GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

09/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Ahmet Turan ALKAN

Kalemle

Milliyetçi terör?

Güreşçi Harun Doğan’ın, kendi ifadesine göre telâş eseriyle formasında ay–yıldız armalı kokardı olmaksızın mindere çıkması Türkiye’de hayli abartılı yankılara sebep oldu ve bu olaya bağlı olarak “milliyetçi bir terör” estirildi.

Bu abartılı terör kampanyasının ne kadar iki yüzlü olduğunu test etmek kolay; güreşçimiz şampiyon olsaydı, ortada ay–yıldızsız forma meselesi diye bir şey olmayacaktı. Aynı terör, olimpiyatlardan birkaç ay önce halterci Halil Mutlu’yu da hedef almıştı. Göğsünde sponsor firmanın amblemini taşıyan formayla yarışan Halil Mutlu, o günlerde nasıl da yerden yere vurulmuştu.

“Milliyetçi terör” tabiri izaha muhtaç; Türkiye’de milliyetçilik otuz yıl içinde kabuk, saf ve ırsiyet değiştirdi. Gökalp’in milliyetçilik tarifi artık kullanışlı değil; bu tarif ülkücü hareketin en aktif olduğu dönemde bile hayli tartışma yaratmış ve tashihe uğramıştı. Aynı süre zarfında milliyetçilik, dışa açık romantizmini (Turancılık) tesviye ederek içe dönük hedeflere yoğunlaştı ki, bunda Türk cumhuriyetleri ile kurulan “ayağı yere basan” münasebetlerin büyük tesiri olmuştur. Yeri gelmişken belirtmelidir ki PKK hareketi, Türkiye’de milliyetçilik kavramının yerinden uğrayarak sertleşmesinde ve daha içe dönük tarzda yorumlanmasında birinci derecede âmil olmuştur: 70’li yılların Ülkü Ocakları’nda ne kadar çok Kürt menşe’li ülküdaş olduğunu; ancak 80’li yılların sonlarında fark edebilmişti. Ve nihayet milliyetçiliğin, devlet ve rejim eksenli bir “resmî” versiyonu da son yıllarda kendini hissettirmeye başladı. Bazı pop şarkıcılarının milliyetçi ve devletçi mesajlar taşıyan şarkılar (ve marşlar) söylemeleri, eskiden solcu bildiğimiz birtakım zevatın rejim paralelinde pozisyon kazanmak için devletçi retorikle beraber milli sembollerin tüketimde hayli iştahlı davranmaları ve özellikle tek parti devrine dair ideolojik avadanlıkların milliyetçi edebiyatla ambalajlanarak psikolojik terör vasıtası haline getirilmesi, yeni milliyetçi dalganın bâriz göstergelerindendir. Milliyetçilik bugün râyici yüksek, piyasası işlek ve itibarı bol bir duruş ve tavırdır. İktidardaki partilerin tamamı milliyetçilikte birbiriyle yarışırken, muhalifleri de onlardan aşağı kalmıyor; devlet ise özellikle son beş yıldan beri iyiden iyiye milliyetçi bir retorik (Keşke şunun “siyâset”ini de yapabilselerdi!) kullanmayı tercih ediyor.

Yeni milliyetçi dalga, eskisine, yani MHP’nin vaktiyle önderlik ettiği siyasî ideolojiye göre daha vulger ve daha basit bir muhteva taşıyor; bu mukayese, 80 öncesindeki MHP’nin milliyetçilik çizgisinin fikren çok yüksek bir seviyede olduğunu imâ etmiyor; ama bugünün MHP’sinde bile devletin mutfağında pişirilmiş yeni milliyetçi dalgaya itibar edilmesi, Türkiye’nin milliyetçilik yorumunda daha iyi ve muhtevalı bir seviyeye ulaşması beklenirken, tam aksine gerilediği anlamına geliyor bana göre. Apo’yu misafir gibi ağırlayan İtalya’ya karşı köpürtülen sokak gösterilerindeki milliyetçi heyecan, olanca samimiyetine rağmen sığdı. Bugün, bir unutkanlık eseri olduğu iddia edilen ay–yıldızlı kokart ihmâline gösterilen tepki de aynı seviyeyi aşamıyor. Sözü edilen güreşçi ilk defa milli maç yapıyor değildir; daha önce defalarca Türkiye’yi temsil etmiş ve ay–yıldızlı forma ile güreşmiştir; eğer milli hissiyat konusunda bu adamın bir zaafı veya kompleksi biliniyor idiyse kafileye alınmaz, cezalandırılır ve mesele biterdi. Şimdi bu kertede, yılların sporcusunu milli hislerden ırak, hatta mürtecî olmakla itham etmek, işte tam da telaffuza çalıştığım “milliyetçi terör”ün bir nişânesidir.

