
'Haberle şovu ayıramıyorum'
BRT Genel Müdürü Adem Gürses, 10 yıllık bir birikime sahip özel televizyon dünyasının Evliya Çelebi'si. Ülkemizdeki pek çok özel televizyonun kuruluşunda emeği bulunan TRT kökenli yöneticilerden olan Gürses, şimdilerde BRT ile yarışa devam ediyor. Reyting için şiddete, duygu istismarına ve cinsel sömürüye prim vermediklerinin altını çizen Gürses, artık televizyon seyircisinin gözünde, ciddi ve seviyeli yayıncılık çizgisinin prim yapmaya başladığı düşüncesinde. Gazete okumayan toplumun, yayıncılık anlayışı böyle devam ederse, televizyon da izlemeyen bir yapıya dönüşebileceği uyarısında bulunan Gürses'in tespitleri, meslektaşlarına yönelik önemli mesajlar içeriyor.
Bugün özel kanallarda TRT'nin büyük katkıları var. Hemen hemen bütün özel kanal yöneticileri TRT kökenli. TRT'den tecrübe ihracı olmasaydı özel televizyonlar bu kadar hızla gelişebilir miydi?
TRT deneyiminin elbette çok önemi var. Televizyonculuğun hızla yaygınlaşmasında – hızla gelişmesi demiyorum– TRT'nin büyük önemi var. Televizyonun kuruluş aşamasında, televizyoncuya ihtiyaç vardır. Televizyoncu yetiştiren tek yer TRT olduğu için bu işin başlangıcında TRT'nin çok önemli rolü oldu. Bu durum halen sürüyor çünkü bu meslekte kısa sürede bir insanın yetişmesi son derece zor. Bir prodüktörün, bir muhabirin, bir yönetmenin yetişmesi 1 – 2 senelik sürelerle izah edilemez. Özel televizyonculuk 10 yıldır kendine yetebilecek eleman sayısına ulaşmış değil. Bugün televizyonlardaki aksamalar, tek düzelik ve birbirine paralel televizyonların varlığı da bir anlamda bunun ispatıdır.
Televizyonların etki alanı çok büyük. Sorumluluk duygusu çok iyi oturtulmadığı takdirde, televizyonlar demokrasiye götüren bir araç olmak yerine bunun tam aksi bir işlev de görebilir. Bu noktada çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.
Yaygınlaşma ve genişlemeyi ayırıyorsunuz. Özel televizyonlar sadece yaygınlaşıyor mu? Hiç gelişme yok mu?
Hiç gelişme yok denemez; ama ben yaygınlaşma kelimesini özellikle seçtim. Bugün iki kişi bir araya gelse televizyonları konuşuyor. Yani televizyonlar ilgi odağı. Herkesin anladığını varsaydığı bir dal televizyon. Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası. Ama dikkat edilirse televizyonlardan konuşanlar hep olumsuzluklardan bahsediyor. İyileştirme ihtiyacı seslendiriliyor. Madalyonun bir de diğer yüzü var. Televizyonlardan bir vatandaş olarak ben de yakınıyorum; ama bunu düzeltmek sadece televizyoncularla olmaz. Televizyonlar yaşamak zorunda. O nedenle reyting ölçümleri olduğu gibi değerlendirilmemeli. Bunun alt analizleri yeni yeni yapılmaya başlandı. Artık firmalar bu ölçümler dışında bayilerine de soruyor. Sosyal tepkiler alınmaya başlandı. Bu bir düzelme umududur. Reyting artık tek ölçüt olmaktan çıkmaya başladı. Bir dönem, kaliteli yapılan hiçbir şeyin reyting yapmayacağı yolunda bir kanaat vardı. Ama bunun ileri noktalarını da biz meslek grupları hesaplamak zorundayız. Bir rüzgâra kapılıp bir yarış yapılıyor. Bu yarış bir anlamda alt kültürlere yönelerek yapılıyor. Benim korkum bu gidişin bir gün televizyonları güvenilmez ve izlenmez kutular haline getirmesidir. Meslek grubumuzun buna izin vermemesi lazım. Bir dönem reklamların gazete oranı televizyondan çok yüksekti. Bu oran televizyonlar lehine değişti.
