürlüklerine paylaştırılıyor. Bu sınavdan 1,9 trilyon lira toplandı.

Devlet Parasız Yatılılık Sınavı: 6–7 Mayıs 2000 tarihlerinde yapılan sınava 573 bin öğrenci girdi. Öğrencilerden sınav ücreti olarak 2 milyon, kılavuz ücreti olarak da 500 bin lira alındı. Bu sınavdan da 1 trilyon 432 milyar lira para toplandı.

Lisansüstü Eğitimi Sınavı (LES): Yılda mayıs ve aralık dönemileri olmak üzere iki kez yapılıyor. Adaylar başvuru belgesi ve kılavuz için 2 milyon, sınav için ise 20 milyon lira ödüyorlar.

Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (KPDS):Her yıl iki kez yapılan sınav için adaylardan 15 milyon lira alınıyor.

Yabancı Uyruklu Ö. Snv. (YÖS): Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında okumak isteyen yabancı uyruklu öğrencilere yönelik sınav için başvurma ve sınav ücreti olarak, ÖSYM’ye 100 ABD Doları yatırılıyor.

Tıpta Uzmanlık Eğt. Snv. (TUS): Nisan ve eylül aylarında yılda iki kez yapılan sınav için adaylar, sınav kılavuzu ve başvuru belgesine 2 milyon, sınav için ise 15 milyon lira ödüyorlar.

Daimi İşçi, Özürlü ve eski Hükümlü Sınavı:

İş ve İşçi Bulma Kurumu için ÖSYM tarafından yapılan sınava 504 bin kişi katıldı.




88 Devebakan, 10 Mehmet

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinin Kalınağaç köyünde 106 kişinin eğitim gördüğü bir sınıfta 88 öğrencinin soyadı (Devebakan), 10 öğrencinin ise hem ismi hem de soyadı aynı.

Kalınağaç Birleştirilmiş Sınıf İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik yapan Muzaffer Çoban, zaten bir hayli kalabalık olan sınıfta isimlerin yüzde 10’u, soyisimlerin de yüzde 80’i aynı olduğu için bir hayli zorlanıyor. Öğretmen Muzaffer Çoban, “Bu sınıfta 88 kişinin soyisminin aynı olmasının sebebi, hepsinin akraba olması. Birkaç tane yabancı soyisim var onlar da akraba. Onlar nüfusa isim yazdırırken, soyisimlerini farklı yazdırmışlar. 88 Devebakan soy isminin yanı sıra sınıfta 10 öğrencimin hem ismi hem soyismi aynı. Bu öğrencilerin isimleri Mehmet Devebakan. Onları da sınıf numaralarından ayırt etmeye çalışıyorum.” dedi.

Mithat ŞENGÖZ / Şanlıurfa ZAMAN




O.Doğu'dan farkı ne?

Balkanlar'ın son diktatörü de iktidarını kaybetti. Peki O.Doğu'daki baskıcı rejimler neden ayakta? Uzmanlara göre sebep; O.Doğu'daki ataerkil yapı ve çoğulcu kültür olmaması.

Yugoslavya’yı yıllardır diktatörlükle yöneten ve son seçimlerde hile yaparak koltuğunu korumaya çalışan Sırp diktatör Slobodan Miloseviç iktidarına son noktayı halk koydu. Peki bir halk, bütün kamu güçlerini de karşısına alarak, kendi kaderi konusunda nasıl bu kadar tayin edici olabiliyor? Yıllardır diktatörlüklerin altında ezilen Irak gibi Ortadoğu ülkelerinde neden bir halk hareketi oluşamıyor? Bu soruların cevabını konunun uzmanlarıyla masaya yatırdık.

Kutsal devletin iflası

Marmara Ü. Uluslararası İlişkiler Bl. Ö. Üyesi Prof. Dr. Cengiz Okman, Balkan ülkelerinin yapısal olarak Ortadoğu ülkelerinden çok farklı olduğunu, Ortadoğu’da içe dönük ve kurumsal deneyimi az ülkelerin bulunduğunu söyledi. Arabistan, Suriye ve Irak gibi ülkelerde başa geçen yöneticinin artık ölene kadar orada kaldığını hatırlatan Okman, şöyle devam etti: “Ortadoğu toplumları daha ataerkil bir yapıda. Türkiye de bunlardan farklı değil. Mutlak bir otorite anlayışı var. Devlet anlayışına bir nevi kutsallık verilmiş. Balkanlar’da tarihten gelen bir itaatsizlik anlayışı hakim. Son olaylar Yugoslavya’da halkın idareyi ele geçirmesidir. Kutsal devlet anlayışının iflasıdır.”

Küreselleşmenin sonucu

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Ö. Üyesi Doç. Dr. İhsan Dağı ise halkın gücünün iktidarı dönüştürdüğü görüşünde. Dış dünyaya açık olma ve modernite bilincinin otoriter yapıları çökerttiği tespitini yapan Dağı, küreselleşme ile gittikçe küçülen dünyada kapalı ve otoriter toplum anlayışının iflas ettiğine işaret etti. Olaylarda televizyonu ele geçiren halk gücünün buradan CNN International televizyonunu yayına soktuğunu hatırlatan Dağı, şunları söyledi: “Demokratikleşmede küreselleşmenin katkısı inanılmaz. Kimse bu küresel dünyada yalnız değil. Kimse birilerinin insafına terk edilmiyor. Bireylerin özgürlük alanı genişliyor. Herkesin içinde olduğu bir gemideyiz. Küresel göz denetliyor.” Doğu toplumlarında devlet geleneğinin çok önemli olduğunu kaydeden Dağı, bu ülkelerde devletin bekası ile rejimin bekasının özdeşleştirildiğini, bu sebeple halk hareketleri başlatmanın zorluğuna işaret etti.

Yıllarca çeşitli Balkan ülkeleri ve Yugoslavya’da gazetecilik yapan Dr. Doğan Tılıç, Yugoslavya’nın insan kalitesi ve eğitim düzeyi açısından Irak gibi Ortadoğu toplumlarının çok önünde olmasına işaret etti. Demokratik Avrupa ülkelerine yakın olan ve onlardan etkilenen Sırp halkının demokrasi kültürünün de gelişmişliğine dikkat çeken Tılıç, “Yugoslavya olayları bir totaliter rejimi kabul edip etmeme noktasındaki insan faktörünü ortaya koyuyor. Önceki gün Yugoslavya’da hiç kanlı olaylar olmadı. Hatta kutlamalar yapıldı. Askerin ve polisin tavrı da tayin edici oldu.” diye konuştu.

O. Doğu’da yarışma olmaz

Ortadoğu ülkeleri üzerine çalışmaları bulunan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Davut Dursun, Ortadoğu ile Balkan ülkeleri arasında siyasi kültür farkı olduğunu kaydetti. “Ortadoğu’da siyasi kültür, yarışmacı çoğulcu sistem içerisinde farklı güçlerin yönetimi ele almasını kabul etmez.” tespitini yapan Dursun, Yugoslavya’da Miloseviç’e rağmen farklı partiler olduğunu ve seçimlerin yapıldığını belirtti. Irak örneğinde ise seçim mekanizması gibi halkın siyasi iktidarlar üzerine belirleyici olmasına aracılık edecek mekanizmalar olmadığına işaret eden Dursun, benzer hareketlerin Ortadoğu halklarından beklenemeyeceğini söyledi. (Zafer ÖZCAN / İstanbul ZAMAN)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.