Uyku öncesi REKLAM
Televizyonların reklam müdürleri anlaşmışlar anlaşılan.. Her akşam 21.45, 22.15, 22.45 ve 23.15 civarlarında neredeyse tüm büyük televizyon kuruluşlarında aynı anda reklamlar yayına giriyor. Benim gibi reklam düşkünleri için sıkıntı yok, reklam sevmeyenler düşünsün gerisini.
Konulu reklamlar çoğalmaya başladığından beridir film izleme gereği duymuyor, yukarıdaki saatlerde "o reklam senin, bu reklam benim" habire zapping yapıyorum. Uyku öncesi reklam izleme, şuur altını direkt etkiliyor anlaşılan. Sebebini anlatayım: İşe gitmek üzere evden çıktım ki, binanın önünde bir inşaat çalışması yapılıyor. "Usta n'oluyo burası?" diye sordum. "Baksana, sen buranın muhtarı mısın?" deseydi, hemen cevabı yapıştıracaktım: "Hayır kasabıyım". Ancak düzgün cevap verdi, büfe yapılıyormuş..
Neyse, otobüse bindim ki, bir dostum da aynı araçta. Dostum "Ne var, ne yok" deyince fırsatı kaçırmadım tabi: "Dünya çizgi çizgi diilmiş.. Ben bildim. Gezgin deme, diyilim, ermiş deme, diyilim, ben sadece özgürüm". "Yapma yav" dedi bizimki, "Biz esir miyiz yani?". Meğer izlememiş reklamı, çok kötü.. Bir ara karşımdaki adamın gazetesine göz atıyorum. "Antrenmandayım" sendromundan bahsediyor. Yan taraftaki gençler ise "Memoli'nin fıstığı"ndan giriş yapıp muzır konulara dalıyorlar. Şimdi bir yumruk çaksam şunlara diye düşünüyorum, Süper ton gibi mi göğe çıkar, yoksa Advantage Kart'taki adam gibi mi yere çakılırlar? Yere çakılınca da yeşil çimenler üzerinde 2 inek gibi oturup: "Bu sıcakta insanlar ne yapıyor? Ayran içiyorlar. Biz niye içmiyoruz? Eee biz ineğiz" muhabbeti mi yaparlar acaba? Kafamı camdan yana çeviriyorum, durakta annesiyle bekleyen sarışın kıvır kıvır saçlı şirin mi şirin bir kız çocuğu görüyorum. Aklıma "Min min mini mini kraker" türküsü geliyor.. Otobüsün içinde bir bayan ise cak-cuk ciklet çiğniyor. "Pardon siz gerçek misiniz" gibi bir geyiğe gerek yok, ancak çiğnediği eğer şekerliyse ağzında asit yapabileceğini birilerinin hatırlatması lazım!
Yanımdaki dostum inşa aşamasındaki sitemin durumunu soruyor. Tam kahkaha atıp, "Gardaş (Ayol değil!) ben mütahit miyim?" diyecektim ki, birden mikrofonik bir ses, gece 23.00'ten 08.00'e cepten indirimli tarife uygulandığını ifade ederek, "Uyan Türkiye! Bu bir rüya değil!" deyince ben de uyandım. Tüh, kahretsin!. Gene 23.15 reklamlarının arasında uyuyakalmışım, hepsi bir rüyaymış! Tuncay Akkoyun
U dönüşü
İngiltere'deki Nottinham Trent Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma sınıflardaki sıraların diziliş şeklinin öğrencilerin öğrenme sürecini büyük ölçüde etkilediğini ortaya koydu.Uzmanlara göre at nalı (U) şeklinde diziliş öğrenme kapasitesini yüzde 80 artırıyormuş.
Bizim okullardaki 60-80 kişilik sınıfları ve üçer-dörderli sıraları düşününce insanın aklına her nedense trafikteki (U) işareti akla geliyor. Hani sizi, gittiğiniz istikametin tam tersine döndüren şu işareti.
