GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

12/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


 


ZAMAN'ın adsız kahramanları

Onları yaklaşık 14 sene önce bayi bayi dolaşarak 'Zaman gazetesi var mı?' diye soruyorlarken tanıdınız. Otobüs, tramvay, tren veya vapurlarda göstere göstere gazetelerini okurlarken gördünüz, yanındakine gazetelerini anlatırlarken karşılaştınız.

ZAMAN sevdalıları...

Bu nazik efendi insanlar çoğu yerde azarlandılar. 'Zaman var mı?' diye sorduklarında 'O da neyin nesi?' denerek hafife alındılar. Gazeteleri onlar için çok önemliydi. Onlar Zaman'larını bayilerin en görünür yerinde olmasını arzuluyorlardı.

Israrla gazetelerini aradılar. Bazı zamanlarda baştan savmak için 'Bugün kalmadı.' sözlerine karşılık tezgah altında tutulan paketi dahi açılmayan gazeteleri gösterince tartaklandılar, kovuldular. Ama onlar yılmadı. Uzun süre abone olmayı tembellik kabul ederek üşenmeden uzaklardaki bayiiye kadar giderek Zaman aldılar.

Çoğu itibariyle, rahmetli Özal'ın tabiriyle 'orta direk' olmalarına rağmen, kese, kasa ve masalarını düşünmeden cansiperane Zaman'a sarıldılar.

Onlar yıllardır, ses ve soluğu olacak, tarafsız, haklının yanında, bir medya organı arıyorlardı. Aradıkları 'Farklı Gazete'yi görünce daha fazla sarıldılar, okudular, okuttular. Beş-on bin ile başlayan tirajı, yirmi, otuz, kırk, elli binlere ulaştırdılar.

Artık 'O da neyin nesi?' sorularıyla karşılaşmıyorlardı; ancak bu sefer de artan okuyucuların soruları karşısında terliyor, çırpınıyor, halden hale giriyorlardı. Bazen çıkan küçük bir haber veya birkaç sütun santimlik reklam hatta bir kelime bile binlerce azar işitmelerine sebep oluyordu.

Abone yaptıkları insanların sayısı, yelpazenin genişliği arttıkça sorumlulukları da artıyor, bir abone ayrıldığında çocuklarını kaybetmiş gibi acı duyuyorlardı. Tekrar abone yapmak için yüzlerce sefer kapı eşiğini aşındırıyor, yalvarıyor, yakarıyorlardı.

Hele o bacılar, yengeler... Bir tarafta evlerindeki çocuklarının bakımıyla, terbiyesiyle, temizlik, tertip-düzeniyle uğraşırken diğer taraftan elinde veya kucağında çocuğu kapı kapı dolaşarak, kahvaltı veya çay tertip ederek abone faaliyetleri... İşte onların dünyada emsali yok...

İşte bu gayretleri gün geldi tirajın yüz binlere tırmanmasını hatta yarım milyon sınırlarını zorlamasını sağladı. 'Boşnak kanı oluk oluk akarken yılbaşı kutlanmaz' diyor ve gazetelerini bir milyon adet bastırıp dağıtarak dünyaya adeta ders veriyorlardı.

Onlar zamanın kahramanlarıydı. Çilede, zahmette en önde Zaman'ı bayraklaştırıyor, tanıtıyor, abone yaptırıyor, iş, ücret konusuna geldiğinde ise en arkada duruyorlardı. Onları kimse tanımıyordu; ancak onlar her şeye nigehban olan Sahip'leri tarafından en güzide makamlara alınmışlardı bile.

Fedakâr dağıtıcılar...

Adsız kahramanların bir grubunu da mobiletli süvariler olan dağıtıcılar oluşturuyordu. Sabahları daha biz uyanmadan kapımıza gazetelerimizi bırakan dağıtıcılar...

Aldıkları cüzi paralara rağmen, yokuş, bayır, yağmur-çamur demeden Zaman'ı sevdikleriyle buluşturan dağıtıcılar.

Bir taraftan dağıtım hizmetini en mükemmel şekliyle yaparken diğer taraftan tahsilatla uğraşıp abone sayısını artırmak için çırpınıp didinen dağıtıcılar.

