İnsanlar bozuldukça
Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı araştırmaya göre Türkiye nüfusunun yüzde 17'sinde ruhsal bozukluk varmış bu da 11 milyon eder; yani içimizde 11 milyon ruhsal hasta dolaşıyor. (Zaman, 6.10.2000).
Ateşimiz yükselse akıl gibi ruhî melekelerimiz de değişir, hastalığın tesirinde kalır. Bu da gösteriyor ki organizmanın ruha tesiri vardır.
Üzülmek ruhî bir haldir, o da bazı hastalıklara yol açabilir, demek ki ruhun da organizmaya tesiri var.
11 milyon insanda ruhsal bozukluk varsa bu, organizmadan ruha mı, yoksa ruhtan organizmaya geçen bir hal mi?
Her ikisini de ayrı ayrı ele almalı. Evvela organizmadan ruha geçen hastalıklara bakalım: İçki, sigara içen, uyuşturucu kullananların çocukları ya sakat veya geri zekalı olabiliyor. Korkak, içe kapanık, ümitsiz insanlar, babadan, anadan bir şeyler taşır.
Yirmi beş yaşında içkiye başlayan adamın ilk çocuğunun sağlıklı olması bizi yanıltmamalı; çünkü içki onun hücrelerine henüz sinmemiş. Aynı şahsın otuz beş yaşında bir çocuğu olsa o mutlaka dengesizdir.
Türkiye'de oldu olasıya içki, kumar, fuhuş çağdaşlığın alâmeti sayıldığından 11 milyon insanın dengesizliği bunun tabii sonucudur.
Dengesiz beslenmenin zararlarından söz edip, sefalet edebiyatı yapanlar, fakir çocuklarıyla zengin çocuklarını mukayese etsin. Bir insan hayvani gıdalarla beraber sebze ve meyve de yiyebiliyorsa dengeli beslenmektedir. Baklava, döner, çikolata lükstür.
Şimdi ruhun organizmaya tesiri de şöyle: Cumhuriyet tarihi boyunca beslenme, giyinme ve barınmaya önem verildi. Bugün 11 milyon işsiz varsa bu da başarılmadı demektir. Faydalı-zararlı, iyi-kötü her şey beyne doldurulunca orası da çöplük haline geldi. Boz bir maddeden ibaret olan beynin yaptığı işler ruha aittir. Beynini çöplük yapanların ruh halini düşünün. "Psikolojinin gayesi insan zihnini ve davranışlarını anlatmaktır." (1). Zihin tamamen beyne ait, davranışlar da aynı kaynaktan çıkan emirlerin sonucudur.
İnsanlar canlı organizma yapamaz. Canla ruhun sıkı bir ilişiği vardır. Psikoloji ruhu değil, ruhun yaptığı işleri anlatır. Materyalist inanışlı pek çok öğretmen ve öğretim üyesi, ruhun yaptığı işleri anlattı, ruha inanmadı. Kendi ruhunu inkâr eden bu bilim adamları, anormal belirtiler gösterdi, kendilerini idare edemediler, bunların yetiştirdiği öğrenciler de Türkiye'yi bugünkü hale soktu.
Türkiye çağdaşlaşmak isterken süper güç ülkelerde de insan problemlerinin çığ gibi büyüdüğünü göremiyor. Çünkü ekonomik zorluklar, başka şeylere bakmaya imkan vermiyor.
Ağlamak, gülmek, sevinmek, ıstırap çekmek insanlığın müşterek halidir. İlmin ve teknolojinin faydaları inkar edilemez; fakat insan ve insanlık bunlardan daha farklı bir şeydir.
İnsanı biyolojide memeli hayvanlar sınıfında öğrenenler, insan kalbiyle inek yüreği arasında bir fark görmedi; amma gün geldi "Kalbim yanıyor." diye feryat ettiler. Kalbini ve vicdanını alkolle temizleyenler, kalbinin ve vicdanının temizliğiyle övündü; fakat onların yakınları ve bu millet rahat edemedi.
Midesine en güzel ve temiz gıdaları yerleştirenler beyni işe yarar bilimlerden; kalbi iman ve ibadetten mahrum edince bunalımlar başladı ve Sağlık Bakanı ilan etti içimizde 11 milyon ruh hastası var... Bu sebeple evde, sokakta kavga; bu sebeple hastaneler ve hapishaneler dolu.
(1) Yılmaz Özakpınar, Psikolojinin Temel Mefhumları, İstanbul 1970, sh. 1
h.ismail@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
08/
09/
2000...
Bir mektup
14/
09/
2000...
Almanya'da eğitim ve öğretim
21/
09/
2000...
Dönmeler
22/
09/
2000...
Yabancı kelimeler ve İslamiyet
28/
09/
2000...
Dünya çapında bir toplantı
29/
09/
2000...
Zıtların üçgeninde
05/
10/
2000...
Keşfedilmemiş kıt'alar
06/
10/
2000...
Kara haber
12/
10/
2000...
Camiler haftası
|