Efendimiz'in tarifleri içinde Kur'an (4)
Evet insan, Kur'an–ı Kerim'de, aklıyla, mantığıyla, muhakemesiyle, felsefî anlayışıyla, ilmî düşüncesiyle yadırgayacağı hiçbir şeyle karşılaşmaz. Onun her meselesi, akılla müeyyed ve her mevzuun arkasında bir hikmet ve bir maslahat nümâyandır. İnsan, fikren, zihnen, ilmen, ruhen ne kadar terakki ederse etsin, ulaştığı her noktada O'nun hikmetle dalgalanan bayrağıyla karşılaşır. Hatta bir gökkuşağı gibi onu geçecek gibi zannettiği noktalarda da hep onun berisinde kalır.
6. madde: "Vemen ibtağalhüda fi ğayrihi adallahullah: Kim O'nun dışında hidayet ararsa Allah onu saptırır."
Allah'ın insanı sapıklığa itmesi farklı farklı olur ve sapıklık sezilemedik bir çizgide gelişir ve gerçekleşir. Hidayette olduğu gibi dalalette de başlangıçta açı gayet dardır; ama heva, heves, fantezi, taklit, şöhret, kendini ifade hissi, aklın ifratkârlığı, hatta bazen cerbeze duygusu ile beslenen inhiraf küfre varacak şekilde bir açıya ulaşabilir. Evet, her bir sapıklık ve küfrün mebdeinde dar zaviyeli bir inhiraf, sonuçta kocaman bir sapıklık şeklinde karşımıza çıkar. Mezhep imamlarını hafife alarak yola çıkanların bugün Kur'an'ı sorguluyor olmaları buna iyi bir örnek teşkil eder zannediyorum. İşte, –hafizanallah– eğer bizler böyle bir sapmaya düşersek zamanla Allah da, saptırır.
Ve ondan sonra "Vemen yudlillahu fela hadiye leh" (A'raf, 7/186) "Allah bir insanı saptırdı mı artık doğru yola getirecek yoktur." fehvasınca sapıklıktan sapıklığa sürüklenir dururuz. Belki de bir gün Kur'an'ın yerine başka kaynaklar aramaya kalkarız. Tıpkı asr–ı saadette, bazılarının Allah Rasulü'nü bırakıp münafık hakemliğine müracaat etmeleri gibi. "Hayır, Rabb'ine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa, 4/65)
Evet bütün bu hususlar bizim için de geçerlidir. Yemin olsun ki, gönlünüzde en ufak bir rahatsızlık duymadan ve bir burukluk hissetmeden Kur'an'ın hakemliğine razı olmazsanız Müslüman sayılmazsınız.
Hadiste, bundan sonra ayrı bir maddeye geçiliyor. Eğer sahabi ifadedeki silsileyi korumuşsa maddeler arasında bir telazum da görülüyor. Mesela, niye bunu aranızda hakem tayin etmiyorsunuz ki? Evet bu bir kavl–i fasıldır. İsterseniz bunu bir netice olarak görebilirsiniz. Kur'an'ın dile getirdiği şeyler öyle şaka filan değil, ciddi konulardır. Burada aynı zamanda, ondan ellerinizi gevşetmeniz durumundan açık bir tehdid de söz konusu. Tabii, buna karşılık ona yönelmenin, onun hakemliğine müracaat etmenin de takdir edilmesi bahis mevzuu. Bu böyledir zira o;
7. madde: "Ve hüve hablullâhilmetin: O, Allah'ın (cc) en sağlam ipidir."
Bakara Sure–i Celilesi'nde Ayetelkürsi'yi müteakip şöyle buyrulur: "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Doğru, kim Kur'an'a sımsıkı sarılırsa o, hiç kopmayan, sarılanları kopup gitmeden siyânet eden en sağlam bir ipe sarılmış demektir. "Metin" aynı zamanda Cenab–ı Hakk'ın isimlerindendir. Bu zaviyeden de, izafetin konuya ayrı bir derinlik kazandırdığı muhakkak. Allah, o ipin metin olmasını lafz–ı celaleye bağlayarak ifade ediyor, "Hablülmetin" veya "Hablühülmetin" demiyor, "Hablullâhilmetin" diyor...
İşte böyle, bütün esma–i hüsna'yı tazammun eden Allah ismi, habl–ü metine izafe edilince, bu söz, bütün gökte ve yerde isimleri tecelli eden Allah'ın ipi manasını kazanıyor. O ip, semadan size sarkıtılmış. –Rüyalarda da o ip semadan sarkıtılmış bir halat şeklinde görülür ve dine bağlılık şeklinde yorumlanır ki, Abdullah ibni Selam rüyasında böyle bir ip görmüş, ona tutunmuş ve yukarıya doğru yükselmiş olduğunu nakleder.– Sizi Allah'a (celle celalühü) yükseltmeye ve vuslata aldatmayan bir vesile demektir.
Evet o, semadan yere doğru uzanmış, bir ucu insanların elinde, bir ucu da dest–i kudrette olacak, insanları kurtuluşa erdirecek kopmaz bir ip ve bir kulptur. Evvela, bütün esma–i ilahiye bütün sıfat–ı subhaniyeyi hatırlatacak bir isimle Allah'ın ipidir. Rahman'ın, Rahim'in, Cemil'in, Celil'in değil, bütün bu isimleri hâvî olan, kalbinizin meyillerini bilen, hissiyatınızı sizden daha iyi anlayan, cenneti, Rahman ve Rahim isimleriyle sizin cismani arzularınız için hazırlayan ve sizi ebede namzet kılan Allah'ın ipidir. O Allah ki metindir, O'nun ipi de çok metindir; o kopacak gibi bir ip değildir. Öyle ise çerik–çürük insanların ipine tutunmanın hiçbir anlamı, hiçbir manası yoktur. Eğer tutunup dayandığınız şeyle aldanmak istemiyorsanız, Allah'a (celle celalühü) dayanın ve güvenin; onun ipi olan Kur'an'a da sımsıkı sarılın!..