Bütün bunları yaparken hal ve hareketiyle dolaştıkları yerlerde lisan-ı hal ve kalleriyle parmakla gösterilen dağıtıcılar. Adları Ahmet, Mehmet, Ali veya Veli olan, yani içimizden birileri olan bu yorulma nedir bilmez süvarilerden Ali Osman'ı anlatmadan geçemeyeceğim.

Abone tahsilatı yaparken tanıştığım bu kahraman, üniversiteye hazırlanırken dağıtım işlerini de üstlenmişti. Kalan boş zamanlarını ise çalıştığım mekanda bazı işlerde yardımcı olmakla değerlendiriyordu.

Bir gün elinde şişkin bir bayan çantasıyla geldi. Yolda bulduğu bu çantada, dövizden kredi kartlarına, oldukça yüklü, neredeyse servet denilecek kadar fazla bir meblağ vardı. Ciddi ihtiyacı olmasına rağmen hiçbir şeye el sürmeyen Osman, kartlardaki isimden, 'bilinmeyen numaralar'ı arayıp çanta sahibi bayanın önce telefon numarasını, daha sonra kendisini bulmuş ve işyerine çağırmıştı. Çantadan ümidini kesmiş hanımefendinin sevinci görülmeye değerdi.

Ali Osman'a yüklü bir bahşiş vermek istiyor; ancak kabul ettiremiyordu. O diretiyor Ali Osman 'Hayır! Bunları alacak bir şey yapmadım ki. Ben sadece vazifemi yaptım.' diyordu.

Kaybettiklerine kavuşan bayan 'Sana muhakkak bir iyilik yapmak istiyorum.' diyor mükafatı habire artırıyordu. Bunlar karşısında Ali Osman tarihe geçecek isteğini dile getiriyordu. 'Eğer beni memnun etmek istiyorsan Zaman'a, gazeteme abone ol yeter.' diyordu. Bayan, gözü yaşlı ayrılırken şahit olanlar duygularını gizleyemiyorlardı.

İşte budur, bunlardır dağıtıcılar. Hayalinde rüyasında, şuuraltında Zaman'ı düşünen zamanın diğer adsız kahramanları..

Yeni promosyon dönemi

Bu adsız kahramanlara yine iş düştü. Ve yine sahnede değiller; ancak sahne arkasında bütün yükü onlar yüklenmiş durumda. Bu sefer bir hukuk mücadelesi veriyorlar.

Çünkü zaman hukukun üstün kılınması gereken zamandı. Millenium Liderler Toplantısı'na bile hukuk damgasını vurmuştu. Hukukçu cumhurbaşkanımız, dünya liderleri tarafından övgü dolu sözlerle karşılanmıştı.

Gazetelerinin her zamankinden fazla ihtiyaç duyulduğu bir devrede 'Demokratik Hukuk Devleti' ve hukukun üstünlüğü ile promosyonu çağa ilaç gibi gelmişti. Din, devlet ve toplumu mercek altına alarak toplum yüzlerce ağızla bilgilendirilirken, 'Medeniyetler Çatışmasından Diyaloğa' ile yıllardır bir çatışma bekleyen Huntington gibi felaket telallarına adeta tokat gibi bir cevap veriliyordu.

Onlar muhabbet fedaileriydi. Husumete vakit ayırmıyorlardı. Birlikten, beraberlikten, hoşgörüden, diyalogdan yanaydılar.

Kılı kırk yararak, hakkaniyet içinde hayatlarını idame ve ikame eden bu kutlular, artık ellerinde bu kitaplarla herkese ve her kesime giderek insan haklarını, hukukun üstünlüğünü anlatarak tarihî bir görev icra ediyorlar.

İdareciler, temsilciler, haberciler, yazarlar, promosyon ve tanıtımcılar başta olmak üzere Zaman Gazetesi'nin bütün çalışanları olarak bizler, her zaman yanımızda ve kalbimizde hissettiğimiz, Zaman'ın bu adsız kahramanları, zaman ailesinin bu fedakâr ve cefakar insanları karşısında iki büklüm oluyor, saygılarımızı sunuyoruz...



n.bayhan@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.