GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


KÜLTÜR-SANAT 


Fillerin Türkiye'sinde çimen

Derviş Zaim'in senaryosunu yazdığı ve yönettiği 'Filler ve Çimen', Türkiye gerçeğine ustalıklı bir dille ışık tutarken, farklı insan yönelimlerini de irdeliyor.


Sizin sinema tarzınız Tabutta Rövaşata'dan sonra Filler ve Çimen'le birlikte politik bir yönelim gösteriyor. Bu bakış sonraki projelerinizde de kendini gösterecek mi?
Yok hayır. Tabii ki her şey politikayla ilgilidir. Tabutta Rövaşata'nın da politik bir boyutu vardı. Fakat, Filler ve Çimen'in sadece politik boyutuyla algılanması, çok da tercih ettiğim bir durum değildir. Çünkü, orada bir kızın dramı var. O kızın insani boyutu var. Bu tarafının da önemsenip algılanmasını isterim açıkçası. Bu bakışın devam edip etmeyeceği sorusuna gelince. Kendime iki bin yılından taahhütler koymak istemiyorum. İleriye yönelik olarak. Başka çeşit filmler de tabii ki yapmak isterim. Zaten siz, benim janrım budur, bu tarzda filmler yapmaya başlarım derseniz, bir anlamda yaratıcılığınıza ta başından itibaren ket vurmuş olursunuz. Bu da çok doğru gibi gelmiyor bana. Ama, enerjisi olan, beni çeken konuları yapmaya devam edeceğim.

Gerçek-kurmaca ilişkisi

Filler ve Çimen'in hikayesi nasıl başladı?

Benim Tabutta Rövaşata'dan sonra yapmayı düşündüğüm bir proje vardı. O proje gerçekleşmeyince, Filler ve Çimen'in senaryosunu yazdım. Bu senaryo yaklaşık bir buçuk yıl önce bitti. Benim daha önceki projemi yapamayacağım anlaşıldıktan sonra tedrici bir biçimde bu proje ile ilgili notlar almaya, kitaplar okumaya başladım. Uzunca bir süre notlar aldım. Sonra bu türe ilişkin örnekleri incelemeye başladım. Çeşitli mekanları dolaşmaya başladım. Mekanların ruhu, kokusu yine senaryonun üzerinde etkili olmaya başladı. Bütün bunların bir aradalığından Filler ve Çimen senaryosu doğdu.

Türkiye gerçeğine bu kadar yaslanan; fakat, kurgunun tadını da veren bir film, Filler ve Çimen. Aslında tehlikeli de bir senaryo; çünkü gerçekle çok örtüşüp kurgusu kaybolabilirdi. Bu dengeyi nasıl yakaladınız?

Tabii tırnak işareti içerisinde, gerçek hayatta yaşadığı varsayılan karakterler bana esin kaynağı olmuş olabilir. Ama onları tanınmaz hale getirmeye ayrı bir dikkat gösterdim. Hatta onların kim olduklarını, hangi durumda neler yaptıklarını kolay kolay ayırt edemezsiniz. Daha çok başka insanların, başka birçok insanın bileşkesi gibidir oradaki karakterler. Gerçek ile kurmaca arasındaki ilişkiyi irdelemek de benim için ayrıca önemli bir noktaydı. Bu anlamda görüntünün imkanlarını da kullandım. Gerçekle kurmaya, hatta düş ile gerçek arasındaki gidiş gelişler de bu senaryoda önemli bir noktadır.

Anlatım tekniği olarak daha epizodik bir dili seçmenizin, Filler ve Çimen'in senaryosu ile ilgisi ne?

Senaryonun kendisini çok dengeli oluşturmaya çalıştım. Çok karakter var. Çok olay var. Bu olaylar arasındaki geçişleri yumuşak bir şekilde insanlara hissettirmeden ve heyecanın ritmini koruyarak yapmak bizim amacımızdı. Sanırım bunu başardığımızı düşünüyorum. Bunu yaparken de başka şeylere de dikkat ettik. Mesela, bu senaryo çok saldırgan bir senaryo değil. Seyirciye karşı düşünüldüğü zaman. Cinai olayları çekip de seyirciye göstermedik. Onların ancak sonucunu gösterdik. Bu anlamda seyirciye saygı gösteren, seyirciye saldırmayan, seyirciye sadece benim istediğim şekilde filmi göreceksin demeyen bir film olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir mesafe var, seyirci ile arasında.

