Sessiz bekleyiş
İsrail güvenlik güçleriyle Filistinliler arasındaki ciddi çatışmalar dün yaşanmazken, tek gerginlik bir hahamın cenaze töreninde yaşandı.
Arafat'ın salı günü Tanzim Güçleri'ne verdiği 'ateşkes' emri etkisini göstermeye başladı ve Aksa intifadası 13. gününde sessiz bir bekleyişe dönüştü. Gün içerisinde Nablus çevresinde karşılıklı silah sesleri duyulsa da olaylar çatışma düzeyine çıkmadı.
Bölgede ciddi sayılabilecek tek gerginlik, dört gün önce Batı Şeria'daki bir mağarada cesedi bulunan ve ABD'de Demokrat Parti başkan yardımcısı adaylarından senatör Joseph Lieberman'ın kuzeni olduğu iddia edilen Amerikalı bir hahamın cenaze töreninde yaşandı. Çatışmalar, Nablus yakınlarındaki Yitzhar'da yapılan cenaze törenine katılmak isteyen Musevileri taşıyan otobüse Filistinli gençlerin taş atması üzerine çıktı. Küçük çaplı çatışmada en az 3 kişinin yaralandığı bildirildi.
İsrail ordu kaynakları, dün sabah itibariyle Arafat'ın ateşkes emrini doğruladılar. Aynı kaynaklar Arafat'ın birkaç gün önce HAMAS ve İslami Cihat'a terör operasyonları için yeşil ışık yakmış olduğunu da hatırlatarak ateşkes emrinin Barak'ın ültimatomunun gereklerini yerine getirdiğini kabul etmek istemediler.
Sessizlik ilk etkisini İsrail vatandaşı Araplar üzerinde gösterdi ve Tel Aviv, Yafo, Nasıra ve çervesinde Arap liderleri hayatı normale çevirmek için İsrailli yöneticilerle ortak toplantılar düzenlediler ve Araplar işyerlerini açtılar. İsrail'in kuzey vilayetlerinde yaşayan İsrailli Araplar ilk defa Filistinlilerin bir ayaklanmasına bu kadar etkin bir şekilde katılmış ve çatışmalar Arap ve Yahudi halkları arasında bir sivil savaş görünümüne bürünmüştü.
Sessizliğin ilk ürünü Gazze Şeridi içinde kapalı kalmış olan Netzarim yerleşim biriminden son iki hafta içinde ilk defa bir konvoyun yola çıkarak güvenlik içinde Kudüs'e ulaşması oldu. Gün içinde Gazze Şeridi çevresinde dolaşmakta olan bir İsrail askeri aracına ateş edildiyse de olaylar büyümedi. İsrail ordusu sessiz geçen günü savunma stratejisini gözden geçirmek ve Arap yerleşimlerinden Kudüs'e gelen yollar üzerinde savunma blokları yerleştirmekle geçirdi.
Konuşan konuşana
İsrail ve Batı Şeria topraklarında sessiz geçen gün uzun müddettir basından uzak durmayı tercih eden barış taraftarı siyasetçileri ve grupları da faaliyete geçirdi. İsrail'in Avrupa ülkelerine yönelik başlatmış olduğu diplomasi atağı çerçevesinde Avrupa başkentlerini gezmekte olan Şimon Peres İsrail Radyosu'na yaptığı açıklamada, İsrail'in Arafat'ın inatla istediği uluslararası tetkik heyetinden çekinecek bir şeyi olmadığını açıkladı. Arafat iki hafta önce Paris'te yapılan görüşmelerde bölgedeki çatışmaların sebebinin kim olduğunun belirlenmesi için yabancı bir heyetin bölgeye gelmesinde diretmiş ve görüşmelerin ancak İsrail'in bu şartı kabul etmesi halinde devam edebileceğini bildirmişti.
