Bunalımın eşiğindeki bir öykü Ne olur kimse görmesin !
Kanların kaynadığı gençlik çağında iki genç kızın donuk çehreleriyle karşılaştık. İtildikleri psikolojik bunalımda, ''Çok utandık. Keşke kimse bizi görmeseydi.'' sözleri çıktı sadece.
Onları gördüğümüzde yüzleri donuktu ve gözlerinde hayata dair bir ışık da yoktu. İçlerinde yaşadıkları fırtınada adeta boğuluyor gibiydiler. Buz kesmiş bir çehrede ölüm soğukluğunu hissediyordunuz. Sormak cesaretini toplayıp "Neden böylesiniz?" dememizin cevabını almak için uzun süren bir sessizliği beklemek gerekti. Sorumuzun cevabını bir soru olarak aldık. O da bize "Neden?" diye sormuştu. Neden?
"Çok utandım" sözüyle başlayan cümlesine bir yutkunma ile devam edebilmişti. "Biliyor musun hiçbir ayıbı olmayan, hiçbir utanılacak durumu olmayan ben yerin dibine geçseydim bu kadar utanmazdım." sözünün arkasına ben gayri ihtiyarı yine "Neden?" sorusunu sormuştum. Boş gözlerle bakıp vereceği cevabı düşündü bir süre. "Ben, dün okula başımı açarak girdim." Sözünün devamını getiremedi. Sorulabilirdi, "Baş açmak bu kadar derin yaralar açar mı?" diye. Dinî inancı bir yana bırakırsan bir alışkanlık değil miydi başörtüsü? Ama dinî inanış bir yana birçok insanın en basit bir sigarayı bile bırakmak için kliniklere başvurduğu, sigarayı bırakamadığı için ayaklarının kesildiği düşünülürse aslında vahim bir durumdu. Bir de buna ruhlarda açtığı psikolojik yaraları da hesaba katarsanız.
Allah'ım ne olur beni kimse görmesin
Bugünlerde başörtüsü probleminin çok sıkça yaşandığı bir üniversitenin dış kapısının önündeyiz onlarla. Onların adlarını vererek utançlarına, psikolojik sorunlarına bir parça da biz katkıda bulunmak, baskılara bir baskı katmak istemiyoruz. Nitekim adları başka üniversitelerdeki Ayşe, Fatma, Sevgi, Bahar, Gül de olabilir ne fark eder.
Y.C. ile B.S. son sınıftalar artık. Başörtülü olarak okula alınmadıkları için zor bir karar vermişler. Onlara aldıkları kararın ilk gününü soruyorum. Önce Y.C. anlatmaya başladı:
"Günlerce düşündüm. bir tarafta 3 yıllık emeğim. Son seneye gelmişim. Diğer tarafta inancım. Ben bu muhasebede yenik düştüm. Ama bir taraftan da Allah'ın bütün günahları affedeceğini düşündüm. Okulu bitirmeliydim. O gün, mağduriyetlerini dile getirmek için kampus önünde toplanan arkadaşlarımı çiğneyip gitmek o kadar ağırıma gitti ki anlatamam. Odaya girdim ve ağlaya ağlaya başörtümü çıkardım. Odadan çıktıktan sonra yarım saat ağladım."
Kampuse girdiğimde utancımdan kızardım
Aynı duygular içinde olan B.S. ise durumunu, "Okul önüne geldiğimde elim ayağım titredi. Ayaklarımın bağı çözüldü. Adeta morardım. Utancımdan kıpkırmızı oldum." diye açıklıyordu.
Başını açtıktan sonra okul içinde yaşadıklarını ise Y.C. bakın nasıl anlatıyor:
"Bugün başım hep önümde dolaştım. Beni kimse görmesin diye hiçbir tarafa bakmıyordum. Kimseyle yüz yüze gelmek istemedim. Sanki suç işlemiş gibi hissettim kendimi. Ünivesite kampusu içinde dolaşırken, "Allah'ım ne olur beni bugün hiç kimse görmesin." diye devamlı dua ettim. Çok utandım. Utandım ama bir taraftan "Bize bu uygulamaları reva görenler utansın." diye devamlı mırıldandım. Acaba ne gibi bir suç işlemiştim? Bu uygulamalar neden? Neden herkes istediği kıyafetle üniversite kampusu içinde dolaşırken, dersine rahat rahat girerken, neden ben giremiyorum? Devamlı bu soruların cevabını düşündüm. Sorular hep birbirini takip ediyordu. Ama cevap verecek birisi de yoktu. Kendim de bu soruların cevabını bulamadım."
"Artık benimde psikolojik sorunlarım var."