Filler ve Çimen çok güçlü oyuncuları bir araya getiren bir film. Fakat oyunculuklarıyla ön planda olan bu isimler çok iyi gizlenmişler ve sadece senaryo içerisindeki görevlerini yapıyorlar. Bunu nasıl başardınız?

Yine bu oyuncularla da dengeli bir ilişki kurduk. Onlar da sağ olsunlar, samimiyet, sahicilik ve içtenlikle rollerinin altından kalkmaya çalıştılar. Bunu da başardıklarını sanıyorum. Eğer bir içtenlik ilişkisi kurmaya çalışmazsanız, yaratmaya çalıştığınız karakterle kendiniz arasında –oyuncuları kastediyorum– ortaya samimi olmayan bir şeyin çıkacağı muhakkak. Yönetmene düşen de işte bunun farkında olup gerekli uyarıları yapmak.

Türkiye gerçeğine yaptığınız atıfların yanı sıra, bir mucize beklentisi de dikkat çekiyor. Bu anlamda senaryoya örgülediğiniz ustalıklı motifler var. Bu beklentiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zımni bir şey bu. Filmdeki kız gidiyor ve Mucize Silgi Fabrikası'nda çalışıyor. Filmin sonunda da belki de bilinçdışı bir hareketle silgileri bir okulun bahçesindeki öğrencilere veriyor. Bu bir mucize beklentisi olarak yorumlanabilir. Ya da ebruları açık havada yapıyor. Karın ortasında bırakıyor. Daha önce senaryoda bahsettiğim Hızır Aleyhisselam hikayesi ile örtüşen şeyler. Mucize beklentisinin önemli bir insani duruma tekabül ettiğini düşünüyorum. Elbette ki işimiz mucizeye kaldı anlamında değil. İnsanlar köşeye sıkıştıkları zaman doğaüstü şeylerden medet umarlar. Öyle olmasın diye yapılmış bir film bu. Yoksa eğer onları bekleseydik hiç bu çabaya gerek olmazdı.

''Herkes her şey olabilir''

Kara Melek dizisinde 'kötü' imajı yoğun bir oyunculukla tanınan Sanem Çelik'e 'iyi'yi oynatmak seyircinin algılaması açısından da bir risk olabilir miydi?

Böyle bir tehlike her zaman vardır. Geriye ket vurabilir. Tabii böyle bir imaj söz konusuydu Sanem hanım için ve bu da bir tehlike oluşturabilirdi. Ama bu riski göze aldım.

Ali Sürmeli iki rolü birden canlandırıyordu. Bir tanesi Hızır Aleyhisselam'ı telmihle, Hızır adlı bir gariban; diğeri de bir mafya lideriydi. Sürmeli'yi bu role nasıl hazırladınız? Sizin kurmacanızda bu iki rolün anlam karşılığı neydi?

Ali Bey'e plastik makyaj yaptık. Bu oldukça uzun sürecekti. Dişleriyle oynadık, lens taktık, saçlarını boyadık. Bir de jestlerini değiştirmesi gerekiyordu. Ali Sürmeli de bunu başarılı bir şekilde yaptı. Anlam karşılığına gelince, şunu söyleyebilirim: ''Herkes her şey olabilir.''

Siz Türkiye gerçeğinden hareketle bir film çekerken, Türkiye'de yaşamakta olan bir insan olarak geleceğe karşı iyimser misiniz?

Yaptığım filmde aslında bunun cevabını arıyorum. Acil ihtiyaçlarımızın olduğunu düşünüyorum. Bunlar şeffaflık, demokrasi, insanları ön plana alan bir gelişme stratejisinin belirlenmesi, insana daha fazla önem verilmesi gibi hususların altını çok rahat çizebiliyorum. Bu ihtiyaçlar eninde sonunda giderilecek. Türkiye yeni bir çehreye bürünecek. Kötü dediğimiz şeyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak, kötünün içimizdeki kötüyle birleşmesine izin verdiğimiz andan itibaren gücünü her şeyiyle ortaya döküyor. Beni daha çok ahlaki tahribat ilgilendiriyor. Son yirmi otuz senede oluşturulan ahlaki tahribat önemli. (Hüseyin SORGUN)