Gün içinde bir açıklama yapan Barış İçin Hahamlar Grubu sözcüsü Haham Arik Aşerman da İsraillileri bölgede Araplarla birlikte yaşamak zorunda oldukları gerçeğini kabullenmeye çağırdı. Çatışmanın altında Müslüman din adamlarının fetvalarının olduğu iddiasına karşı çıkan Aşerman, işşiz-aşşız Filistin gençleri var olduğu müddetçe çatışma potansiyelinin devam edeceğini ve bunların da ancak devam eden bir barış atmosferinde ortadan kalkacaklarını söyledi. (Kerim BALCI)
Hüsnü Mübarek'ten Clinton'ın zirve teklifine ret
Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, ABD Başkanı Bill Clinton'ın Kahire'de İsrail-Filistin zirvesi yapılması önerisini, öncelikle İsrail'in Filistinlileri tehdit eden şiddete son vermesi gerektiğini bildirerek, geri çevirdi.
Mübarek'in Clinton'a yolladığı mektupta Mübarek, zirvenin toplanmasından önce İsrail askerlerinin Filistin bölgesinden çekilerek uygun bir ortamın sağlanması gerektiğini belirtti.
Mübarek, mektubunda, İsrail'in Filistin Özerk Yönetimi ile diğer Arap ülkelerine yönelik tehdit ve ültimatomlarını da durdurması gerektiğini ifade etti. İsrail'den, Doğu Kudüs'teki Araplara ait kutsal yerlere karşı saldırganlığı tekrarlamamasını da isteyen Mübarek, yakın dönemdeki şiddet olaylarının uluslararası araştırılmasını da kabul etmesi çağrısında bulundu. Öte yandan, Hizbullah hareketi, esir tuttuğu İsrail askerleriyle ilgili olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın olası arabuluculuk girişimini kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi. Hareketin 2. ismi Şeyh Naim Kasım, 'Eğer, Annan İsrail'den somut ve kabul edebileceğimiz sonuçlar getirirse, Güvenlik Konseyi'nin 425 sayılı kararı konusunda BM ve aramızdaki görüş ayrılığına karşın, Annan'ın arabuluculuğuna karşı çıkmayız.' dedi.
Dış Haberler Servisi
Ortak Askeri Güç'e imza
Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Ortak Güvenlik Konseyi'ne üye altı ülke liderlerinin katıldığı güvenlik ve işbirliği zirvesi, "Ortak Askeri Güç Anlaşması"nın imzalanmasıyla sona erdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev ve Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov tarafından imzalanan anlaşma, "Ortak Güvenlik Sisteminin Ortak Güçlerinin ve Araçlarının Oluşturulmasının Statüsü" başlığını taşıyor. Anlaşma, tarafların, bir ülkenin kendi kanunlarının öngördüğü ölçüde ve o ülkenin isteği üzerine, dış saldırılara karşı ortak müdahalede bulunmak üzere askeri güç gönderilmesini öngörüyor.
Anlaşma uyarınca ayrıca, üye ülkeler ortak antiterör operasyonları ile askeri tatbikatlar da düzenleyecekler. Söz konusu anlaşma, Ortak Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin parlamentoları tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Liderler ayrıca, imzaladıkları ortak bildiride, "bölgesel güvenlik sistemlerinin oluşturulması, 6 ülke arasında askeri-siyasi alanda işbirliğinin derinleştirilmesi yönünde girişimlerini sürdüreceklerini" teyit ediyorlar. Bildiride, Orta Asya ülkelerinin toprak bütünlüğüne yönelik uluslararası terörist tehditlerin birlikte göğüsleneceği kaydedildi.