Hayatının en güzel günlerinde olması gereken B.S. "utanç odası" önünde yaşadığı bir olayı anlatıyor bize: "Üniversiteden dışarı çıkarken başımı örtüyordum. Polis bana 'İçerdeki odada başını örtebilirsin' dedi. Ben de 'Örterken değil, açarken utanıyorum.' diye cevap verdim." B.S:'nin yaşadıkları bununla da sınırlı değil. Yaşadığı sıkıntıların onun ruh sağlığını alıp götürdüğünden dert yanıyor.
"Her gün üniversite önünde polis görmekten bıktım. Bir hırsız, bir katil gibi algılanmak, itilmek onuruma dokunuyor." diyen B.S., "Sinirlerim artık bu stresi kaldırmıyor. En ufak bir şeyde kızıyor, ağlıyorum. Çevremdekileri üzüyorum. Hiçbir iş yapmak istemiyor, kitaplarımdan nefret eder oldum." diyor.
Hemen arkamızdaki gruba gözlerimizi çevirdiğimizde aynı gözleri, aynı yüzleri görüyoruz. Onların da birer B.S., Y.C. oldukları açıkça belli oluyor. Ve anlıyorum ki her yıl ülkemizde 6 bin şizofrenin ve binlerce ruh hastasının aramıza katılmasının birer parçaları da şimdi bizim yanımızda. Gencecik kızların yaşadıkları bu psikolojik kaosta, kaybettikleri sağlıkları kadar ülkemizde birer ferdini kaybetmiş olacak. Vedalaşıyoruz, ümit verecek bir iki cümle söylemeye çalışarak. Ama biz ümidimizi arkamızda bırakarak ayrılıyoruz, üniversitenin kalın duvarlarının arasından. (Tuncer Çetinkaya)
İnce ses kalınlaştırılıyor
Gırtlağın yanlış kullanımından kaynaklanan erkeklerdeki ince ses İbni Sina Hastanesi'nde yapılan tek seansta kalınlaştırılıyor.
Erkeklerdeki ince ses, bir seansta kalınlaştırılabiliyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Kulak-Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Gürsel Dursun, yaklaşık beş yıl önce kurulan ses hastalıkları ve gırtlak kanserlerine yönelik birimin, çalışmalarını başarıyla sürdürdüğünü bildirdi. Opera sanatçılarından öğretmenlere, politikacılara kadar sesini kullanarak geçimini sağlayan herkese, ses kullanımı ile ilgili problemleri konusunda hizmet verdiklerini anlatan Doç. Dr. Dursun, bir diğer çalışmalarının da, sesi kalınlaşmayan erkek çocuklar üzerine olduğunu kaydetti. Özellikle erkeklerin ergenlik döneminde dikkati çeken bu problemin büyük oranda gırtlağın yanlış kullanımından kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Dursun, bir seanslık gırtlak eğitimi ile sesin gırtlağa uygun olarak kullanılmasının öğretildiğini belirtti.
SESİ KORUMAK İÇİN NE YAPMALI ?
Doç. Dr. Gürsel Dursun, sesin de diğer organlar gibi "hastalanabildiğine" dikkati çekerek, sesi korumak için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:
Boğazınızı kazır tarzda temizlemeyin, öksürmeyin ve bağırmayın. (Bu hareket ses tellerinin çok şiddetli şekilde birbirine çarpmasına ve tahrişe neden olur. Bu durumda tercih edilecek en iyi yöntem hızlı ve şiddetli bir şekilde burnunuzu çekip, yutkunmaktır)
Boğazı gevşetmek için esnemek, bir miktar su içmek de yararlıdır. Konuşurken sizin için doğal olan ses perdesini kullanın. (İnsanların belli bir ses perde aralığı vardır ve normalde konuşmaların yüzde 70'ini bu ses aralığından yaparlar. Belli bir eğitim almadan bu aralığın sınırları dışına çıkmak, sese son derece olumsuz etki eder. Aynı şekilde sesinizi korumak amacıyla fısıldayarak konuşmayın. Bunun yerine alçak sesle konuşun.)
Sesinizi gırtlakta veya burunda odaklaştırmayın. (Doğru ses tam ağız boşluğunun ortasında ve dilin ucunda oluşturulmalıdır.)
Sesinizi kullanırken nefesinizi ayarlamayı öğrenin.
Aşırı derecede konuşmayın.
Ağız boşluğunu mümkün olduğunca açık tutun.
Gürültülü ortamlarda konuşmayın. (Böyle yerlerde konuşmak ses yorgunluğu, boğazda ağrı ve ses kısıklığına sebep olur.)
Sigara içmeyin, alkol kullanmayın.
Bol sıvı alın ve sesiniz için nemli ortamı sağlayın. ANKARA
|