Kirlilik ve denizlerimiz
Üç tarafı denizlerle çevrili, bir de iç denizi olan nadir ülkelerden birisiyiz. Nüfusumuzun neredeyse yarısı bu denizlere yakın yerlerde yaşıyor. Bu kadar deniz ve sularla iç içe olmamıza rağmen kara ve denizlerımizin göz göre kirlenmesine sadece seyirci kalıyoruz. Kirlenme o kadar ileri safhalara ulaşmış ki daha önce denize girilen yerler şu anda kokudan geçilmeyen mekanlar haline gelmiş.
Ne kadar çevreciyiz?
Aslında duyarlılık göstererek Çevre Bakanlığı kurmuş, her ilde çevre müdürlüklerini teşkilatlandırmış, belediyelerde çevre daire başkanlıklarını yapılandırmanın en önemli yerine koymuşuz. Ancak gelinen nokta maalesef beklendiği yerde değil.
Geçtiğimiz perşembe günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanlığı yaptıkları çalışmaları ve karşılaştıkları sıkıntıları, konuyla ilgili yetkili şahısların da katıldığı bir brifingle sundu. Bu toplantıda gemilerden kaynaklanan deniz kirliliği masaya yatırılarak kirliliğin kontrolü ve önlenmesi konuları görsel malzeme desteğinde sunuldu.
Gerek sunulan malzemelerden gerekse de sorulan sorulardan dudak uçuklatan bazı gerçekler ortaya çıkıyordu. İşte bunlardan bazıları:
Belediye sınırları içinde deniz yüzeyinde, deniz vasıtalarından ve derelerden meydana gelen kirliliklerin önlenmesi ve temizlenmesi (yağ, petrol, katı atık, vb.) görevinin kimin olduğu kanunla açık olarak verilmemiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanlığı, bu çalışmalarını insanına olan hizmet aşkından, yani gönüllü olarak yaptığını söylüyor.
Bu kurum da deniz sınırları içerisindeki deniz kirliliği kontrolünü sadece 3 tekne ile yürütüyor.
Yapılan araştırmalar, Malta ve Ukrayna başta olmak üzere yabancı gemilerin denizi daha fazla kirlettiğini gösteriyor. 1994-2000 yılları arasında 303 yabancı, 90 yerli geminin denizlerimizi kirlettiği tespit edilmiş ve yaklaşık 4 milyon dolar ceza kesilmiş.
Bu cezaların yüzde 80'i hiçbir dahli ve harcaması olmayan Çevre Bakanlığı'na veriliyor.
1936 boğazlar rejimine ilişkin Montreux Sözleşmesi'nde Boğaz geçişlerinde, kılavuzluk isteğe bırakılmaktadır. Bu nedenle oldukça zor bir su geçiş yolu olan İstanbul Boğazı'nda son yıllarda 7 büyük deniz kazası olmuş, bir kısmında değil sadece deniz kirliliği veya yalıların tahrip olması, İstanbul'un hepsi ciddi tehlike atlattı.
Gemilerde sıvı ve katık alımı kirlenmede ciddi rol alan bir konudur. Bu yükümlülük ülkemizin de taraf olduğu MARPOL 73/78 Sözleşmesi'yle TC Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel müdürlüklerine verilmiştir.
Bu sözleşmeye göre; tanker, küçük veya büyük gemilerin temiz ve ayrılmış balastları dışında yağ oranı 15 ppm altında olmayan hiçbir sıvı atıkı denize atması yasak. Bu atıkların limanlarda aldırılması mecburiyeti var. Devletlerin de limanlarda gerek zehirli, gerek yağlı, gerekse de pis atıkları için yeterince atık alım istasyonu veya sistemini bulundurması gerekiyor. Ancak ülkemizde bunun yeterli olduğu tartışma konusu.
Gemilerin, petrol atıkları toplama tankı, atıkların kabul istasyonuna basma devresi, balast ve yakıt tankları, petrol atıklarını izleme ve kontrol cihazı, ham petrol yıkama sistemi, atık su arıtma donanımı, atık su tutma tankı, vs. gibi oldukça kapsamlı donanıma sahip olması mecburi.
Bütün bunlar karşısında denizin her geçen gün kirleniyor olması tedbirlerin, çalışmaların yeterli olmadığını gösteriyor.
Orada dile getirmeye çalıştığım bir konu şuydu: Bir gemi, vapur veya motorun günlük atık miktarı minimum olarak üç aşağı beş yukarı bellidir. Günde kaç yabancı geminin geçiş yaptığı da, taşıma kapasitesine varıncaya kadar kayıtlıdır. Dolayısıyla deniz taşıtlarının toplam atıklarını tespit etmek hiç de zor olmayacaktır. Bunun için bilgin veya uzman olmaya da gerek yok. Temel dört matematiksel işlemi bilmek yeterli. Yani beher gemide üretilen atık oranı, limanlarda alınan atık oranına eşitse sistem işliyor demektir.
Ancak toplantıda konuşulan ve gösterilen malzemeden anladığım kadarıyla maalesef bu sistem işlemiyor. Her geçen gün kıyılarımızın temiz alanlarının giderek azalması, denize girilemeyecek yerlerin de zamanla kokudan geçilmez mekanlara dönüşmesi bunu itiraz kabul etmez diğer göstergeleri.
Kara, deniz ve havasıyla bu ülke hatta dünya bizim için var edilmiş. Bizim tüm ihtiyaçlarımıza cevap verecek şekilde, en güzel bir biçimde tezyin edilmiş. Ancak biz yersiz, gereksiz ve plansız kullanımlarla çevremizi yaşanmaz hale getiriyoruz.
Başta adı geçen kuruluşlar güzel çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Tebrik etmemek mümkün değil. Ancak sadece kamu ve tüzel kuruluşlarla veya kanun ve kurallarla çevrenin korunması mümkün gözükmüyor.
Çevre bilinci önemli
Çevre bilinci ferdi planda ele alınarak, bir toplum bilinci haline getirilmedikten sonra tam anlamıyla çevre yaşanılır kılınamaz.
Onun için vakit geçirmeden, elimizdeki izmaritten, kağıt parçasından, içecek şişesinden veya kutusundan başlayarak gerektiği kadar kullanıp uygun yerlere bırakmakla işe başlayalım.
Çevre kirlendikten sonra temizleme yerine kitletmemeye çalışalım. Kirletenleri ikaz edelim, temizleyenleri de takdir ederek ödüllendirelim.
Zira medeniyetin ölçüsü, değer yargılarımızın da gereği olan temiz ve güzel çevreden başka bir şey değildir.
|