GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Tarihi acıları deşmek!

 


AÇIK ŞEMSİYE 


Beklenen yabancı adam

Hasan her zamanki gibi kasaba girişindeki tren istasyonun karşısında bekliyordu. Yere oturmuş, kafasını ellerinin arasına almıştı. Bu masum çocuk hemen hemen her gün gelip, burada saatlerce oturur, onu almaya gelecek olan yabancıyı beklerdi. Aslında onu almaya gelecek olan bir yabancı yoktu, bütün bunları kendisi uydurmuş, sonra da inanmıştı. Evet mutlaka günün birinde bir yabancı gelecek ve onu alacaktı, o yabancı belki babası belki de babasının tuttuğu bir adam olacaktı. Bir filmde seyretmişti, filmdeki çocuğu anne babasına kasabaya gelen bir yabancı kavuşturmuştu. Hasan da gerçek anne babasına bu şekilde kavuşacaktı.

Bütün bunları her gün defalarca düşünüyor; ama kimseye söylemiyordu. Eğer bunları annesine ya da babasına anlatacak olsaydı, başına kim bilir neler gelirdi. Çünkü Hasan inanmak istemese de o insanlar onun gerçek anne babasıydı. O yine de "Bu kötü insanlar benim annem babam olamaz, ben küçükken, beni kaçırmışlar." diye düşünüyordu.

Babası her akşam içki içer, asabileşir, etrafı kırıp dökerdi. Bir akşam rakı sofrası kurulmazsa, annesini döver, inletirdi. Annesi de bütün hıncını Hasan'dan alır, rahatlardı. Sonra herkes uyur, kötü bir geceyi noktalardı. Ertesi sabah kötü bir güne uyanacaklarını bilerek...

Yine de Hasan umutluydu. Ertesi gün kasabaya bir yabancı gelebilir, onu kurtarabilirdi. Bir gece aklına o yabancının, onu nasıl tanıyacağı takıldı. Sonra gelen yabancının 8 yaşındaki tüm çocuklarla ilgileneceği, tren yolunda beklediği için de ilk onu göreceğini düşünüp rahatladı.

Ertesi sabah kötü bir güne daha uyandılar.

Hasan annesinin seslenişiyle uyandı, hemen giyindi. Aksi takdirde annesi bacaklarından tutup çekecek onu yere düşürecekti.

Hasan her sabah yaptığı gibi okula gitti. Okuldan çıktıktan sonra yine tren istasyonuna gitti. Başı ellerinin arasında oturuyordu. Bir gölge gördü. Başını kaldırdı, karşısında yabancı bir adam gördü. Adam oldukça şık giyinmişti. Adam Hasan'a sordu:

- Burda ne yapıyorsun küçük?

- Bekliyorum.

- Kimi?

- Hiiç.

- Bak ben de buralarda küçük çocuklar arıyorum, tıpkı senin gibi.

Hasan o adamın beklediği yabancı olduğunu düşündü.

Adam:

- Benimle gelmek ister misin?

- Nereye gideceğiz?

- Benim çok büyük bir evim var, bundan sonra orada birlikte yaşarız.

- Tabii gelirim.

Hasan artık emindi. O adam onu almaya gelmişti. Belki de babasıydı; fakat bunu sormaya korkuyordu. Hasan adamın elinden tuttu ve birlikte trene bindiler.

Hasan tıpkı filmde olduğu gibi bir yabancı tarafından götürülüyordu ve tıpkı filmdeki çocuk gibi mutluydu. Elini tutan yabancının kasabalardan çocuk toplayan dilenci çetesinin reisi olduğunu bilmeden...

Emine Açıkel - İstanbul




Filistinli Rami için...

Onu izlerken... Ölümünü izlerken... Gidip kurtarmak geldi içimden... Ama Rami'nin cansız kollarını bile tutamadım. Bize sadece hüzünle izlemek kaldı.

Ama inanmak istiyorum ki Rami can verirken utanan dünyanın tüm "kardeş"lerinin yüreği sızladı. Bir elin parmakları gibiydiler, küçük parmak can verirken. Ve tüm çocukların yüreği Filistin'de attı. Yürekler birleşti ve melekler işbirliği yaptılar. Rami için...

O şimdi mutlu, kim bilir ne kadar mutlu... Çünkü O cennete uçtu. Tüm çocuklar ve kardeşler İsrail'e lanet okudu... İnanıyorum, lanet üzerlerinden kalkmayacak ve çocukların kalplerindeki sızı hiç geçmeyecek.

Artık çocuklar barış türküleri söyleyen büyüklere 'gülecek'. Çünkü onlara inanmayacaklar... Güvenmeyecekler. Toprak üzerine örtülecek nur ve gözyaşlarıyla... Rami'ye, fatihalarla...

Fatıma Tûba Petek-Yozgat




Uranüs'te 42 yıl yaz, 42 yıl kış

Bir gezegen düşünün, 42 yıl yaz yaşıyor. Denizi ve güneşi arayanlar biliyorlar ki 42 yıl boyunca yaz var. Kartopu oynayıp kızak kaymaktan hoşlananlar ise bundan sonraki 42 yılı beklemek zorundalar.