Yargı
Zeki Parıltı, Bülent Ecevit'in 1975 yılında yazdığı bir şiiri göndermiş bize: "Günümüze ışık tutuyor" diye. Biz de bugün bu şiiri alalım. Yarın kısmetse başka bir şiiri... Biraz da şiirden gidelim bakalım.
öldürenle katiliz çalanla hırsız
tümümüz sanığız tümümüz savcı
tümümüz suçlu tümümüz yargıç
kimi aklar kimi suçlarız
kimi bağışlar kimi asarız
kendimizi başkasında
her gün bıçak saplı
birinin arkasında
vurulan da biziz vuran da
Stres-bourg
Türkiye, Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından karara bağlanan üç ayrı davadan yaklaşık 115 milyar lira maddi tazminat davası ödemeye mahkum edildi.
Mustafa Özke "Keşke, bu 115 milyar liralık tazminat, insan haklarının ihlal edilmemesi yolunda kullanılsaydı da Strasbourg stresine girilmeseydi.
Keşke, bu para, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışanlara zam olarak yansıtılsaydı da, Metris Cezaevi'nde 5 tutukluyu ziyarete gelen İstanbul Barosu avukatlarından İrfan Can'ın üzerinde 157 gram esrar yakalanmasaydı." diyor.
Rakamların dili
Ankara'da devlet, özellikle de ekonomiyle ilgilenen kanat bir mutlu bir mutlu, sormayın gitsin. Neredeyse öz kardeşimiz haline gelen ve yanımızdan hiç ayırmadığımız enflasyon 14 yıldan sonra ilk defa yüzde 50'nin altına düştü ya, hepsinin ağzı kulaklarında. Hoş hedefledikleri rakamın en azından bu yıl tutması pek mümkün görünmüyor ama onları bu sonuç bile yeterince tatmin ediyor.
Enflasyon düştü diye seviniyoruz. Bu arada bir yandan da yağmur gibi gelen rakamları okuyoruz. İTO açıklamış, eylül ayında; yani sadece bir ayda yumurtanın fiyatı yüzde 50,2 artmış. Yine bir ayda şehir içi otobüs ve tren biletlerine yapılan zam ise yüzde 33,3.
Malum eylülde okullar açıldı. Eğitim ile ilgili ürünle geçen ay yapılan zam oranlarına da bir göz atalım dedik. Okul servisleri yüzde 30.5, okul dergileri yüzde 30, okul çantası yüzde 19, defter yüzde 13, çocuk ayakkabısı yüzde 14,3. Bu rakamlar aylık. Peki yıllıklar nasıl diye soracaksanız. Onun için de bir kaç örneğimiz var. Hem de hepimizi çok yakından ilgilendiren bir yerden, pazardan. Lahananın fiyatı geçen yıla oranla yüzde 157,5 artmış. Pırasa desen yüzde 110,6. Havuç'taki zam oranı yüzde 104,6. Ya sağlık diyorsanız, o zaman da "Hiç röntgen çektirdiniz mi?" diye sorarız. Çünkü onun fiyatı da geçen yıla oranla yüzde 100 zamlanmış. Bir yanda yüzde 50'lik enflasyon oranı öteki yanda bu rakamlar... Biz de şaşırdık neye inanacağımızı...
Çalmak
Ali okula geç kalır. Öğretmen Ali'yi cezalandıracaktır. Ali'ye derki :
-Soracağım soruyu doğru bilirsen affedeceğim. Ali söyle bakayım çalmak fiilinin gelecek zamanı nedir? Ali cin gibi hemen atılır :
-Hapse girmektir öğretmenim.
Bu fiili okullarda herkese öğretmekte fayda var.
Uzatma
Berkeley Üniversitesi'nden Prof. John Wilmoth son 140 yılda insan ömrünün uzamaya devam ettiğini isptlamış. 1860'larda en ileri yaşta ömür ortalaması 101 iken bu 1990'larda 108'e çıkmış. Uzayan aslında ömür değil, insanların dertleri.
|