Gazete tirajlarını biliyoruz. Nüfus ve okuryazarlık gelişimine rağmen gazete satışlarının artmaması tuhaf bir tablo ortaya koyuyor. Korkarım televizyonlar da gelecekte aynı duruma maruz kalabilir. Bugün Türkiye'nin yüzde 49'u televizyon izliyor. Bu durum birgün gittikçe düşerse o zaman kötü. Mevsimlik değişimden bahsetmiyorum. İnsanlar birgün ben artık çocuğuma televizyon izlettirmem demeye başlarsa, bu bütün televizyonlar için büyük tehlikedir.
Bu durum iletişime büyük darbe olur. Özgür iletişim de demokrasinin sigortası.
Elbette. Ayrıca başka bir konu da var. Ben artık karıştırmaya başladım. Haber nedir, şov nedir? Magazini reddetmiyorum. Ama ciddi ve manipüle edilmemiş, doğru düzgün haber hangisidir artık karıştırıyorum. Geçenlerde bir siyasi Malatya'ya gitmiş. Olayı hem TRT'de hem özel televizyonda izledim. Birisinde siyasiye atılan yumurtalar öne çıkarıldı, diğerinde bundan eser yoktu. Yani aynı olay ve birbirine çok zıt iki haber. Bence bu ikisi de insanların haber alma hürriyetini kısıtlamak demektir. Yoksa haber cazip sunulabilir. Öze dokunmadan süsleme yapılabilir. Ben artık bültenle program arasındaki tarif farkını da karıştırmaya başladım. Yalın haberi alabileceğim çok mecra kalmadı.
Siz deneyimli bir televizyoncu olarak bunları karıştırıyorsanız izleyici ne yapacak?
Zaten benim karıştırmamın bir önemi yok. Ben sonunda o işi yapıyorum. Bu karıştırdığım konuları kendi televizyonumda yapmamaya gayret ediyorum. Ben bunu vatandaşın sorunları açısından söylüyorum.
BRT'ye gelecek olursak. Biraz sübjektif bir değerlendirme olacak; ama iki yıla yakın bir süredir bu kurumu yönetiyorsunuz. İstediklerinizi yapabildiniz mi?
Belki de sözlerim çok sübjektif olmayacak. Ben geldiğimiz noktada konulan hedeflere bakarım. BRT kurulurken benim de tam mutabakat içinde olduğum izleyicinin ciddi yakınmalarını dikkate aldık. Vatandaşın rahatsız olduğu şeyleri tespit etmeye başladık. Yani tersten başladık. 'Neleri yapmamalıyız?'ı ortaya koyduk. Ve insanların bu bezginliklerinin neticesinde, daha derli toplu ve ciddi bir yayıncılığın ticari anlamda da prim yapacağını gördük. İşe başlayalı 1,5 yıl gibi kısa bir zaman oldu; ama gördük ki hedeflerimize paralel olarak devam ediyoruz. Yani başlangıçta tarif ettiğimiz televizyonu yapıyoruz. Dolayısıyla Türkiye'de televizyonculuğun var olan handikaplarından etkilendik; ama daha az etkilenmeyi başardığımızı düşünüyorum. Televizyonların geçen yılki toplam reklam gelirleri 400 milyon dolar. Yapılan harcama ise 600 milyon dolar. Bu 200 milyon dolar açık demek. Çok çılgınca işler yapılan ve çılgınca para harcanan bir sektör. Biz dengeli bir bütçe ile anlamsız bir yarışın bir tarafı olmadan, toplumun kabullenebileceğini düşündüğümüz bir yayıncılığa yöneldik ve bugün aldığımız tepkiler tarif ettiğimiz televizyonu, hedef kitlemizin beğendiği yönünde. Reytingi bu sektörde gözden uzak tutamazsınız. Bizim de reyting iddiamız var; ama kendi çizgimizde. Sonuç olarak televizyon sürekli koşulan bir alan ve siz yürürseniz tur bindirirler.
|