GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Tarihi acıları deşmek!

 


Ferhat BARIŞ

Kezzap, kazzip, Bergen ve irtica!

Yaşamımızı, fikirlerimizi, görüşlerimizi, geleceğimizi bir 'şey' üzerine kurmak, daha sonra sırtımızı yasladığımız 'şey'i destekleyen, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan her 'şey'e sımsıkı sarılmak ne büyük bir yanılgı içinde olduğumuz gerçeğini de değiştirmiyor..

Mesela ülkenin bir medya organında yetkili bir insansınız. Ve kendi tercihiniz olmayan, hatta hoşunuza gitmeyen ve hatta gizliden gizliye karşıtı olduğunuz yaşam tarzını benimseyip, o şekilde mutlu bir şekilde yaşayan insanlara yapılan haksızlıkları, 'modernite, sistemin bekası, rejimin geleceği' adına hoş görmeniz, nasıl bir horgörü insanı olduğunuz gerçeğini bir süreliğine gizlemenizi sağlayabiliyor. Sonra...

Sonra bir meslektaşınız çıkıyor, bir yalan üfürüyor ve siz o yalanı, kendi kurduğunuz yaşamın argümanlarını güçlendirmek için 'şey'inize dayanak yapıyorsunuz. Mesela...

Mesela, bu ülkede başlarını örten genç kızlar var. Siz ısrarla bunların ideolojik olduğunu söylüyorsunuz. Halbuki bu koskoca bir yalan. Diyelim ki, siyasal simge, diyelim ki siz haklısınız. Ama yine de bu durum bu gencecik kızlara manevi cebir ve işkence yapma hakkını vermiyor size. Misal...

Misal, bu kızları bileklerinin, yüreklerinin, beyinlerinin hakkıyla kazandıkları yüksek öğretim kurumlarına sokmuyorsunuz. Kapı önlerine Nazi Almanya'sında eşi görülmemiş tecrit odaları kurup, manevi baskı ve işkence yapıyorsunuz. Ve siz, bir medya mensubu olarak o gencecik insanları anlamak yerine, kulağınızın üstüne yatıp, gözlerinizi kapatıyorsunuz. Ne güzel bir günbatımı değil mi? Dahası var tabii...

Dahası, bir meslektaşınız çıkıp bir yalan üfürüyor. Şöyle diyor: 'Falanca rektör dedi ki, bu kızlar başlarını açamıyor, zira açarlarsa başka birileri yüzlerini kezzaplayacak.' Amaç belli, bilincin altında uykuya dalmış 'Bergen' dürtüsünü hortlatmak. Bergen özgürlüklerin, acıların kadını. Bergen koca kurbanı, bu ülkenin ezilmiş, horlanmış kadınlarının ortalama örneği. Siz ne yapıyorsunuz?

Şunu; haberin doğruluğunu bile araştırmadan, sırtınızı yasladığınız 'şey'i gidıklayan, yaşam tarzınızı görünüşte haklı çıkaran bu argümanı gerçek'miş' gibi kabullenip yükleniyorsunuz karşı cepheye: ''Türban eylemleri, masum bir inanç özgürlüğü savunması mı, yoksa daha başka bir şey mi?" Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz bu soruya cevap veriyor. Rektör, kızları türban eylemi yapan ailelerden kendisine şu ihbarın geldiğini söylüyor: "Kızım türbanını açarak derslere girmek istiyor. Aile olarak biz de doğru yapacaklarını söyledik. Ancak eylemin arkasında olanlar 'Eğer türbanı açarsanız yüzünüze kezzap atarız' diye tehdit ediyorlar.." Bu durum, türban eylemi ardındaki niyetin inanç özgürlüğünü savunmak değil, doğrudan inanca saldırı olduğunu gösteriyor... Ve bir sonraki aşamada, başı açık kadınlara uygulanacak "ikna yöntemi" konusunda da ipucu veriyor! Evet...

Evet; aynen böyle yazıyorsunuz.. Doğruluk önemli değil, zaten derdiniz de o değil.. İkna adına kaygılar taşırken, başlarını açmak için kızlara yapılan 'ikna odası'işkencesi, merhume Bergen'in 'kezzaplanmış' gözü gibi olan dimağınıza rastlıyor. Görmüyorsunuz, görmek istemiyorsunuz.. Bitmedi...

Bitmedi; sonra kendi oluşturduğunuz bu metazorik düzlemde, kendi doğrularınızı bir duvar encamıyla yükseltmeyi denerken, başka duvarlara tosluyorsunuz. Sözgelimi...

Sözgelimi, ülkenin en büyük yolsuzluğu bir şekilde paçalarınıza bulaşıyor. Siz yine kezzaplı göz taklidi yapıyorsunuz. Sözgelimi, başka entrikalara bizzat müdahil olarak katıldığınız biliniyor, siz sağır rolü yapıyorsunuz. Bakıyorsunuz ki...

Bakıyorsunuz ki; sizden başka duyanlar, görenler var, basıyorsunuz yaygarayı; irtica var!! Yetişin dostlar, gazeteciye, emniyet görevlisine, bürokrata, patrona, reklamcıya... Herkese; ama inanana yok. İrtica var. Devamı...

Devamı bir sonraki yazıya.


f.baris@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

27/ 08/ 2000... Sizin tipiniz nasıl?
01/ 09/ 2000... Haşmetli Devrimci!
02/ 09/ 2000... İrtica ve yüzleşme
03/ 09/ 2000... Termos ve zekâ
04/ 09/ 2000... Pijamalı bir ülkeye ninniler
06/ 09/ 2000... Aydın, Ertuğrul, İsmet ve Oya!
08/ 09/ 2000... Bizim takım buraya yumruk havaya
10/ 09/ 2000... İçinizdeki komplo canavarını durdurun!
11/ 09/ 2000... El Cumhuriye, El Aziz, el cinnet!


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.