Milliyetçiliğin, bir siyasî ideoloji olarak kullanılması son derece risklidir; ehil ellerde, uygun zamanlarda ve bilhassa tekemmül etmiş bir tecrübe ile tasarruf edilmesi gerekir; zira milliyetçilik çıplak bir ideoloji olarak son derece esnek, amorf ve çok yönlüdür: Milliyetçi retorik kullanmak suretiyle insan hakları, demokrasi, devletçilik, liberalizm, sosyalizm ve hatta dikta rejimlerini bile aynı anda hem eleştirmek hem de desteklemek ve meşrulaştırmak mümkündür; örnek vermeye gerek yok. Bugün Türkiye’nin neredeyse bütün siyasî teşekkülleri anafikir itibariyle milliyetçi bir retoriğe yaslanıyorlar ve bu vâkıa, milliyetçilik üzerinden siyaset yapmanın kolaylığını işaretliyor.

Türkiye Günlüğü dergisinde yayınlanan bir yazımda, “Milliyetçilik toplumların ergenlik sivilcesidir.” teşhisinde bulunmuştum; bu teşhis, bir yerde milliyetçiliğin tabiîliğini ifade ederken aynı zamanda bir toplumun ilânihâye gençlik sivilceleriyle yaşamasındaki gayri tabiîliği de tasvir ediyordu. Doğrusu dünya üzerindeki her devletin temel siyaseti milliyetçi bir iskelet üzerinde durur; fakat milliyetçiliği, sokağın nabzını idare etmek için kullanmak ancak pek az ülke tarafından tercih edilen bir usûl olsa gerektir. Milliyetçi retoriğin insafsızca sömürülmesi, kötü siyaseti gizlemekte, beceriksizlikleri gölgede bırakmakta ve ülke gündemini suiistimal etmekte çok işe yarar sonuçlar verebilir; meselâ düne kadar Miloseviç’in milliyetçiliği tartışma götürmez bir müteârife idi; ama bugün ülkesinde istenmeyen adam mevkiinde. Sırbistan’ın yeni liderinin de milliyetçiliği hassasiyetle vurgulanıyor; iki milliyetçilik tarzı arasındaki kalite farkını ise zaman gösterecek.

Milliyetçilik ekseninde siyaset yapan kuruluşların bugünlerde sâkin kafayla oturup milliyetçilik anlayışlarının muhtevasını, hedeflerini ve araçlarını yeniden gözden geçirmeleri elzem gibi görünüyor; bilâistisnâ bütün siyâsî teşekküllerin böyle bir beyin fırtınası estirmeye çok ciddi derecede ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.


t.alkan@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

14/ 08/ 2000... Maraba televole!
09/ 09/ 2000... Müzelerden müze beğenin!
11/ 09/ 2000... Yorum sizin!
16/ 09/ 2000... Ada! (*)
18/ 09/ 2000... Önüm-arkam, sağım-solum “devlet”
23/ 09/ 2000... Ermeni meselesinde zaaf gösteriyor muyuz?
30/ 09/ 2000... Çağdaşlık yolundaki mehterân bölüğü: Türkiye!
02/ 10/ 2000... "Dinci!.."
07/ 10/ 2000... Turizm Bakanı’nı kınıyorum


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.