GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Tarihi acıları deşmek!

 


Ali ÜNAL

Bizim Kubbe

Vazifemiz, fonksiyonumuz, dinamiklerimiz

Şu büyük âleme, kâinata büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, Hz. Muhammed'in (sas) nuru, o kitabın Kâtibi'nin kaleminin mürekkebidir. Eğer, makro-kosmos denilen bu âlem, bir ağaç olarak tasavvur edilirse, Hz. Muhammed'in (sas) nuru, o ağacın hem çekirdeği, hem meyvesi olur.

Eğer dünya, cisim giymiş bir canlı farz edilirse -ki Kur'an'da o böyle bir canlıya benzetilir- o nur, onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur. Eğer pek güzel şaşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse, Hz. Muhammed'in (sas) nuru onun şanlı bülbülü olur. Eğer pek büyük bir saray farz edilirse, o nur, Ezel ve Ebed Sultanı'nın (cc) saltanat ve haşmetinin merkezi ve Cemâl tecellilerinden doğan eserlerini hâvî o yüksek saraya nâzır, münadi ve teşrifatçı olur. Evet, o münadî, bütün insanları davet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san'atları, hârikaları ve mu'cizeleri tarif ediyor."

Bu davet karşısında herkese düşen, "Rabb'imiz, bir münadîyi işittik ki, en yüksek sesiyle 'Rabb'inize iman edin' diye nidâ ediyor, biz de ona icabetle, iman ettik." demektir. Çünkü, "yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi Allah'a imandır. Ve insaniyetin en yüce mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, Allah'a iman içindeki marifetullah, yani kalbde, Allah'ı bütün eserleriyle, isim ve sıfatlarıyla gerektiği gibi tanımadır. Cin ve insanların en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki Allah sevgisidir. Ve beşer ruhu için en hâlis sürur ve insan kalbi için en safi sevinç, o Allah sevgisi içindeki ruhanî lezzettir. Evet bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet, elbette Allah'ı tanıma ve O'nu sevmededir. Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, sırlara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. O'nu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, elemlere ve evhama manen ve maddeten mübtela olur. Evet şu perişan dünyada, âvâre beşer türü içinde, faydasız, neticesiz bir hayatta, sahipsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre beşer içinde, bu perişan fâni dünyada insan, Sahip'ini tanımazsa, Mâlik'ini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer Sahip'ini bulsa, Mâlik'ini tanısa, o vakit rahmetine sığınır, kudretine dayanır ve bir çöl, bir boşluk gibi görünen dünya, bir tenezzühgâha döner ve âhiret adına çok kârlı bir pazar yeri olur."

Yahya Kemal, "Eski mûsikimizi anlamayan, bir şey anlamaz bizden." der. Kalbi iman nedir bilmemiş, Allah ma'rifeti nedir tanımamış, Allah sevgisi nedir hiç duymamış, bütün bunlardan kaynaklanan ruhanî zevk nedir hiç tatmamış olanların, Müslüman'ı anlamaması, anlamadığı, tanımadığı, bilmediği için de ona düşman olmasından daha tabiî ne vardır? Bütün hayatı üç günlük dünya hayatından ibaret sanan ve ondaki geçici nimetleri paylaşma kavgasını hayatta düstur diye kabul eden ve bu bakımdan, herkesi o paylaşmada bir taraf görerek düşman bilen insan, elbette hayatta, hattâ kendinden başka kimsenin olmasını bile istemeyecektir. Oysa bilseydi, o hayatın, dünyanın devamı da, İslâm olarak tecelli eden Hz. Muhammed'le (sas) mümkündür. O, O'nun ruhu, O'nun mesajı bu dünyadan çekildiği anda dünya, bir meta olarak onun üzerinde kavga verenlerin başına tarrakalarla yıkılacaktır. O bakımdan, Müslüman'ın vazifesi, fonksiyonu, İslâm'ı anlatmak, Allah'ı ve Rasûlüllah'ı, imana çağıran o Münâdî'yi tanıtmaktır. Ona yönelen düşmanlıkların önü de ancak böyle kesilecek ve o, gayesine ancak böyle ulaşabilecektir.

SIZINTI'nın son sayısının başyazısı, dikkatleri bir defa daha buraya çekiyor:

"Günümüzde doğrudan doğruya iman, İslâm ve Kur'an tenkide tâbî tutulup sorgulandığı için, himmetler de bütünüyle bu taarruz noktalarına teksif edilmesine, fertlerin İslâmî duygu ve düşünce açısından takviye edilmesine, kitlelerin de hedefsizlikten kurtarılarak yüksek mefkûrelerle irtibatlandırılmasına ihtiyaç var. Ferdleri her türlü arayıştan vâreste kılacak böyle bir ihtiyacın karşılanması ise ancak ve ancak imanın kendi renk, kendi desen ve kendi şivesiyle yeniden gönüllerde canlanmasına bağlıdır. İsterseniz siz buna, insanların yeniden kalbî ve rûhî hayata yönlendirilmesi de diyebilirsiniz. Bazılarının her şeyi içtimaî yapının değiştirilip dönüştürülmesine, dönüştürülüp yeni kalıplara ifrağ edilmesine bağladığı bir dönemde böyle bir yaklaşım fevkalâde önemlidir. Zira, diğer mülahazada muhtemel bir kısım vuruşmaların, sürtüşmelerin, ayrışmaların bahis mevzuu olmasına karşılık, böyle bir yönelişte her zaman anlaşmalar, uzlaşmalar ve dayanışmalar söz konusudur."



Yazarımızın en son yazıları

04/ 08/ 2000... Memur kararnamesi ve rektör tayinlerinin anlamı
11/ 08/ 2000... Resmi Diyanet tefsiri
18/ 08/ 2000... Psikolojik savaş
25/ 08/ 2000... Sayın cumhurbaşkanımız ve medyayı bir defa aşabilmek
03/ 09/ 2000... Neden kadın?
08/ 09/ 2000... Ferec için ve ''hayatlarına tâbî olmadıkça''
22/ 09/ 2000... 28 Şubat'ın en önemli başarısı
29/ 09/ 2000... Regaib atmosferinde ''Işık Evler''
06/ 10/ 2000... Sapık düşünce


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.