Bu gezegen hayal değil. Üstelik Dünya'ya pek uzak bir gezegen de sayılmaz. Yalnızca (!) 3 milyar km. kadar.

Henüz biz insanlar tatil seçeneklerimize diğer gezegenleri katamadık; uzun bir süre daha da katabileceğe benzemiyoruz. Ancak tatil için Uranüs'e gidecek olsak 42 yıllık sürelere göre seçimimizi yapmak zorunda kalırdık. Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin hemen hepsi; Güneş çevresinde dönmelerine benzer şekilde kendi eksenleri etrafında da topaç gibi döndükleri için, kutupları sırayla ışığa yönelir. Böylece ortalama olarak kutup bölgeleri de diğer bölgeleriyle eşit miktarda güneş ışığı alır.

Uranüs bu özelliği sebebiyle sistemin en uzun mevsimine sahip gezegeni olarak biliniyor.

Tûba Betül Özyurt / Bahçecik - İzmit




Anne kucağı; sıcacık...

Küçücüğüm, belki bir aylık,
Ana kucağında yumuşak, sıcacık.
Umut ve mutlulukla dolu,
Çarpıyor kalbim "yavrum" diye...

Korkarak bakınırken etrafa,

Tutundum şefkatli kollarına.

Süt verdin sevgiyle bana,

Okşadın beni yavrum diye...

Sağlığımda, hastalığımda,

Hep seni buldum yanımda.

Gece ansızın uyandığımda,

Aldın kucağına "yavrum" diye...

Doldu yüreğin her an benimle,

Ninniler söyledin yanık sesinle.

Tatlı dilinle, güler yüzünle,

Verdin sevgimi "yavrum" diye...

Gün oldu tek derdin oldum,

Gün oldu tesellin oldum.

Karanlık gecelerin güneşi oldum,

Sarıldın boynuma "yavrum" diye...

Betül Yılmaz / Eskişehir




Yağmurluk: Hayat bazen...

Hayat bazen; bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdur. Şemsiyen varsa mutlusundur, yoksa vay haline!..

Hayat bazen, matematik problemleri gibidir. Bu öyle bir problemdir ki, tüm insanlar bu problemi çözebilmek için ömürleri boyunca uğraşırlar. Fakat daha kimse bu problemi çözememiştir. Matematik profesörleri bile...

Hayat bazen; bir kelebeğin tuzaktaki son kanat çırpışlarıdır. Oradan kurtulabilirse güzel bir hayat onu beklemektedir. Kurtulamazsa sonu acıdır.

Hayat bazen; bir çöplük gibidir. Ya o çöplüğün içindesindir, ya o çöplerle mücadele içindesindir, ya da gözlerini sımsıkı kapamışsındır görmemek için...

Hayat bazen; uzun bir roman gibidir. Bazıları güzel yazılmıştır, sonu mutlulukla biter. Bazıları ise çok karamsar yazılmıştır, sonu acı bir olayla noktalanır.

Hayat bazen; iki kez göz açıp kapamaktır. İlkinde gözünü açarsın, bazılarına göre güzel, bazılarına göre lanet olan şu dünyayı görürsün. Tekrar kaparsın ve bir de açarsın ki ömür bitmiş, yanıbaşında yalnız (şimdilik) ağlayanlar ve Azrail kalmış. Ve son kez kaparsın gözlerini hayata. Ve o zaman "HAYAT BAZEN" diye bir şey yoktur.

*Asiye Yiğit - Kumluca / Antalya




Mutlu bir çocukluk yaşanıyor dünyada diyebilir miyiz?

Her yıl ekim ayının ilk pazartesi günü kutlanan Dünya Çocuk Günü, bu yıl da birçok etkinliklerle kutlandı. Bu etkinliklerden bir tanesi de, İstanbul Suadiye'de bulunan Anafen İlköğretim Okulu'nda yapıldı.

Geçtiğimiz salı günü gerçekleşen programın konuğu çocuk kitapları yazarı H. Salih Zengin idi. Çocuk korosu ile başlayan programda, dünyadaki ve Türkiye'deki çocukların yaşadıkları zorluklara yayınlanmış raporlar doğrultusunda değinen H. Salih Zengin, dünyada mutlu bir çocukluğun yaşandığını söylemenin zor olduğunu ve bu vurdumduymazlıkla devam edilirse geleceğin de karanlık ve kırmızı kan lekelerinden ibaret olacağını ifade etti. "Artık büyüklerin hiçbir sözüne inanmıyoruz. Onlar hormonlu mantıklarıyla ancak özel günlerde nutuk atmayı bilirler. Ama hiçbirisi de silahlanma bütçelerini kısmayı akıllarına bile getirmezler. Dünya Çocuk Günü'nü kutlanacak bir gün olmaktan çok, anılacak bir gün haline getiren sözde çocukları düşünen büyüklerdir." diye konuşan Zengin, Dünya Çocuk Günü'nde Filistinli Rami'nin öldürülmesiyle bütün dünya çocuklarının öldürülmüş olduğunu söyledi.

