Havel'i kurtaran kahraman!
Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel'i eskiden beri merak ediyordu... Aslında, bu ilk karşılaşmaları değildi...
Ürdün Kralı Hüseyin'in cenazesindeki hengamede az kalsın Havel'in üzerine düşecekti. Önünde yürümekte olan Havel, ezilme tehlikesi geçirmişti. Kahramanımız da, hemen harekete geçip, Çek Cumhurbaşkanı'nı kurtarmıştı...
Yurda döndükten sonra, övüne övüne anlatmıştı:
"Havel'i kurtarmak için vücudumu öne çıkardım."
Doğrusu, yalnızca dünyadaki bütün Vaclav Havel hayranları değil, Çek ulusu tümüyle kendisine minnettardı.
Vaktinin sadece yüzde 20'sini mesleğine ayırabilen birinden böylesine 'korumalık'lar, pardon kahramanlıklar beklemek sürpriz sayılmamalıydı. Kuşkusuz, bu insani bir görevdi...
Asıl sorun, kahramanımızın Ürdün Kralı'nın Sarayı'nda ne aradığıydı: Basın mensuplarının alınmadığı, sadece dünya liderlerinin bulunduğu bir mekanda hangi sıfatla dolaşabiliyordu?
Ünlü politik simaların arasında gönlünce turlayabiliyordu.
Başkan Clinton'la tokalaşmayı bile başarmıştı! Clinton, onu 'Türk bakanlardan biri' sanmış olmalıydı. Amerikan Başkanı, kahramanımızın aslında torpilli bir gazeteci olduğunu bilse, en iyimser ihtimalle çıldırırdı. Hemen ardından, Clinton'ın güvenliğinden sorumlu olan görevliler, herhalde Merih'e sürülürlerdi.
Sarayda hemen her odanın kapısını açarak içeriye bakan ve güvenlik duvarıyla alay edercesine dolaşan "meslektaşımız", bu haliyle, Kızıl Meydan'a pırpırıyla inen Alman Rust'tan bile daha büyük bir iş başarmıştı.
Ayrıca, dünya liderleri ne zaman bir araya gelip toplu fotoğraf çektirse, o resme bir fırsatını bulup çaktırmadan giren Fransız muhasebeci de, Ürdün gösterisinden sonra kahramanımızı 'üstad' olarak tanıdığını resmen açıklamalıydı...
***
Sözde meslektaşımızın, bakan rolüne soyunan 'gazeteci yazar' olmakla yetindiğini düşünürseniz, fena halde yanılırsınız...
Demokrat rolünü sürdürürken, zurnanın 'zırt' dediği yerde birdenbire nasıl da 'yasakçı'ya dönüştüğünü görür, gözlerinize inanamazsınız...
Kahramanımızın bir gelip bir giden demokratlığına en çarpıcı örneklerden biri türban sorunundaki tavrıdır.
En son, "Yıllardır türbanlı öğrencilerin üniversitelere serbestçe girmesi gerektiğini yazıyorum" diyen oydu. (5 Ekim)
Buna karşılık, 1 Ağustos 2000'de "Türban sorununu, işte bu çocuklar çözecek" diye, başını açarak okuyacağını açıklayan İkbal'i örnek gösteren de aynı kişiydi! (Kuşkusuz, İkbal'in başını kapaması da açması da kendisi dışında kimseyi ilgilendirmez. Ayrıca, kendisi dışında hiç kimse de bu konuda karar veremez, vermemeli.)
Burada kahramanımız "Türbanlılar, okumak için başını açmak zorundadır" diyordu. İki aylık ara ile iki zıt görüş; tam kahramanımıza göre!
Kendisi, 16 Ekim 1997 tarihli yazısında da üniversitelerde türban yasağının insan haklarına uygun olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu...
Kahramanımızın yönettiği gazetede, önceki gün "Şok iddia: Erzurum'da 200 öğrenciye 'Türbanınızı açarsanız yüzünüze kezzap atarız' denildi" başlıklı haber geniş yer buldu. Ertesi gün, haberin asparagas olduğu anlaşıldı...
Aslında, bu, kahramanımızla ilk karşılaşmamız değildi!..
t.korkmaz@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
28/
09/
2000...
Gole giderken çukura düşen Picasso'nun ehliyeti yoktu!
29/
09/
2000...
‘İroni’ye fesat karıştı!
03/
10/
2000...
Alın size, her gün Altan Abi okuma cezası!
04/
10/
2000...
Size de çıkabilir!
05/
10/
2000...
Heyecan vermiyor, üstelik dünyalı da değil!
06/
10/
2000...
Avrupa Birliği de, dünkü çocuk!
10/
10/
2000...
Mahşerin dört atlısı...
11/
10/
2000...
Kareli Ceketli Hayalet!
12/
10/
2000...
Bakalım, Gönüllerin Başkanı kaç oy alacak?
|