GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Tarihi acıları deşmek!

 


 


Profesyonel hırsız

Olayın geçtiği şehrin ismini vermeyelim: Kendisini subay olarak tanıtan bir kişi müftülüğe gelir. Bir adak kurbanı kesmek istediğini, yardımcı olmalarını rica eder. Müftü bey arabayla müftülükte çalışan bir görevliyi subayla köye adak hayvan bulmaya gönderir. Köye geldiklerinde muhtara müftülükten geldiklerini ve isteklerini bildirirler. Muhtar bunları hayvan satan birine götürür. Bir dana üzerinde pazarlık yapılır. Subay satıcıya, üzerinde TL bulunmadığını, işyerinde 1000 doları olduğunu, ilçeye geldiklerinde hayvanın parasını vereceğini söyler. Satıcı kabul ederek istenen parayı verir. İlçeye doğru yola koyulurlar. Dana kesim için mezbahaneye bırakıldıktan sonra müftülüğe doğru hareket edilir.

Müftülüğe geldiklerinde, subay hemen müftüye görünmeden parayı getirmek için müsaade ister. Hemen döneceğini söyler, ancak aradan saatler geçmesine rağmen subay ortalıkta görünmez. Bu arada satıcı müftü beye durumu anlatır. Müftü bey hemen telefona sarılır askeriyeye ve jandarmaya telefon açar verilen isimde bir şahsın olmadığı cevabını alırlar.

Müftü, satıcıya 'tanımadığın kişiye neden para verdin?' diye sorar. Satıcı müftülükten geldikleri için şüphelenmediğini söyler. Hem danayı hem de parayı alan subay diye kendini tanıtan kişi bir daha ortalıkta görünmez. Müftü bey bari hayvanı kaybetmeyelim diyerek hemen mezbahaneye telefon açarak hayvanı kesmemelerini ve kimseye verilmemesini söyler.

Parasını kaybeden satıcı, hayvanını alarak köyüne kızgın ve üzgün bir şekilde döner.




Hitrail

Hitler sayesinde toplama kamplarını tanıyan, gaz odalarını bilen bir kavmin zulme başvurmayacağını umardık. Sivilleri filan bıraktık, hiç olmazsa çoluk çocuğu kurşun yağmuruna tutmasalar diye düşünüyorduk.

Demek ki, faşistlerin bu yönlerini örnek almışlar!

 


Benzerlik

Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı Salih Sönmezışık, Türkiye'nin talana yönelik ormancılık politikasının değiştirilmesi gerektiği görüşünde. Sönmezışık, orman yangınlarının sebepleri konusunda birtakım rakamlar da veriyor. Yangınların yüzde 4'ü yıldırım, yüzde 14'ü kasıt ve yüzde 39'u da ihmalden kaynaklanıyormuş. Çıkan yangınlardan yüzde 43'ünün sebebi bilinmiyormuş. Oldukça ciddi bir oran değil mi?

Seçimlerden önceki anketler de buna benziyor. Bütün araştırma şirketleri oyları partilere dağıtırken, yüzde 30-40'lık bölümünü 'kararsızlar'a ayırıyorlar. Sonuçta da Türkiye'deki siyasi yangını o yüzde 40'lık bölüm belirliyor. İkisi de bir çeşit fail-i meçhul işte!




Kaçırmayalım

Galatasaray'ın Avrupa'daki başarıları hepimizin malumu. Takımın teknik direktörü Lucescu, Sarı-Kırmızılı kulübün tam bir Avrupalı olduğuna inanıyor ve "Galatasaray Türk değil." diyor. Amaç diğer futbol takımlarımızı ateşlemekse sorun yok da, iyi kötü yüzümüzü ak eden bir onlar var, onu da Türk olmaktan çıkarıp Avrupalı ilan edersek, elimizde ne kalacak?




Bir milyon dolar

Eloğlunun parasına bakın: Bir milyon doların kaç Türk Lirası'na tekabül ettiğini anlamak için öğleye kadar uğraşmak gerekiyor. Önce 670 milyon gibi geldi. Kafa hesabıyla işin içinden çıkamayınca mecburen hesap makinesine başvurduk.

671 500 000 000 (yaklaşık 670 milyar lira). Harca harca bitmez. Belki de biter kim bilir!

Bu memlekette aldıkları 200- 300 milyon aylıkla 7-8 nüfus geçindiren insanlar var. Nasıl yaşıyorlarsa, geçinip gidiyorlar.

Bir de milyarlarla maaş alıp geçinemeyen insanlar var. Üstelik bunların bir kısmının çoluk çocuğu da yok. Gözlerini hırs bürüdüğü için çalıp çırpıyorlar. Helal haram demeden zimmetlerine geçirmenin yollarını arıyorlar.

Sonunda pişman olacakları noktaya gelip dayanıyorlar. Ahiretlerini bilmeyiz; ama dünyada ele güne karşı rezil oluyorlar.




Kezzap kim?

Meselenin boyutu her gün renk değiştiriyor. Sanki bukalemuna dönüşüyor. Dün "Kazip kezzap" yazısıyla ilgili olarak, haberi yazan Hürriyet Erzurum muhabiri Kadir Sabuncuoğlu aradı ve dedi ki: "Benim yazdığım haber doğru. Rektör Sütbeyaz'ın söylediklerine tek kelime ilave etmedim." Sabuncuoğlu, Sütbeyaz'ın konuşması sırasında yanında başka gazeteciler olduğunu da belirtiyor ve ekliyor: "Rektör bu söylediklerini daha sonra RP Erzurum milletvekillerine de söylemiş!"

Eğer birileri "Türbanı açanın yüzüne kezzap atarız!" diye tehdit ediyorsa yetkililer ne güne duruyor?

Gerçekten ciddi bir iddia. Doğruysa, güvenlik güçlerinin bu ihbarı değerlendirmemeleri ayıp oluyor, doğru değilse de Sütbeyaz ayıp ediyor!



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.