Söz düellosu
Bu arada, liderlerin bir araya geldiği zirve sonrası yapılan basın açıklamasında söz alan Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko'nun sözleri Tacikistan lideri Rahmanov'un tepkisini çekti. Lukaşenko'nun 'Orta Asya ateş çemberi ile sarılı bir şekilde kaynamakta.' şeklindeki açıklamsına tepki gösteren Rahmanov, sinirli bir şekilde 'Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan'da korkulacak bir durum yok. Bölgede bir kaynama da söz konusu değil. Lütfen konuyu siyasileştirmeyin.' ifadelerini kullandı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Afganistan'daki sorunun küçümsenemeyeceğine dikkat çekerek, dünyanın dikkatlerini bu soruna çevirmek gerektiğini kaydetti.
Atıf Ala - Bişkek
BOTAŞ'tan radikal adım
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in talimatı doğrultusunda harekete geçen BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının resmen açılması için hazırlıkları hızlandırdı.
Irak tarafında hattan petrol alımının 40 milyon tondan yılda 71 milyon tona çıkırtalması yönünde temaslarını tamamlayan 4 kişilik BOTAŞ heyeti bugün Ankara'ya dönüyor. BOTAŞ'dan edinilen bilgiye göre 10 gün içinde çalışmalar tamamlanarak hat tam kapasite kullanıma açılacak. Bu konuda Bakanlar Kurulu'nun da karar alması bekleniyor.
BOTAŞ Genel Müdürü Yardım, hattan halen BM gözetiminde günde ortalama 1 milyon varil, yılda 40 milyon ton petrol taşındığını belirterek, 1996 Aralık ayında sınırlı oranda hattın kullanıma açıldığı, şimdi ise 10 gün içinde tam kapasite işletime açacaklarını söyledi.
Petrol karşılığı paranın BM'ye ödendiğini ifade eden Yardım, 71 milyon ton kapasiteli iki hatlarının olduğunu hatırlattı. Yardım, BM anlaşması kapsamında Irak'tan doğalgaz alımının Fransız ve İtalyan şirketlerinin katılımıyla hızlandırılabileceğine dikkat çekti. Irak'tan 10 milyar metreküp gaz alınacağını dile getiren Yardım, ancak bu projenin gerçekleştirilmesinin 5-7 yıl alabileceğini kaydetti.
Faruk Arslan /Ankara
Gözler yeniden Kosova'da
Yugoslav ordusu ile Sırp polisinin bu yıl içinde Kosova'ya geri döneceği bildirildi.
Demokratik Sırbistan Muhalefeti liderlerinden Zoran Cincic'in, Vecernje Novosti gazetesine yaptığı açıklamada, "Bu yıl sonuna kadar Kosova-Arnavutluk sınırına 1200 Sırp polisi ve Yugoslav askerini geri göndereceğiz." dedi. BM Güvenlik Konseyi'nin Kosova'ya ilişkin 1244 sayılı maddesi, 1999 Haziran ayından beri BM kontrolündeki Kosova'ya Sırp polisi ve Yugoslav askerlerinin geri dönüşünü öngörüyor. Maddede, herhangi bir tarih belirtilmiyor. BM Kosova Misyonu Başkanı Bernard Kouchner ile birkaç gün önce bir telefon görüşmesi yaptığını söyleyen Cincic, "Kouchner, bu konuyu ele almak üzere Belgrad'a gelmek istediğini ifade etti. Federal hükümet kurulur kurulmaz, Brüksel ve Washington'a birer heyet göndererek, 1244 sayılı maddeye uyulması talebinde bulunacağız." diye konuştu. Cincic, "Bu konuda herhangi bir ertelemeyi anlayışla karşılamamız mümkün değildir." dedi.
Öte yandan, ABD, Miloseviç'in, Savaş Suçları Mahkemesi'ne sevki için aceleye gerek görmediğini, bu konudaki önceliğinin değiştiğini bildirdi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott, Rusya'nın Sevodniya gazetesinde dün yer alan demecinde, "Miloseviç'in mahkemeye sevki sorununun çözümünün daha sonraya bırakılabileceğine inanıyorum." dedi. Talbott, ülkesinin Miloseviç ile ilgili görüşünün değil, önceliklerinin değiştiğini söyledi.