8. madde: "Ve hüvezzikrül hakîm: O hikmetli olan zikirdir."
Zikir; anmak, Allah'ın (celle celalühü) ismini tekrarlamak demek olduğu gibi hatırlatma manasına da gelmektedir. Bir de arkasından "hakîm" geliyor ki, aynı zamanda Cenab–ı Hakk'ın isimlerinden olan bu sıfat, dikkatleri eşyanın perde arkasına çekmesi, varlığın melekût yanını nazara vermesi açısından, her şeyi hikmete bağlayıp ve akibetiyle irtibatlandırarak hatırlatan Kur'an'ın hususi isimlerinden sayılmıştır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e de Sahib–i Sünnet olması itibari ile hakîm denir. Yani tabiat ve mâverâ–i tabiatın lisanı demektir. Kur'an–ı Kerim'de geçen hikmet sözünü muhaddisler, daha ziyade Efendimiz'in sözü şeklinde yorumlamışlardır.
Öyle ise burada geçen "zikr–i hakîm", "hikmet yüklü bir hatırlatma" yani eşyanın perde önüyle olduğu gibi perde arkasıyla da irtibatlandırılmış bir hatırlatma demektir. Kur'an–ı Kerim, bir hikmetler mecmuasıdır. Evet insan, Kur'an–ı Kerim'de, aklıyla, mantığıyla, muhakemesiyle, felsefî anlayışıyla, ilmî düşüncesiyle yadırgayacağı hiçbir şeyle karşılaşmaz. Onun her meselesi, akılla müeyyed ve her mevzuun arkasında bir hikmet ve bir maslahat nümâyandır. İnsan, fikren, zihnen, ilmen, ruhen ne kadar terakki ederse etsin, ulaştığı her noktada O'nun hikmetle dalgalanan bayrağıyla karşılaşır. Hatta bir gökkuşağı gibi onu geçecek gibi zannettiği noktalarda da hep onun berisinde kalır.
Evet, Kur'an–ı Kerim bir zikir muhtevası olduğu gibi aynı zamanda hikmetle nümâyân, dünya–ukba esrarını şerh eden bir hikmetler mecmuasıdır.
Ölçü ve Yoldaki Işıklar - Kur'an okumak
1- İç dinamikleri itibarıyla Kur'ân:
a- Allah'tan dinleme seviyesinde
b- Elçisinden dinleme seviyesinde,
c- Allah ve Resûl'üne arz etme seviyesinde,
d- Kadirşinas bir kalbin dikkati seviyesinde edâ edildiği zaman, insan duyguları üzerinde beklenen tesiri göstermesi söz konusu olabilir.
* * *
2- Bir de içle alâkalı olsun–olmasın bir kısım dış esaslar vardır ki, bunlar da Kur'ân'ın anlaşılıp hissedilmesinde önemli vazifeler yüklenirler:
a- O'nu, dilin hususiyetlerine riâyet
çerçevesinde edâ etmek.
b- Bu hususları zedelemeden O'nu kendi
mûsikîsiyle tilâvet etmek.
c- Muhtevâ ve iç mûsikîye göre seslendirmek.
d- Yerinde tekrarlarla konsantrasyonun
sağlanması gibi hususları sıralayabiliriz.
Birinci husus mutlakâ lâzım ve bileni bir
hayli çok.. ikincisi oldukça önemli ama, içi boş
birkaç ses sanatkârıyla icrâ edilmekte.. üçüncüsü bileni ve anlayanı yok gibi.. dördüncüsü ise
fantazistlerin elinde gösteri mevzûu...
His Dünyası - Allah ve İnsan
Tekmil insanlık her an Allah duygusuna aç,
Zihinler şîrâzesiz, zihinler O'na muhtaç..
Sezer her zaman temiz vicdanlar bu duyguyu,
Düşünce çıkmazları Rabb'e ulaşma koyu...
İlmin o engin ufku, mantıkın hünerleri,
Dolduramıyor imandan boşalan yerleri.
Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof..
Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof.
Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan;
Ne madde ötesini olduğu gibi duyan:
Anlayışlar kısır; her şeyin mebdei meçhûl,
Ve yığınlar faraziyeler ağında ma'lûl.
Oysa, her renkte ve her seste O'ndan bir ma'nâ,
Ruh ve hikmet ufkunda her şey insandan yana:
Varlık O'nun nuru, o Nur'un dalgalanışı,
O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı...
Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır,
Ancak oturaklaşan ruhlar O'na ulaşır.
Gözsüz görmese de her yanı O kaplamakta,
Sırra, hep bu ilâhî münasebet akmakta..
Ve duygular O'na uyanmakta perde perde,
Bir vuslat istikametinde ki az ilerde...
Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler,
Her yanda insan–Allah bestesinden nağmeler.
Fikir bu ufka erip gönülle birleşince,
Ayrı bir visal kapısı açılır her gece.
Bu eşiği aşan ruh kendi özüne erer,
Gerçek insan olmaktan gaye de buymuş meğer...
M. Fethullah GÜLEN
|