GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

09/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


 


'Burası Uganda, Türkiye değil'

Biz zannediyoruz ki “Dünyanın en büyük devleti Türkiye'dir. Bizden başka herkes cehennem hayatı yaşıyor!” Aynı psikolojiyi demirperde ülkeleri dağılmadan önce sosyalist vatandaşlar yaşarmış. Hatta kendileri ekmek bile bulamazken, kapitalist ülkelerin kendilerinden daha kötü durumda olduğunu düşünüp üzülürlermiş. Durumumuz maalesef öyle. Kendi halimize bakacağımıza Uganda örneğini verip onlara üzülüyoruz.

Bazıları canı sıkıldığında “Burası Uganda mı?” diye sorar. Acaba Uganda'da yaşayanlar buna ne diyor? Geçenlerde Eminönü Belediyesi Başkanı Ahmet Çetinsaya'nın “Devlet kendine ait hakları, devleti soyanlardan alamazken, eski başkanlardan almaya çalışıyor. Bunlar ancak Uganda Cumhuriyeti'nde olur” demesine Uganda'dan cevap var. Muhammet Ali Özduman, Kampala'dan yazıyor:

“Zaman'ın İnternet sayfasını sürekli takip ediyorum. Yerini ve yurdunu terk edip dünyanın dört bir yanına insanlara bir şeyler vermek için giden binlerce öğretmenden birisiyim. Uganda'da ülkemizin sesi soluğu olan okulumuz TURKISH LIGHT ACADEMY'de matematik öğretmenliği yapıyorum. “Burası Uganda mı?” diyenleri bilgilendirmek istiyorum. Belli ki Uganda'yı bilmiyorlar ve kulaktan dolma yanlış bilgilerle konuşuyorlar. Ben yaklaşık 6 aydır Uganda'da yaşayan birisi olarak ve bu son altı ay içinde gözlemlerime dayanarak benim ikinci vatanım diyecek kadar sevdiğim bu ülkenin bu hakarete maruz kalmasını içime sindiremedim. Ne demek “bunlar ancak Uganda Cumhuriyeti'nde olur.”

Türkiye'de bulunup fikri gelişimini henüz tamamlayamamış olanlar Türkiye'yi dünyanın merkezi sanıyor. Yani demokrasinin mükemmel biçimde uygulandığı, hayat ve refah seviyesinin en üst seviyede olduğu, halkın ekonomik sosyal alanda problemi olmadığı, enflasyonun yüzde 4'lerde gezdiği, halkın düşünce ve ifade etme özgürlüğünü rahatça kullandığı bir ülke. Onlar ‘halk için devlet' mantığı ile çalışan bir ülkede yaşadıklarını zannediyorlar. Ama Türkiye'den biraz dışarı çıkıp kendilerini dışarıdan seyredebilseler (25 sene yaşadığım) ülkemin içler acısı halini, uğraştığı basit problemleri ve kaçırdığı fırsatları üzülerek görebilirler.

Uganda, bir Afrika ülkesi olmasına rağmen Avrupa ülkelerinde olan imkanların yüzde 80'i var, desem yalan olmaz. Teknolojik açıdan bazı eksiklerini saymazsanız İngiltere'den, Almanya'dan, Fransa'dan farkı yok. Demokrasinin ne olduğunu ve nasıl uygulandığını ben burada gördüm. Burada demokrasi kültürü iyi diyebileceğimiz seviyede yerleşmiş. Kimse kimseye “Niye bunu giydin veya giymedin, niye bunları düşündün?” diye karışmıyor. Hele devlet hiç karışmaz. Devlet, kendi üzerine düşen asli vazifelerle uğraşır.

Ekonomik bir örnekle yazımı bitireyim: Enflasyon yıllık (dikkat edin aylık değil) yüzde 4,5 (yazıyla belirtelim kırk beş değil, dört buçuk) civarında.”

Şimdi Ugandalılar bu gerçeği bilseler, akıllarının almayacağı saçma olaylardan sonra “Burası Uganda, Türkiye değil! Böyle şeyler ancak Türkiye'de olur!” demezler mi?