Belgrad/Moskova
Mutafyan incisi
Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan'ın, ABD Temsilciler Meclisi'ndeki sözde "Ermeni soykırımı" tasarısı karşıtı açıklamalarından rahatsız olan Ermeni lobisi, patriğin, Türk hükümetinin baskısı altında böyle bir açıklama yapmak zorunda bırakıldığını iddia etti.
Ermeni nüfusunun yoğun olarak yaşadığı California eyaletinde çıkan California Courier Publisher gazetesinde, Ermeni lobisi tarafından yayımlanan bir yorumda, Patrik Mutafyan'ın, Türk tehditlerinin esiri olduğu ve istememesine rağmen zorla tasarı karşısında bir açıklama yapmak zorunda bırakıldığı ileri sürdü.
Harut Sassounian adlı Ermeni lobisi mensubu tarafından kaleme alınan yazıda, daha da ileri gidilerek, Amerikalı 14 eski üst düzey hükümet yetkilisi ile askeri yetkililerin, tasarı kabul edilirse ABD'nin ulusal çıkarlarının tehlikeye gireceğini vurgulayan imzalı bildirisinin, Türkiye ve Hazar havzasında ticari iş bağlantıları olanlar tarafından imzalandığı iddia edildi.
Bu kişilerin Amerikan çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını ön planda tuttuğu da iddia edilen yazıda, Ermeni lobisinin Amerikan Temsilciler Meclisi'ndeki sözde soykırım tasarısının kabul edilmesi için çetin bir savaş verdiği ve bu savaşın, "Davud'un Goliath'a karşı savaşına" benzediği savunuldu. Kutsal kitaplardaki bu mesel, küçük ve silahsız bir çocuk olan Davud'un, silahlı dev Goliath'ı başına taş atarak öldürmesi, zayıfın güçlü karşısındaki pozisyonunu ifade etmek için kullanılıyor. Yazıda ayrıca, Temsilciler Meclisi'nden tasarının geçmesini engellemek için Türk hükümetinin ABD'yi tehdit ettiği de ileri sürüldü. Washington
2. uçak da Bağdat'ta
Irak'a tıbbi ve insani yardım malzemesi taşıyan ikinci Türk uçağı, dün Bağdat'taki Uluslararası Saddam Havaalanı'na indi.
Koç Topluluğu şirketlerinden Ram Dış Ticaret AŞ tarafından gönderilen ve yardım malzemesi yanında 5 kişiden oluşan bir ekip taşıyan uçağın, 17 Ağustos'tan bu yana Irak'a gelen 14'üncü uçak olduğu belirtildi.
Uçakla Bağdat'a gelen Koç Topluluğu şirketlerinden Ram Dış Ticaret AŞ'nin Genel Müdürü Mehmet Ali Neyzi, Irak ticaret, sanayi ve sağlık bakanlıklarında temaslarda bulunacağını söyledi. Neyzi, havaalanında gazetecilere yaptığı açıklamada, gelecek ayın başında Bağdat'ta düzenlenecek Bağdat Ticaret Fuarı'na katılmak istediklerini ve bu amaçla ticaret ve sanayi bakanlıklarının yanı sıra Irak Sağlık Bakanlığı'nda da görüşmeler yapacağını belirtti. Uçakta bulunan doktorlardan Ayşe Kılıç da ülkedeki sağlık durumunu yakından görmek için bazı hastaneleri ziyaret edeceğini kaydetti.
Bu arada, Bağdat'a dün gelen Suriye Havayolları'na ait uçakta bulunan Arap Öğretmenler Federasyonu Başkanı Mevlüt Zayit Ettip de Irak'a dayanışma amacıyla geldiklerini söyledi.