Dolmabahçe'de Kitap Fuarı

Beşiktaş'taki Dolmabahçe Kültür Merkezi, 15 Ekim'e kadar Kitap Dünyası Fuarı'na ev sahipliği yapacak. Türkiye'nin 110 yayınevini, yazarlarını, çizerlerini, okuyucularla buluşturmayı amaçlayan kitap fuarı çeşitli etkinliklerle sürecek. İstanbul, her kasım ayında TÜYAP'ın geleneksel hale gelen kitap fuarını bekler. Oysa bu yıl bir ay önce, ekim ayında kapsamlı bir fuar kitapseverleri mutlu ediyor.
Beşiktaş'taki Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Kitap Dünyası Fuarı, sadece kitap satışları yapmayacak. Canlı müziklerden konferanslara, panellerden film gösterilerine zengin bir etkinlik de sunuyor kitapseverlere.




Çömleğimiz Avrupa'da


Nevşehir'in Avanos ilçesinde kurulu Avanos Anadolu Çömlekçilik AŞ, her hafta Almanya'ya göndereceği bir ustasıyla, Avanos çömleğini Avrupa'da tanıtacak. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Parmaksız yaptığı açıklamada, geçen yıl Almanya'nın Köln kentinde düzenlenen ''GAFA Köln 2000 Bahçe Süsleme Ürünleri Fuarı''nda açtıkları çanak–çömlek standının büyük ilgi gördüğünü anımsatarak, bazı hipermarketlerin, bu tanıtımı kendi reyonlarında yapmalarını istemeleri üzerine, her hafta bir ustalarını Almanya'ya göndereceklerini kaydetti.




Eskişehir'de seramik zirvesi


Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, 9–21 Ekim arasında ''seramik zirvesi'' yapılacak. Anadolu Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, 5 ülkeden 21 seramik sanatçısı ve öğretim elemanının, Seramik Sempozyumu ve Sanat Eğitimi Değişim Programı için Anadolu Üniversitesi'nde bir araya gelecekleri belirtildi. İlki geçen yıl Çin'de düzenlenen etkinlikle sanat, kültür, teknik ve eğitim alanında bilgi alışverişi yapılarak ülkeler arasında güçlü bir iletişim kurulması amaçlanıyor. ABD, Japonya, Kore, Çin ve Türkiye'den seramik sanatçıları ile öğretim elemanları ve öğrencilerin katılacağı programda, konferanslar ve atölye çalışmalarının yanı sıra bir de sergi yer alacak.




Viyana'dan Eskişehir'e


6. Uluslararası Eskişehir Festivali 9 günlük maratonuna Viyana Filarmoni Oda Orkestrası'nın konseri ile başladı. Müzik konusunda titizlikleriyle ünlü Viyanalı dinleyicilerin de beğenisini kazanmış Viyana Filarmoni Orkestrası'nı şef Ola Rudner yönetti. Konsere iki değerli kemancı Atilla Aldemir ve Lukas David solist olarak katıldı. Konserde Rossini, Spohr, Saint–Saens ve Mendelssohn'un eserleri seslendirildi.




Darbuka ustasından


Dünyaca ünlü darbuka ve perküsyon ustası Mısırlı Ahmet ‘Mel de cabra' ismini verdiği yeni bir albüm çıkardı. Mega Müzik imzalı albümde Mısırlı Ahmet'in zaman içinde gerek kendi geliştirdiği gerekse geleneksel ritm kalıplarından yararlanarak oluşturduğu ritmlerin doğaçlama çalınmasından oluşan eserler yer alıyor. Albümde 10 parça yer alıyor.




Latinler bir arada


Latin müzik dünyasının en önemli sanatçı ve gruplarının resmi geçit yaptığı Number One Latin Hits 2 albümü piyasaya çıktı. Albüm son zamanların en beğenilen Latin şarkılarını bir araya getiriyor. Albümde Chayanne, Gizelle D'cole, Marc Anthony, Jennifer Lopez, Shakira, Azucar Moreno, Ricky Martin, Gloria Estefan, Elvis Crespo gibi isimlerin ünlü parçaları yer alıyor.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.