Biz birbirimizi kırarız

Ermeni soykırımı filan hikaye. Kendimizden birileri varken, başkalarını kırar mıyız hiç? Bazı vatandaşlarımızın Yunanistan’a karşı nasıl bir duygu içinde olduğunu gazetelerden öğrenmemiz çok kolay. Sürekli dostluk türküleri söylüyorlar. Yoo bu tavırlarını yadırgamıyoruz. Aksine bundan memnuniyet duyuyoruz. Ne var ki, Yunanlı dostlarımıza gösterilen samimiyetin, dostluğun kırkta birini kendi vatandaşlarmıza da göstermelerini bekliyoruz.

Okullarda, işyerlerinde birer kültürel soykırımı yaşanıyor. Kutsal değerlere karşı en küçük bir müsamaha yok. Birisi hakkında “irticayla ilgisi var!” gibi ima yollu bir şikayet olsun. Devlet dairesinde çalışıyorsa, işinin bittiğinin resmidir. Ne bir araştırma, ne bir soruşturma gerekir.

Çok yerde, bazı mevkilere gözlerini diken kifayetsiz muhterisler, ağızlarının suyunu akıta akıta, yükselecekleri yerde oturan kişinin ayağını kaydırmanın yolunu arar. Elbette en etkili yol, irtica ile suçlamaktır.

Bunların belgesini iyi saklamak gerekiyor. Çünkü yakın bir zamanda, yaşanan bu kültürel soykırımın da defteri açılacaktır mutlaka.




İlk hedef

Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan ama muradına eremeyen Eskişehir Bağımsız milletvekili Mail Büyükerman şimdi de gözünü Meclis Başkanlığı'na dikti. Üstelik başkan olursa ilk yapacağı icraatını da açıkladı. Büyükerman, milletvekillerinin yemek yediği üyeler lokantasında acı biberi yasaklatacakmış. İyi ya işte! Tutup da, milletvekili eş ve çocuklarının Meclis’e personel olarak alınmasını engelleyecek değildi ya!




Portakal orda kal!

Altın Portakal Film Festivali’nde bu yılın en iyi filmi olarak “Güle Güle” seçildi. Kamuoyunda adından çok söz ettiren “Abuzer Kadayıf” ise dereceye giremedi. Anlayamadık film sokak çocuklarının dramına göndermeye yaptığı için mi, İbrahim Tatlıses ile bir sürtüşme yaşanmaması için mi, yoksa gerçekten insanların 1,5 saatini heba ettiği için mi ödüle layık görülmedi?




Kullanılmışlar

PKK liderlerinden Cemil Bayık, bölücü örgütün Kandil Dağı’ndaki karargahında yaptığı konuşmada kullanıldıklarını söylemiş. Bayık’ın sözleri aynen şöyle:

“Biz kullanıldığımızı kabul etmiyoruz, (Kullanıyoruz!) diyoruz. Yani, hem Avrupa, hem Ortadoğu hem de Kafkas ülkelerini kullandığımıza inanıyoruz. Aslına bakarsanız, kullanılıyoruz. Şu durumumuza bakın. Neyin mücadelesini yaptığımızı bile samimi olarak ortaya koyamayız. Aslında yıllardır biz, Avrupa, İran ve Suriye tarafından kullanılıyoruz.”Yıllardır bizim de söylediklerimiz, hep aynı şeyler değil miydi?




Hangi spor kimin?

Sabah gazetesine göre 7 kollu canavar İrtica, son olarak da güreşi ele geçirdi(!) Bu araştırmacı gazetecilik ürünü haberden yola çıkarak ben de diğer spor dallarını hangi ideolojilerin ele geçirdiğini ortaya çıkardım! İşte sonuçlar:

Tekvandoyu faşistler ele geçirdi! (Tekvandocuların bıyıklarına baksanıza!..)

Golf, kapitalistlerin güdümünde! (Mustafa Koç niye habire golf oynuyor?)

Tenise burjuva ve sosyete hakim. (Avşar kızını hatırlatmamız yeter herhalde!)

Basketbol, 'antrenmanda’cı çapkınlarındır (İbrahim Kutluay reklamında görüyoruz!)

Halteri Bulgaristan Göçmeni soydaşlar kapattı. (Halil Mutlu ve Naim’i söylemeye gerek var mı?)

Voleybolda biraz sosyalist havası var. (Topu sırayla bir o yana, bir bu yana atmalarından belli!)

Futbol mu, haa bakın onun bir ideolojisi yok!.. O, kendi başına bir ideoloji. Hani neydi slogan: “Ne sağcıyız, ne solcu, futbolcuyuz

futbolcu!” (Tuncay Akkoyun)



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.