Çocuklarla karşılıklı sohbet biçiminde devam eden programda, çocuklara Pokemonları olup olmadığını soran ve herkesten "Var" cevabını alan yazar, "Kötü kalpleriyle, paraları ve silahlarıyla tepemizde dolaşan bu adamlar, sizin çizgi filminize bile karışıyorlar, Pokemonlarınızı bile size savaştırıyorlar. Çünkü onlar barış değil savaş istiyorlar. Bütün bunlara karşı çıkmak için hepimiz masallardan, şiirlerden, kitaplardan, kuşlardan, çiçeklerden, kalplerimizden, hayallerimizden, dualarımızdan, merhamet ve iyilikten bir Voltran oluşturmalıyız." dedi.

Çocuklardan bu Voltran'ı oluşturma sözü alan H. Salih Zengin'e teşekkür eden Anafen İlköğretim Okulu Müdürü Mehmet Ali Gencer de bu Voltran'ın oluşumunun gözcüsü olacaklarını belirtti.




AHVAH BABA: Bir ben bayarım bir de...

Sayın Ahvah Baba diye başlayacağım bir şeyler yazmaya ama içime sinmiyor. Neden derseniz aldığım duyumlara göre siz bayansınız. Ama sadece aldığım duyumlara göre bildiğim bu.

Yanlış biliyorsam alınmayın lütfen. Hem Ahvah Ana olsaydı daha iyi uyardı diye düşünüyorum. Çünkü analar daha şefkatlidirler ve de dert dinlemeyi daha çok severler diğer insanlara nazaran.

Neyse en mantıklısını siz daha iyi bilirsiniz. Size başarılar. Keysan Dönmez

Değerli okurum,

Mektubunuzun içeriğine geçmeden önce belirtmeliyim ki İnternet adresime gösterdiğiniz ilginin yoğunluğu beni hayretlere düşürdü, yerimden henüz kalkabilmiş değilim.

Bu ne yahu, hepiniz İnternet adresi vermemi mi bekliyordunuz, aşk olsun yani?

Ben, gönlümün yine de mektuplardan yana olduğunu belirtmek istiyorum.

Neyse, bu İnternet sitesine gelen yazılardan çekip yayınladığım ilk yazı, bunu da bu vesileyle belirtmiş olayım.

Gelelim sorduğunuz şeylereee... Yani benim Ahvah Ana olduğuma dair aldığınız duyumlara. Efendim bu aldığınız duyumun doğru ya da yanlış olduğuna dair herhangi bir yorumda bulunmamı beklemiyorsunuz değil mi?

Ayrıca kimin daha şefkatli olacağına dair önyargınızı ya da sonyargınızı da sorgulamayacağımı bilmenizi isterim.

Bayan mıyım baymaz mıyım bilemem; ama şöyle bir diyalog duyduğumu hatırlıyorum:

"- Bayan mısınız?

- Evet, bir ben bayarım bir de Celal Bayar. İnanmazsan inanma, Kadir İnanır."

Yaa işte böyle. Necip milletimiz bir zeka ve espri küpü olmayı bırakıp küre olmaya doğru gidiyor da tutanı yok.

Bu arada merak edenler için İnternet adresini bir kez daha vereyim bakayım.:

ahvahbaba@yahoo.com.

Bakınız, lütfen benden İnternet'teki e-mailleriniz, yazılarınız için özel cevap istemeyiniz. O zaman burada yıllardır sergilediğimiz paylaşım olayının bir anlamı kalmaz.

Ve tekrar ediyorum, ben elle yazılmış, zarflanmış, pullanmış mektupları daha çok seviyorum. Hoşçakalıııın...




Duvar yazıları

* Sınıfı geçince babam bisiklet alacakmış. Bisikleti ben alayım, sınıfı onlar geçsin.

* Futbolculara çok kızıyorum, hep çimenlere basıyorlar.

* Ben şaka yaparken gerçekleri söylerim. Çünkü; gerçekler dünyanın en gülünen şakalarıdır.

Sümeyye Özçoban / Isparta




Maktubu gelenler

Ankara'dan Çağlar Altıparmak. Antalya'dan Asiye Yiğit. Aydın'dan Fatma Bozacı. Balıkesir'den Leyla İnanç. Bursa'dan Irmak Çelik, Kenan Güney. Diyarbakır'dan Mehmet Yanık. Erzincan'dan Bilge İnce. G. Antep'ten Selim İpek, Şakir Altınyurt, Bülent Kürtül. İstanbul'dan Ayşe Bol, Sinem Çevik (2 mektup), Selami Aslan. Kayseri'den Nagihan Şahin. Manisa'dan Aydın Tunç, Melek Sener, Muhammed Bal. Muğla'dan Taylan Canbey. Nevşehir'den Elif Gözcü. Ormanlı'dan Yasemin Cebeci. Trabzon'dan Tûba Semiz. Uşak'tan Ubeydullah Özçelik. Yozgat'tan F. Tuba Petek, Betül Akdemir.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.