Pentagon sessiz
Öte yandan, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Türkiye'den Bağdat'a gönderilen tıbbi yardım uçağının BM Yaptırımlar Komitesi'nden izin aldığını belirterek, bu konuda Türkiye'yi eleştirmekten kaçındı. Türkiye'den Bağdat'a yapılan insani yardım uçuşuyla ilgili soruları cevaplayan Pentagon sözcüsü Craig Quickley, "Bu uçuşla ilgili BM Yaptırımlar Komitesi'nden izin alındığını anlıyoruz. Yaptırımlar Komitesi'nin izniyle yapılan uçuşlar, yaptırımın ihlali anlamına gelmiyor." dedi. Quickley, Türkiye'den Irak'a uçuşun Keşif Gücü'nün denetlediği hava sahası üzerinden yapıldığını ve yakından izlendiğini belirtti. Pentagon'un, Irak'a daha önce yapılan benzer nitelikli uçuşları eleştirirken, bu konuda Amerikalı gazetecilerin ısrarlı sorularına karşın Türkiye'ye eleştiri yöneltmemesi dikkat çekti. Bağdat/Washington
Türkiye Yahudilerinden destek
Türkiye'de yaşayan Yahudi vatandaşlar ABD ve Avrupa'da sözde Ermeni katliamı tasarısı aleyhinde girişimde bulundular.
500. Yıl Vakfı, ABD Senatosu üyeleri, Temsilciler Meclisi üyeleri, Fransız Parlamentosu üyeleri ve ABD lobi şirketlerine bir mektup göndererek gerçekleri yansıtmayan tasarıdan duyulan endişeleri dile getirdi. Vakıf Başkanı Jak V. Kamhi imzasını taşıyan üç sayfalık mektupta, bazı inatçı kişilerin gerçekte insani değerleri ve ezilen insanlara kucak açması ile alkışlanması gereken ülkeler arasında yer alan Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'ni itham etmelerinin doğuracağı büyük zararlar konusunda endişe edildiği vurgulandı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin beş yüz yıldan fazla bir süredir aralarında Ermenilerin de bulunduğu azınlıkların yaşam güvenliğini sağladığı, bir ayrıma tabi tutmadığı ve dinsel inançlarını özgürce yerine getirmesine müsaade ettiğinin altının çizildiği mektupta, Ermeni çetelerinin yabancı güçlerin desteği ile masum Türk köylülerini zalimce katlettiği ve mallarını yağmaladığı gerçeğini unutan bazı kişilerin Ermenilerin, bu hoşgörü ülkesine karşı hiçbir delile dayanmayan temelsiz iddialarına verdikleri kör destek konusunda duyulan endişe ifade edildi.
İlişkileri tahrip eder
Bu kişilerin bugün bile, masum Türkleri katlettirmek için teröristleri beslediğine dikkat çekilen mektupta, İran'dan sürülen Ermenilere Osmanlı İmparatorluğu'nun kucak açtığı gerçeği göz önüne alındığında, Ermenilerin bu iddialarının tarihi maskaralık olduğu dile getirildi. Mektupta, imparatorluğun diğer kesimlerinde barış, güven ve refah içinde yaşayan Ermenilerin bu yaşamlarını sürdürdüğü gerçeği göz önüne alındığında Ermenilerin etnik temizlik iddialarının nasıl olup da kabul edilebileceği sorusuna da yer verildi.
Geçen binyılda etnik azınlıkların yaşadığı diğer imparatorluklarda da etnik temizlik, siyasi savaşlar, engizisyonlar gibi birçok olayın yaşanmasına rağmen, Türklerin tek başına haksız olarak itham edilmesinden duyulan rahatsızlığın ifade edildiği mektupta, bazı kişilerin bencillik ve çıkarları uğruna Türkiye ile bölgede istikrar ve barış isteyen ülkeler arasındaki mükemmel ilişkileri tahrip edebilecekleri uyarısında bulunuldu. Mektupta ayrıca, tarihi çarpıtmaya çalışan bu kişilerin, kin ve nefretten başka hiçbir şey oluşturamayacakları vurgulandı. (Celil SAĞIR)
|